Yeni yıl, daha ilk günlerinden itibaren yoğun bir kaos atmosferiyle karşılandı. Önümüzdeki aylar boyunca herkesin temel kaygısı, ayakta kalmak ve geleceği öngörmek olacak. Uluslararası strateji kuruluşlarının yatırımcılar için hazırladığı 2026 beklenti raporları, bu tabloyu netleştirmekte önemli rol oynuyor. Bu raporlara erişim sağlanarak çıkarılan özet, küresel durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.

Raporların ortak vurgusu, dünyanın artık yönetilmediği, tamamen savrulduğu yönünde. Yeni bir düzenin kurulmasından söz etmek mümkün değil; mevcut düzen dağılıyor ve yerine henüz somut bir yapı oturtulmamış durumda. Kontrol mekanizmaları işlevsizleşmiş, yönlendirme boşlukta kalmış gibi görünüyor.

Küresel risklerin odağında artık Çin-ABD rekabeti veya Ukrayna'daki çatışmalar yer almıyor. En büyük tehlike, doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'nin kendisi olarak tanımlanıyor. ABD, uzun yıllardır sürdürdüğü düzeni dış tehditlerle değil, iç dinamiklerle kendi eliyle zayıflatıyor.

Bir Ülke Nasıl Çöker? Tarihin Acı Dersleri
Bir Ülke Nasıl Çöker? Tarihin Acı Dersleri
İçeriği Görüntüle

Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde yaşanan gelişmeler, basit bir otoriterleşme olarak nitelendirilemeyecek kadar derin bir sistem değişikliği anlamına geliyor. Devletin denge ve denetim unsurları, yargı bağımsızlığı, bürokrasi, medya özgürlüğü ve hatta seçim süreçleri doğrudan siyasi araçlara dönüştürülüyor. Hukuk, tarafsız bir çerçeve olmaktan çıkarak sadakat temelinde ödül ve ceza dağıtan bir mekanizma haline geliyor. Bu dönüşüm yalnızca iç mesele olarak kalmıyor; zira dünya, 1945'ten beri ilk kez güvenilirliği tartışmalı ancak alternatifsiz bir süper güçle karşı karşıya bulunuyor.

Avrupa kıtası ise oluşan bu boşlukta varlığını sürdürme mücadelesi veriyor ancak görünüm pek umut verici değil. Fransa, Almanya ve İngiltere eş zamanlı olarak siyasi tıkanıklık yaşıyor. Merkezdeki geleneksel siyaset erozyona uğrarken aşırı sağ ve aşırı sol akımlar güç kazanıyor, hükümetler etkin yönetim sağlayamıyor. ABD'nin Avrupa'ya yönelik güvenlik garantilerini geri çekme eğilimi, Rusya'nın hibrit taktikleri ve Ukrayna kaynaklı yorgunluk bir araya gelince kıta stratejik bir yalnızlığa itiliyor.

Rusya tarafında ise çatışmalar cephe hattından ziyade arka plan operasyonlarıyla ilerliyor: Sabotaj eylemleri, siber saldırılar, insansız hava araçları ve seçim süreçlerine müdahaleler öne çıkıyor. NATO'nun uzun süredir uyguladığı geri çekilme politikası sona eriyor. Bu durum, tek bir yanlış adımda açık çatışmaya dönüşebilecek yüksek gerilim yaratıyor.

Ekonomik görünüm ise daha da sert bir tablo çiziyor. Küresel sistem, serbest piyasa ile devlet kapitalizmi arasında net bir yol izlemiyor; aksine keyfi ve siyasi odaklı kapitalizm yaygınlaşıyor. ABD'de devlet, ekonomik kazananları ve kaybedenleri giderek daha açık şekilde belirliyor. Çin ise deflasyon döngüsünde sıkışmış halde ucuz üretimini dünyaya yayarak diğer ülkelerin sanayi altyapısını zayıflatıyor.

Bir tarafta kuralsız devlet müdahaleleri, diğer tarafta denetimsiz piyasa çöküşleri hakim durumda.

Yapay zeka alanında ise yeni riskler hızla hayatın merkezine giriyor. Asıl tehlike, makinelerin kontrolü ele geçirmesi değil; insanların düşünme, karar alma ve sorgulama kapasitelerini giderek devretmesi olarak tanımlanıyor. Sosyal medya platformlarının yarattığı tahribatın çok daha derin ve hızlı bir versiyonu yaklaşmakta. Bu alanda denetim mekanizmaları, etik kurallar veya kamu yararı odaklı yaklaşımlar bulunmuyor.

Tüm bu gelişmelerin üstünde bir de su kaynakları krizi yer alıyor. Nil Nehri'nden İndus'a, Sahel bölgesinden Güney Asya'ya kadar su, artık yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkmış durumda. Doğrudan jeopolitik bir araç haline gelmiş; devletler arası gerilimlerde, terör örgütlerinin hakimiyet alanlarında ve göç hareketlerinde belirleyici unsur konumuna yükselmiş.

Sonuç olarak, dünyayı bir arada tutan eski kurallar artık işlev görmüyor. Yeni kurallar ise henüz oluşturulmuş değil. Güç unsurları mevcut ancak meşruiyet zayıf; teknolojik ilerlemeler var ancak denetim eksik; devletler ayakta ancak uluslararası iş birliği yetersiz. Bu belirsizlik ortamı, 2026 yılının tamamını şekillendirecek gibi görünüyor.