Gerçek Gündem Haberleri

İran Saldırısı Riski: Üsler ve Hava Sahası Gerilimi

ABD-İran arasındaki savaş tehditleri tırmanırken, olası operasyonlarda hava sahası ve üs kullanımı talebi gündemde. İran'ın misilleme ihtimali, Kürecik Radar Üssü gibi hedefler ve bölgesel dengeler merak uyandırıyor.

Ortadoğu'da uzun süredir devam eden gerilimler, son günlerde yeni bir boyut kazanmış durumda. Karşılıklı tehditlerin havada uçuştuğu bu ortamda, bölgesel güçlerin pozisyonları yakından izleniyor. Özellikle büyük güçlerin olası hamleleri, komşu ülkeleri doğrudan etkileyebilecek nitelikte.

ABD ile İran arasında birkaç gündür karşılıklı savaş tehditleri yoğunlaşmış görünüyor. ABD, İran'ı kendi halkına yönelik ağır eylemler nedeniyle askeri müdahale ile tehdit ederken, İran da benzer sertlikte yanıtlar veriyor. Son olarak bir İranlı yetkili, Reuters Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, bazı ülkeleri ABD'nin olası saldırılarına ev sahipliği yapmamaları konusunda uyarmış ve üsleri vurabileceklerini ima etmiştir.

Bu açıklamalar, gözleri doğrudan ilgili ülkelere çevirmiş durumda. Eğer ABD bir operasyon düzenlerse ve bu operasyon için hava sahası veya askeri tesisler kullanılmak istenirse, izin mekanizması nasıl işleyecek? Olumlu bir yanıt durumunda İran'ın tepkisi ne olabilir?

Her şeyden önce şu nokta açıklığa kavuşturulmalı: ABD'nin ilgili ülkelerde doğrudan askeri üssü bulunmamaktadır. Örneğin İncirlik Hava Üssü, tamamen ulusal mülkiyet altındadır. 1954'te imzalanan Askeri Tesisler Anlaşması ile 1980'de imzalanan Savunma ve Ekonomik İş birliği Anlaşması, ABD'ye yalnızca kullanım hakkı tanımaktadır. Bu kapsamda bazı NATO ülkeleri ve ABD, uçak ile lojistik faaliyetler veya terörle mücadele operasyonlarında bu tesislerden yararlanabilmektedir. Ancak egemenlik, denetim ve nihai karar yetkisi tamamen ulusal otoritededir. İzin verilmezse kullanım mümkün olmamaktadır.

Anlaşmalara göre üs komutanlığı, ulusal hava kuvvetlerinden bir generale aittir. ABD, İncirlik dışında Kürecik Radar Üssü, İzmir'deki NATO Kara Komutanlığı gibi tesislerden de anlaşmalar çerçevesinde faydalanmaktadır.

Bu bilgiler ışığında şu sonuç çıkarılabilir: ABD, İran'a yönelik olası bir operasyonda hava sahasını, üsleri veya tesisleri kullanmak isteyebilir ancak bunu otomatik olarak gerçekleştiremez. Her durumda resmi izin alınması zorunludur. Hatta Amerikan uçaklarının hava sahasını geçişi bile izne tabidir.

Peki böyle bir talep gelirse yaklaşım nasıl olur? İktidar çevresinden ve diplomatik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, bu tür bir talep reddedilecektir. Olası operasyonlarda yalnızca insani faaliyetler için kullanım izni verilmesi öngörülmektedir.

Bu tavra rağmen İran, üsleri hedef alabilir mi? Bu soruya verilen yanıt dikkat çekicidir: İran, üsleri "ABD'yi hedef alma" gerekçesiyle vurabilir. Ancak hedef büyük olasılıkla İncirlik olmayacaktır. ABD'nin bölgedeki operasyonlarda iletişim ve istihbarat amacıyla sıkça kullandığı Kürecik Radar Üssü, olası bir çatışmada İran'ın doğal hedefi haline gelebilir.

Bu durumda ne gibi sonuçlar doğar? Yanıt oldukça nettir: Böyle bir saldırı doğrudan ülkeye yönelik sayılacak ve misliyle karşılık verilecektir.

Komşularla iyi ilişkiler sürdürme ve askeri gerilimi önleme çabalarına rağmen, provokatif çıkışlar risk yaratmaktadır. ABD'nin olası İran operasyonu, aynı zamanda diğer ülkeleri de denklemin içine çekebilecek bir gelişme potansiyeli taşımaktadır. Benzer riskler, bölgedeki bazı ülkeler için de geçerlidir.

Suudi Arabistan öncülüğündeki bazı Ortadoğu ülkelerinin ABD'yi İran'a saldırmaktan vazgeçirme çabaları da bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Karar vericiler açısından kritik bir nokta unutulmamalıdır: İran'ın artık kaybedecek çok az şeyi kalmış durumdadır. Buna karşılık istikrarlı, modern ve demokratik yapıya sahip ülkeler, çevresindeki ateş çemberine rağmen barış içinde varlıklarını sürdürmek zorundadır.

"Destek verip kazanç elde ederiz" düşüncesi, geçmiş deneyimlerde görüldüğü gibi ağır kayıplara yol açabilmektedir. Bu bakış açısı, rahmetli Turgut Özal döneminde olduğu gibi bugün de ciddi riskler barındırmaktadır.

Bölgesel gerilimlerin bu denli yükseldiği bir dönemde, her adımın uzun vadeli sonuçları dikkatle hesaplanmalıdır. Barış ve istikrar, en değerli öncelikler olarak korunmalıdır.