Dünya gündemi, gece saatlerinde Güney Amerika'dan gelen flaş haberlerle adeta sarsıldı. Uluslararası ajansların "son dakika" koduyla geçtiği gelişmeler, küresel piyasalarda deprem etkisi yaratırken, diplomatik kanallarda da olağanüstü bir hareketlilik başladı. Gecenin karanlığını aydınlatan patlama sesleri ve askeri hareketlilik, sadece bölgeyi değil, tüm dünyayı diken üstünde tutan bir kaosun fitilini ateşledi. Milyonlarca kişinin korku dolu gözlerle izlediği bu gelişmelerin ardından gözler, uluslararası toplumun ve bölge ülkelerinin vereceği tepkilere çevrildi. Beklenen o kritik açıklama ise çok geçmeden Başkent'ten geldi.
Okyanus ötesinden gelen ve teyit edilen bilgilere göre, Amerikan ordusu, Venezuela'ya yönelik geniş kapsamlı bir askeri operasyon başlattı. Beyaz Saray kaynakları ve bizzat ABD Başkanı tarafından yapılan açıklamalarda, operasyonun hedefinin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve rejim unsurları olduğu belirtildi. Karakas semalarında duyulan patlama sesleri ve stratejik noktalara yönelik hava saldırıları, bölgedeki gerilimi en üst seviyeye taşırken, Maduro ve eşinin ABD kolluk kuvvetleriyle iş birliği içinde yakalanarak ülke dışına çıkarıldığı iddiası, krizin boyutunu bambaşka bir noktaya taşıdı. Bu hamle, uluslararası hukuk ve devlet egemenliği tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Başkent'teki Dışişleri Bakanlığı kaynakları, yaşanan bu askeri müdahale karşısında sessiz kalmadı ve olayların başlamasının hemen ardından çok sert bir açıklama yayınladı. Ankara'dan yapılan açıklamada, egemen bir devlete yönelik dış kaynaklı askeri müdahalelerin ve yönetim değişikliği girişimlerinin "kabul edilemez" olduğu vurgulandı. Bölgedeki istikrarsızlığın daha da derinleşmesinden duyulan endişenin dile getirildiği metinde, uluslararası hukukun hiçe sayıldığı ve bu tür tek taraflı eylemlerin dünya barışına vurulmuş büyük bir darbe olduğu belirtildi. Diplomatik kaynaklar, sorunun diyalog yerine silah zoruyla çözülmeye çalışılmasının tehlikeli sonuçlar doğurabileceği konusunda uyardı.
Olayın yankıları sadece diplomatik koridorlarla sınırlı kalmadı; petrol zengini Venezuela'da yaşanan bu kaos, enerji piyasalarında da anında fiyatlamalara neden oldu. ABD'nin "demokrasiyi yeniden tesis etme" gerekçesiyle savunduğu, ancak karşı cephenin "işgal ve darbe" olarak nitelendirdiği bu operasyon, Birleşmiş Milletler nezdinde de acil toplantı çağrılarını beraberinde getirdi. Bölgedeki diğer Latin Amerika ülkeleri de gelişmeleri kaygıyla izlerken, yaşananların bir domino etkisi yaratmasından korkuluyor.
Operasyonun detaylarına inildiğinde ise Karakas, Miranda, Aragua ve La Guaira gibi kritik eyaletlerde askeri ve sivil noktaların hedef alındığı görülüyor. Venezuela hükümet yetkilileri, durumu "dış müdahaleden kaynaklanan olağanüstü hal" olarak tanımlarken, ülkenin stratejik kaynaklarının ele geçirilmek istendiğini savunuyor. Buna karşılık Washington yönetimi, operasyonun başarıyla tamamlandığını ve detayların ilerleyen saatlerde Mar-a-Lago'da düzenlenecek basın toplantısıyla duyurulacağını ilan etti.
Sonuç olarak, Güney Amerika'da patlak veren bu savaş hali, küresel dengeleri kökünden sarsmaya aday görünüyor. Başkent'ten yükselen "hukuka saygı" ve "diyalog" çağrısı, uluslararası kamuoyunda geniş yankı bulurken, önümüzdeki saatlerin neler getireceği büyük bir merak konusu. Gerek petrol fiyatlarındaki olası dalgalanmalar gerekse mülteci akını riski, krizin sadece Venezuela ile sınırlı kalmayacağını, tüm dünyayı etkileyecek bir boyuta ulaşabileceğini gösteriyor.




