Gündemin nabzı yine bir televizyon ekranında, oldukça hararetli bir konuşmayla tutuldu. Son günlerde sokaklarda görülen ve belirli bir siyasi figürü hedef alan pankartlar, sert bir dille eleştirildi. Konuşmacı, bu pankartların asıl amacının ne olduğunu, aslında neyin üzerinin örtülmeye çalışıldığını tane tane anlattı. Yapılan zamlar, ekonomik sıkıntılar ve vatandaşın geçim derdi gibi konuların bu tür hamlelerle nasıl unutturulmaya çalışıldığına dikkat çekildi.

Konuşmanın odağında, özellikle İstanbul'daki bir yerel yönetim figürüne yönelik "ağrı" benzetmesi vardı. Konuşmacı, iktidar kanadının bu isme karşı takıntılı bir tutum sergilediğini, hatta bu durumun tedavi edilemez bir boyuta ulaştığını savundu. Asılan pankartların, belirli bir kesimi mutlu etmek ve "yukarıya" selam çakmak amacıyla yapıldığı iddia edildi. "Suya zam, ulaşıma zam" gibi söylemlerle eleştirilen yerel yönetimin karşısına, iktidarın son yıllarda yaptığı devasa zamların listesi çıkarıldı. Doğalgazdan elektriğe, simitten peynire kadar birçok temel ihtiyaç maddesindeki fiyat artışları tek tek sıralanarak, asıl ekonomik tablonun ne kadar vahim olduğu gözler önüne serildi.

Daha da dikkat çekici olanı, bu pankartların asıldığı yerlerle ilgili ortaya atılan iddialardı. Konuşmacı, bu reklam panolarının aslında belediyeye ait bir şirketin elinden alındığını, yani "çöküldüğünü" ve bu alanların şimdi ücretsiz olarak iktidar propagandası için kullanıldığını öne sürdü. "Ellerinde belediye olmadığına göre bu kadar panoyu nereden bulacaklar?" sorusuyla, yapılan işlemin hukuksuzluğuna vurgu yapıldı. Bu durumun, siyasi hesapların ne kadar ince ve planlı yapıldığının bir göstergesi olduğu belirtildi.

2026 Belirsizlik Yılı: Küresel Kaos ve Riskler
2026 Belirsizlik Yılı: Küresel Kaos ve Riskler
İçeriği Görüntüle

Eleştiriler sadece pankartlarla sınırlı kalmadı. Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT), staj ve çıraklık mağdurları, Bağ-Kur esnafının prim gün sayısı gibi çözüm bekleyen devasa sorunlar da gündeme getirildi. Verilen sözlerin tutulmadığı, milyonlarca insanın mağdur edildiği ve bu mağduriyetlerin üzerinin yapay gündemlerle örtülmeye çalışıldığı ifade edildi. Konuşmacı, kendi belediyelerindeki su fiyatlarını örnek göstererek, eleştiri yapanların aslında kendi yönetimlerindeki pahalılığı görmezden geldiğini, hatta ülkenin en pahalı suyunu satan belediyenin kendi partilerinden olduğunu hatırlattı.

Sonuç olarak, bu sert çıkış, siyasi arenadaki rekabetin sadece söz düellosuyla sınırlı kalmadığını, sahadaki uygulamaların ve ekonomik gerçeklerin de bu mücadelenin tam merkezinde yer aldığını gösterdi. Vatandaşın gerçek gündemi olan geçim sıkıntısı ile siyasetin yapay gündemleri arasındaki uçurum, bir kez daha net bir şekilde ortaya konmuş oldu.