Belalı bir coğrafyada yaşadığımız bu topraklarda, ordunun gücü hayati öneme sahiptir. Ordumuz güçlü oldukça bu topraklarda güven içinde yaşayabiliriz; aksi takdirde parçalanma ve yok olma riskiyle karşı karşıya kalırız. Bu nedenle ordumuz, ulusun gözbebeği konumundadır.
Son yıllarda halk arasında ordumuza duyulan güvenin azaldığı üzücü bir gerçektir. Bu güven erozyonunun nedenleri arasında geçmişteki bazı davalar ve olaylar önemli rol oynamaktadır. Özellikle acayip nitelikteki davalar ile hain darbe girişimi gibi unsurlar, bu erozyonda büyük etkiye sahiptir. Bunun yanı sıra, Atatürkçü nitelikteki pırıl pırıl teğmenlerin ordudan atılması, Atatürk'ü sevmediğini ifade eden teğmenlerin mahkeme kararıyla geri alınması, askeri birliklerde zaman zaman ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları ve çok sayıda kahraman emekli subay ile generalin orduevlerine girişinin yasaklanması gibi uygulamalar da güven kaybını derinleştirmektedir.
Emekli subay ve generallere orduevlerine giriş yasağı getirilmesinin nedeni, genellikle özgürce konuşmaları ve ülkede işlerin nasıl düzeleceğine dair görüşlerini açıkça ifade etmeleridir. Oysa hayatlarını kelle koltukta bu ülkeye hizmetle geçirmiş, tecrübeli komutanların görüş ve eleştirilerinden yararlanmak çok daha akılcı bir yaklaşım olmaz mıydı? Bu tür yasaklar, ülkenin hangi sorununa gerçek bir çözüm getirmektedir?
Bu yasak listesine son olarak emekli bir paşa daha eklenmiştir. Emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu, Fenerbahçe Orduevi'nin nizamiyesinden geri çevrilmiştir. Kapıda görevli askerler, bu durumu söylerken utançlarından paşanın yüzüne bakamamışlardır. Kimlik kartı makineye sokulduğunda, sistemde "Bu kartın sahibi askeri sosyal tesislere giremez" uyarısı çıkmıştır.
Emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu, ordunun en başarılı ve en yiğit subaylarından biri olarak tanınmıştır. Hayatı adeta bir kahramanlık destanı gibidir. Yüzbaşı rütbesindeyken Hakkâri dağlarında terör örgütü mensuplarıyla mücadelesi dillere destan olmuştur. Terör örgütünün en azgın döneminde, her gün 20-25 şehit verilen zorlu koşullarda görev yapmıştır.
O dönemde Hakkâri Tugay Komutanı olan ve kahramanlığıyla ün yapan Osman Pamukoğlu, yazdığı "Unutulanların Dışında Başka Bir Şey Yok" adlı kitabında Naim Babüroğlu için şu sözleri kullanmıştır: "Bu subay da ne zaman uyur, ne zaman yemek yer, hiç görmemiştim. 24 saatte her yerde hazırdı..." Bu ifadeler, Naim Babüroğlu için adeta bir şeref madalyası niteliğindedir.
Atatürk sevdalısı bir Anadolu evladı olan Naim Paşa'nın, vahşi dağlarda ülkeyi bölmek isteyen terör örgütü elebaşının katilleriyle yaptığı şanlı mücadeleler unutulmuştur. Şimdi ise iyi niyetli ve açık sözlü yorumları nedeniyle kara listeye alınarak orduevlerine girişi yasaklanmıştır.
Öte yandan, yurt savunması için gece gündüz çarpıştığı terör örgütünün elebaşısı bebek katili, "kurucu önder" ilan edilmiş ve ona özgürlük sağlanması için çalışmalar yürütülmektedir. Bu durum, derin bir çelişki yaratmaktadır.
Kahramanlarına sahip çıkmayan, hayatlarını vatan savunmasına adamış generallerine yüz çeviren ve elli bine yakın vatandaşın ölümünden sorumlu teröristlere af getirilmeye çalışılan bir ortamda huzur nasıl sağlanabilir? İç cephe nasıl sağlam tutulabilir? İç barış nasıl gerçekleşebilir? Bu sorular, herkesin vicdanını sorgulaması gereken önemli meselelerdir.
Tebessüm Köşesi Diktatör Pinochet, kendisini eleştirdiği için yakalattığı subaya şöyle der: "Söyle bakalım, benim gözlerimden biri takmadır. Hangisi olduğunu bilirsen cezanı hafifletirim." Subay düşünmeden cevap verir: "Takma olan sol gözünüzdür." Pinochet şaşırır ve sorar: "Hemen nasıl anladın?" Subay: "Çünkü o gözünüz daha insanî bakıyordu."
Günün Sözü Gerçek cesaret, haklı bir dava için savaşmaktır.