Sözcüklerin anlam dünyası, kullanıldıkları bağlama göre büyük değişimler gösterir. Bazı ifadeler olumlu bir dönüşümü işaret ederken, diğerleri olumsuz bir tutumu yansıtır. Bu ayrım, günlük dilde olduğu kadar siyasal alanda da belirginleşir ve tartışmalara yol açar.

Son dönemde siyasette gözlemlenen dönüşler, döneklik kavramını yeniden gündeme taşımıştır. Dün savunduklarının tam tersini bugün benimseyenler, eski karşıtlarıyla yakınlaşanlar ve görüşlerini kökten değiştirenler, kamuoyunda şaşkınlık yaratmaktadır. Bu tür değişimler, siyasal ahlakın erozyona uğradığı eleştirilerini beraberinde getirmekte, izleyenlerde utanç verici bir izlenim bırakmaktadır. Döneklik, adeta bir ustalık haline gelmiş gibi görünürken, tutarlılık ve içtenlik ikinci planda kalmaktadır.
Ülkenin temel sorunları çözüm beklerken, kişisel çekişmeler ve söz düelloları ön plana çıkmaktadır. Demokrasi adına yapılan gösteriler, ciddiyetten uzaklaşmakta ve halkın beklentilerini karşılamamaktadır. Memurların, işçilerin ve emeklilerin geçim zorlukları giderek ağırlaşmakta, ancak bu konular yeterli ilgiyi görmemektedir. Yetkililerin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiği izlenimi, güven kaybını derinleştirmektedir. Rakamlarla savunulan kalkınma iddiaları, gerçek hayatta karşılık bulmamakta; ekonomik çöküşün etkileri halkın günlük yaşamını zorlaştırmaktadır.
Enflasyon kontrolden çıkmış gibi yükselmekte, dolar kuru sürekli artış göstermekte, çarşı ve pazardaki fiyatlar cep yakar hale gelmiştir. Eğitim sistemindeki karmaşa çözülememekte, dış ilişkilerde özellikle ABD ile olan dengeler dikkatle izlenmektedir. Bu sorunlar üzerinde durulması, hesap sorulması gereken başlıca konulardır. Muhalefet cephesinde yaşanan çalkantılar ise zamansız ve gereksiz girişimler olarak değerlendirilmekte, umut kırıcı bir etki yaratmaktadır.
Kişisel egemenlik mücadeleleri, yurttaşların geleceğe dair kuşku ve korkularını artırmaktadır. Özverili çabalarla halkı bilinçlendirmek, sorunlara sahip çıkmak ve hukukun üstünlüğünü sağlamak öncelik olmalıdır. Siyaset, bireyler için değil, toplum için bir hizmet alanı olarak görülmelidir. Bu ilkeler benimsenmedikçe, mevcut gelgitler devam edecek gibi görünmektedir.
Atatürk'ün emanet ettiği cumhuriyet değerlerini korumak, güçlendirmek ve yükseltmek, her bilinçli yurttaşın görevidir. Bu sorumluluk, onurlu bir duruşu gerektirir ve geleceğin teminatı olarak görülmelidir. Dönüşlerin olumlu yönde gerçekleşmesi, ancak bu ilkelerle mümkün olacaktır.




