Siyaset dünyasının tecrübeli isimlerinden biri, katıldığı bir televizyon programında gündemi sarsacak değerlendirmelerde bulundu. Uzun yıllardır konuşulan ancak üzerindeki sis perdesi tam olarak aralanmayan konulara değinen deneyimli siyasetçi, geçmişte yaşanan polemiklerden günümüzdeki adaylık tartışmalarına kadar pek çok başlıkta sessizliğini bozdu. Özellikle geçmişte yaşanan çok sert bir tartışmanın hukuki boyutuyla ilgili söyledikleri, izleyenleri hayrete düşürdü. Yıllar önce dile getirilen iddiaların ardından yaşanan sessizliğin nedenini açıklayan isim, adeta tarihe not düştü.

Gündemdeki bu çarpıcı açıklamaların odağında, yıllar önce yaşanan ve ülke siyasetinde büyük yankı uyandıran bir gerilim yer alıyor. O dönemde sarf edilen "parsel parsel" ifadeleri, hafızalardaki tazeliğini korurken, bu konunun hukuki bir sürece dönüşüp dönüşmediği hep merak konusu olmuştu. Deneyimli siyasetçi, aradan geçen onca zamana rağmen bu konuda geri adım atmadığını, sözlerinin arkasında durduğunu net bir dille ifade etti. Ancak asıl dikkat çeken kısım, bu iddiaların yargıya intikal edip etmediğiyle ilgili verdiği bilgiler oldu.

Konuyla ilgili olarak 2015 yılında yaptığı o meşhur konuşmayı hatırlatan isim, o günden bu yana tam 10 yıl geçtiğini vurguladı. Herkesin merak ettiği "Neden bir soruşturma açılmadı?" sorusuna ise oldukça manidar bir yanıt verdi. İddialarının çok ciddi olmasına ve kamuoyunda büyük infial yaratmasına rağmen, bu süre zarfında tek bir savcının bile kendisini ifadeye çağırmadığını açıkladı. Bu durumun normalliği sorulduğunda ise "Bilmem, anormallik sıradanlaştı" şeklinde sitemkar bir yanıt vererek, hukuki süreçteki durgunluğa dikkat çekti.

Melih Gökçek ile ilgili o dönemde dile getirdiği iddiaların arkasında olduğunu belirten siyasetçi, "O gün ne söylediysem bugün de aynı noktadayım, bir gram sapma yok" diyerek kararlılığını gösterdi. Eğer bugün bir dava açılsa veya savcılar tarafından çağrılsa, hiç çekinmeden gidip bildiklerini anlatacağını, ifadesini vereceğini belirtti. Konunun yargının işi olduğunu, kendisinin üzerine düşeni yaptığını ve bildiklerinin zaten herkesin malumu olduğunu ifade ederek topu bir nevi yargı makamlarına attı.

Programda sadece geçmiş hesaplaşmalar değil, güncel siyasi gelişmeler de masaya yatırıldı. Özellikle muhalefet kanadındaki Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmaları ve Ekrem İmamoğlu'nun durumu hakkında tecrübelerine dayanarak önemli analizler yaptı. İmamoğlu'nun adaylığının çok erken açıklanmasını stratejik bir hata olarak değerlendiren isim, bu erken çıkışın hukuki süreçlerin hedefi haline gelmesine zemin hazırlamış olabileceğini ima etti. Adaylık açıklanmasaydı belki de bu tür yargısal engellerle karşılaşılmayabileceği yorumunda bulundu.

Sokaklardaki Öfkenin Asıl Sebebi ve İktidarların Sığındığı O Masal
Sokaklardaki Öfkenin Asıl Sebebi ve İktidarların Sığındığı O Masal
İçeriği Görüntüle

Ayrıca mevcut Cumhurbaşkanı'nın yeniden aday olup olmayacağı konusu da gündeme geldi. Bu konuda henüz bir karar verilmediğini düşündüğünü belirten siyasetçi, böyle bir durumun ancak istişare yoluyla netleşeceğini ifade etti. Geçmişten bir örnek vererek, 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşananları anlattı. O dönemde adaylık için Abdullah Gül isminin nasıl belirlendiğini, yapılan istişareleri ve "kardeşlik hukuku" çerçevesinde alınan kararları detaylandırarak, siyasi geleneklerinde istişarenin önemine vurgu yaptı.

Sonuç olarak, siyasetin duayen isminin bu açıklamaları, hem geçmişte kapanmamış defterlerin hala açık olduğunu hem de önümüzdeki seçim sürecinin ne kadar çetin geçeceğini gözler önüne serdi. Özellikle "savcıların çağırmadığı" yönündeki itirafı, hukuk ve siyaset ilişkisi üzerine yeni tartışmaların fitilini ateşleyecek cinsten. Siyasi kulisler şimdi bu sözlerin yansımalarını ve muhataplarından gelecek olası cevapları bekliyor.