Otoriterleşme artık sadece belirli bölgelere özgü bir sorun olmaktan çıkıp, yerleşik demokrasilerin içine kadar sızmış durumda. Eskiden "sorunsuz demokrasi" kategorisinde değerlendirilen yapılar, artık "kusurlu" ve "riskli" alanlarda geziniyor. Amerika örneğinde hazırlanan 12 maddelik ölçüm cetveli, bir ülkenin tam otoriter rejime ne kadar yaklaştığını sayısal verilerle kanıtlıyor. Bu cetvelde sıfır noktası ideal demokrasiyi, on puan ise tam otoriterliği temsil ediyor.

İfade özgürlüğü ve muhalefetin üzerindeki baskı maddesi, Amerika için artık sıfır noktasında değil. Göstericilere yönelik sert müdahaleler ve bazı olaylarda faillerin cezasız kalması, bu alandaki notu 4 seviyesine kadar yükseltmiş durumda. Konuşmanın hala serbest olduğu ancak eleştirinin bedelinin giderek ağırlaştığı bir atmosfer hakim. Benzer bir durum yargı bağımsızlığı için de geçerli; adalet sisteminin siyasi rakipleri susturma aracına dönüşmesi ve bağımsız olması gereken kurumların tehditlerle karşı karşıya kalması, sistemin içten içe çürüdüğünü gösteriyor.

Yasama organının baypas edilmesi süreci de endüstriyel bir hızla ilerliyor. Kongre’nin onayladığı fonların kişisel tercihlerle askıya alınması ve meclise danışılmadan yürürlüğe sokulan kararnameler, sandığın hala var olduğu ancak işlevinin azaldığı bir yapıyı beraberinde getiriyor. Bu durum, kararların tek bir merkezden alındığı bir yönetim anlayışına doğru gidişin en büyük işareti olarak kabul ediliyor.

Toplumsal bazda ise "iç tehdit" dili üzerinden azınlıkların hedef gösterilmesi, otoriterleşmenin klasik yakıtı olan korkuyu sürekli canlı tutuyor. Göçmenlerden bilim insanlarına kadar geniş bir yelpazede uygulanan bu baskı, akademik özgürlükleri ve medyanın bağımsızlığını da doğrudan etkiliyor. Fonların sadakat esasına göre dağıtılması ve eleştirel seslerin düzenleyici kurullarla kısılması, modern otokrasilerin en belirgin yöntemleri arasında yer alıyor.

En dikkat çekici başlıklardan biri olan kişilik kültü ve devlet gücünün kişisel kazanç için kullanılması ise notu 6 puan seviyesine çıkarıyor. Liderin isminin kurumlarla özdeşleşmesi ve başkanlığın bir ticari marka gibi pazarlanması, "otoriter estetik" olarak tanımlanan yeni bir yönetim tarzını doğuruyor. Buna eşlik eden aile şirketleri ve şaibeli gelirler, yolsuzluğun artık münferit bir olay değil, sistemin bir parçası haline geldiğini belgeliyor.

Son kertede, seçim güvenliği ve kuralların merkezden değiştirilmesi çabaları, demokrasinin son kalesinin de saldırı altında olduğunu gösteriyor. Otokrasiler artık tanklarla gelmiyor; seçimler iptal edilmeden de demokrasiler adım adım eritiliyor. Amerika örneği, demokrasinin bir günde kaybedilmediğini, her gün biraz daha eksildiğini ve hiçbir ülkenin bu riske karşı bağışıklığı olmadığını tüm dünyaya bir kez daha kanıtlıyor.

Belediye Başkanlarından Özgür Özel Hamlesi ve Birlik Mesajı
Belediye Başkanlarından Özgür Özel Hamlesi ve Birlik Mesajı
İçeriği Görüntüle

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki otoriterleşme eğilimlerinin 12 başlık üzerinden analizi. İfade özgürlüğünden yargı bağımsızlığına, kişilik kültünden seçim güvenliğine kadar sistemdeki aşınmanın sayısal boyutları ve demokrasinin geleceği.