Siyasetin içinde adeta bir virüs gibi yayılan bu durum, halkın oylarıyla belirli bir ideoloji veya parti çatısı altında seçilenlerin, kısa sürede tam tersi bir istikamete yönelmesiyle somutlaşıyor. Bu yönelişlerin tesadüf olmadığı, aksine çok önceden planlanmış ve belirli stratejiler dahilinde yürütüldüğü biliniyor. Seçimlerin hemen ardından başlayan bu arayışlar, kişisel zaafların ve siyasi boşlukların kullanılmasıyla şekilleniyor.

İktidar gücünün elinde bulundurduğu devasa imkanlar, zayıf karakterli veya geçmişinde bazı karanlık noktalar bulunan isimleri cezbetmek için kullanılıyor. Bu amaçla oluşturulan gizli mekanizmalar, hedef seçilen kişilerin tüm hayatını mercek altına alıyor. Aile ilişkilerinden mali durumlarına kadar her ayrıntı, atılacak bir sonraki adımın temelini oluşturuyor.

Süreçte üç ana unsur belirleyici rol oynuyor. İlk olarak, aday seçilen kişinin geçmişinde herhangi bir usulsüzlük veya yolsuzluk dosyasının olup olmadığına bakılıyor. İkinci aşamada, transfer karşılığında talep edilecek makam ve mevkiler masaya yatırılıyor. Son ve belki de en önemli kriter ise, bu saf değiştirme işleminin kişisel servete dönüşüp dönüşmeyeceği konusu oluyor.

Dolmabahçe Tribünlerinde Genç Kaleciye Protesto Şoku
Dolmabahçe Tribünlerinde Genç Kaleciye Protesto Şoku
İçeriği Görüntüle

Parti değiştirme eyleminin altında yatan temel nedenin hiçbir zaman ideolojik bir dönüşüm olmadığı, tamamen karşılıklı çıkarlara dayandığı görülüyor. Bir yandan seçim bölgesine hizmet götürememe bahanesi öne sürülürken, diğer yandan devlet imkanlarının ve para musluklarının bu geçişle birlikte açılacağı vadediliyor. Geçmişte yaşanan benzer örnekler, bu pazarlıkların ne kadar sonuç odaklı olduğunu defalarca kanıtladı.

Transfer edilen isimlerin ilk kazancı, genellikle üzerlerindeki hukuki yüklerden ve borçlardan kurtulmak oluyor. Bir gecede silinen borçlar ve kapatılan dosyalar, onur ve ilke gibi kavramların siyaset sahnesinden nasıl silindiğini gösteriyor. İktidar kanadı ise bu durumu, baskı veya şantaj yoluyla değil, tamamen kişilerin özgür iradesi ve memleketin şahlanışı gibi süslü cümlelerle savunmaya çalışıyor.

Öte yandan, cezaevinden gönderilen mektuplar, kalemini satmayan ve dik duruşundan ödün vermeyen isimlerin hala var olduğunu hatırlatıyor. Uzun yıllar boyunca mesleğine sadık kalanlara gönderilen bu mesajlar, siyasetin kirlenmiş koridorlarına rağmen umudun ve cesaretin önemini vurguluyor. Halkın gerçekleri görme çabası, bu tür onurlu duruşlarla desteklenmeye devam ediyor.

Sonuç olarak, siyasi ahlakın ve seçmene verilen sözlerin hiçe sayıldığı bu döneklik döngüsü, sadece kişilerin değil, koca bir sistemin güvenilirliğini zedeliyor. Güç ve para karşılığında saf değiştirenlerin yarattığı bu utanç tablosu, gelecekte toplumsal vicdan tarafından nasıl yargılanacaklarını da şimdiden belli ediyor.

Siyasetteki transferlerin perde arkası, kişisel zaafların nasıl pazarlık konusu yapıldığı ve muhalefetten iktidara geçişlerin toplum üzerindeki sarsıcı etkileri. İlkelerin çıkarlara feda edildiği bu süreçteki gizli stratejiler ve onurlu duruşun önemi.