Orta Doğu'daki gelişmeler son dönemde nefesleri tutturuyor. Özellikle Yemen'deki durum, yıllardır süren krizin yeni bir evreye girdiğini gösteriyor. Bölgedeki güç dengeleri, beklenmedik hamlelerle sarsılırken, herkes önümüzdeki günlerin ne getireceğini merak ediyor. Bu tür gerilimler, sadece yerel değil, bölgesel istikrarı da doğrudan etkiliyor.
Yemen, tam 10 yıldır kanlı bir iç savaşın pençesinde. Halkın yüzde 80'i insani yardıma muhtaç hale gelmiş durumda. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2014'ten bu yana 380 binden fazla insan hayatını kaybetti. Yaklaşık 13 milyon kişi hayatta kalma mücadelesi verirken, 400 bin çocuk yetersiz beslenmeden ölüm riskiyle karşı karşıya. Krizin kökleri, 1990'a kadar kuzey ve güney olarak ayrılan ülkede yatıyor. Güneydeki ayrılıkçı hareketler 1994'te bağımsızlığı hedeflemiş, 2014'te ise Husiler başkent Sana'yı ve kuzeyi ele geçirmişti. Bu, merkezi hükümetin Aden'e kaçmasına yol açtı.
Husiler, İran destekli radikal bir grup olarak kuzeyi kontrol ediyor. Bu durum, vekalet savaşlarını körüklerken, bölünmeden en karlı çıkan taraf oluyor. Koalisyonun içindeki çatlaklar, Husilerin elini güçlendiriyor. Özellikle güneydeki ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi'nin (STC) son hamleleri, dengeleri altüst etti. STC, petrol zengini Hadramut ve stratejik el-Mahra bölgelerini ele geçirdi. Bu ilerleyiş, koalisyon ortaklarını karşı karşıya getirdi.
Suudi Arabistan, STC'nin sınırlarına yaklaşmasını ulusal güvenlik tehdidi olarak görüyor. "Kırmızı çizgi" vurgusu yapan Riyad, Mukalla Limanı'nda BAE bağlantılı olduğu iddia edilen bir silah sevkiyatını bombaladı. Hadramut'ta askeri üsleri yeniden kontrol altına alma operasyonu başlattı. Vali Salim el-Hanbeşi, bu operasyonu "barışçıl yollarla" yapacaklarını, sivilleri hedef almayacağını ve savaş ilanı olmadığını açıkladı. Ancak Suudi destekli Ulusal Kalkan güçlerinin bölgeye konuşlanması, gerilimi zirveye taşıdı.
Birleşik Arap Emirlikleri ise STC'yi yıllardır destekliyor. Aden Havalimanı'nda uluslararası uçuşları durdurduğu iddiaları gündemde. Suudi Arabistan, Riyad'dan gelen bir heyeti taşıyan uçağın inişini STC'nin engellediğini söylüyor. Karşılıklı suçlamalar havada uçuşurken, BAE Yemen'deki son askeri birliklerini tamamen çekme kararı aldı. Bu çekilme, gerilimin bir sonucu olarak yorumlanıyor. Yemen hükümeti de BAE ile savunma anlaşmalarını askıya aldı.
STC cephesinden net mesajlar geliyor. Sözcü Anwar Al-Tamimi, ele geçirdikleri bölgelerden çekilme niyetleri olmadığını açıkladı. Ancak Suudi destekli güçlerin konuşlanmasını kabul ettiler; bu adım, uzmanlarca itibar kurtarma girişimi olarak görülüyor. Hadramut'un petrol zenginliği ve el-Mahra'nın Hürmüz Boğazı'nı baypas eden boru hattı projeleri için önemi, bu bölgeleri kritik hale getiriyor. STC'nin ilerleyişi, ekonomik çıkar çatışmalarını su yüzüne çıkardı.
Aden ve çevresindeki gelişmeler de dikkat çekici. Havalimanındaki uçuş yasakları, diplomatik krizi derinleştiriyor. Koalisyonun tamamen çözülme riski taşıdığı konuşuluyor. Husiler ise sessizce izliyor; iç çatışma, onların pozisyonunu güçlendiriyor. Uluslararası toplum harekete geçti: ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, taraflara sükunet çağrısı yaptı.
Bu gerilim, sadece askeri değil, insani boyutuyla da korkutucu. Milyonlarca insan zaten açlık ve hastalıkla boğuşurken, yeni çatışmalar felaketi büyütüyor. Koalisyon içi bu karşı karşıya geliş, Yemen'in bölünme sürecini hızlandırabilir. STC'nin ayrılıkçı hedefleri, merkezi hükümetin zayıflığını ortaya koyuyor.
Son operasyonlar ve kararlar, önümüzdeki haftaların daha sıcak geçebileceğini gösteriyor. Mukalla'daki bomba saldırısı, Hadramut operasyonu ve asker çekme hamlesi, zincirleme reaksiyonlar yaratıyor. Diplomasi kanalları açık tutulmaya çalışılsa da, karşılıklı suçlamalar güveni eritiyor.
Uzmanlar, STC'nin konuşlanma kabulünü geçici bir ateşkes gibi görüyor. Ancak koalisyonun iç çatlakları, Husilere alan açıyor. Petrol ve stratejik limanlar için süren bu mücadele, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.
Sonuç olarak, Yemen krizi tırmanışa geçti. Suudi Arabistan ile BAE arasındaki bu karşı karşıya geliş, ayrılıkçı hamleler ve insani dramla birleşince karanlık bir tablo çiziyor. Hadramut ve el-Mahra'daki gelişmeler, herkesin gözünü bölgeye çevirdi. Önümüzdeki günler kritik; diplomasi mi yoksa yeni çatışmalar mı baskın çıkacak? Bu sorular, Orta Doğu'nun nabzını hızlandırıyor. Gelişmeler, soluksuz takip ediliyor.