Ekonomi dünyasında uzun süredir tartışılan kavramlar, zaman zaman köklü bir yeniden değerlendirmeye ihtiyaç duyar. Özellikle para birimlerinin değeri ve oluşum mekanizmaları, iktisat teorisinin temel taşlarından birini oluşturur. Bu alanda yapılan gözlemler, bazen alışılmış düşünceleri sorgulatacak nitelikte olur.

Nobel ödüllü iktisatçı Mundell, bir söyleşide para biriminin piyasa fiyatı olamayacağını vurgulamıştır. Bu görüş, para biriminin de bir mal olduğu ve fiyatının serbest piyasada oluştuğu şeklindeki yaygın kanaati doğrudan挑战 eder. Mundell'in bu önermesi, para üretiminin tekel niteliğine dayanır. Bir para biriminin üretimi, ilgili devlet veya devletler birliği tarafından merkez bankasına exclusive olarak verilmiş bir imtiyazdır. Tekel durumunda olan bir malın, iktisadi anlamda gerçek piyasa fiyatı oluşamaz.

Para biriminin fiyatı, diğer para birimleriyle değiştirme oranı olarak tanımlanır. Bu oran, kambiyo kuru, kur veya parite olarak bilinir. Kurun belirlenmesinde, para birimini üreten merkez bankasının uyguladığı politikaların etkisi büyüktür. Özellikle faiz ve para miktarı politikaları, bu süreçte belirleyici rol oynar. Ancak bu etki, sınırsız değildir.

Merkez Bankası şu dönemde enflasyonu kontrol altına alma çabası içindedir. Bu amaçla yüksek faiz ve düşük kur politikası izlenmektedir. Bu yaklaşım, enflasyonun düşürülmesinde etkili olsa da, ekonomi için kronik bir sorun olan cari açık ve döviz açığının kapanmasını engellemektedir. Cari açık konusunda ciddi bir kapanma hedefi bulunmamasına rağmen, cari fazla veren ekonomilere yönelik hayranlık ifadeleri sıkça dile getirilir. Japonya, Kore ve Çin gibi ülkelerin cari fazla ile elde ettiği kalkınma başarıları örnek gösterilirken, kendi ekonomisinde cari açık sürdürme eğilimi dikkat çekicidir.

İktisadın temel prensibi olan arz ve talep kanunu, döviz gelir ve giderlerinin kur sayesinde dengeye ulaşacağını belirtir. Yüksek faiz uygulamasıyla borç döviz girişi teşvik edilirse, döviz arzı artar ve kur baskılanır. Bu durum enflasyonu aşağı çeker ancak ihracatı zorlaştırırken ithalatı kolaylaştırır. Sonuçta döviz açığı, kurun yükselmesine zemin hazırlar.

Merkez Bankası'nın yaptığı bir araştırma, ihracat artışı ile kur seviyesi arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Araştırma sonuçlarına göre, dış talep büyümesi yüzde 1 artarsa ihracat yüzde 2,3 oranında yükselmektedir. Buna karşılık reel kur yüzde 1 düşerse ihracat sadece yüzde 0,2 artmaktadır. Bu bulgular, ihraç mallarının fiyat esnekliğinin oldukça düşük olduğunu göstermektedir. İhracat artışını sağlamak için dış talebin canlanması beklenmekten başka çare kalmamaktadır.

Bu araştırma sonuçları, kur baskılamasının devam ettirileceği izlenimini vermektedir. Ancak iktisadi ilişkilerin sonsuza kadar doğrusal olmadığı unutulmamalıdır. Hiçbir korelasyon kalıcı olarak lineer kalmaz. Aşırı baskılama, bir noktada tersine dönüş riski taşır. Viraja girmeden önce hız ayarlaması yapılmazsa olumsuz sonuçlar kaçınılmaz olur.

Emekli Maaşlarında Beklenmedik Gecikme: Zamlı Ödemeler Ertelendi
Emekli Maaşlarında Beklenmedik Gecikme: Zamlı Ödemeler Ertelendi
İçeriği Görüntüle

Her karar, geleceğe yönelik bir adımdır ve sonuçları zaman içinde ortaya çıkar.