Coğrafyamızda yaşanan hareketlilik, sadece bir komşu ülkenin iç meselesi olmaktan çıkıp tüm yönetimler için çok ciddi dersler barındıran bir tabloya dönüşmüş durumda. Sokaklarda yükselen seslerin sadece geçim sıkıntısı veya pahalılıkla ilgili olduğunu düşünmek, yaşananların büyüklüğünü ve derinliğini görememek anlamına gelir. Başlangıçta ekonomik taleplerle ortaya çıkan tepkilerin, kısa süre içinde nasıl boyut değiştirdiğini ve meselenin bir rejim sorgulamasına dönüştüğünü iyi analiz etmek gerekir. Zira bu tür toplumsal patlamalar, sadece bugünün değil, yıllardır biriken ihmallerin ve baskıların bir sonucudur.

Komşumuzda yaşanan olayların fitilini ateşleyen ekonomik darboğaz, yerel para biriminin dramatik bir şekilde değer kaybetmesiyle birleşince halkın sabrı taşma noktasına geldi. Ancak meydanları dolduran kalabalıkların öfkesi, sadece ekmek fiyatına veya enflasyona değil. İnsanlar artık daha fazla özgürlük, şeffaflık ve adalet talep ediyor. Yöneticilerin, halkın bu meşru taleplerine kulak tıkaması ve şiddetle karşılık vermesi ise krizin boyutunu derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Tarihsel sürece bakıldığında, büyük para kaybı ve devalüasyonların ardından gelen toplumsal çalkantıların, yönetim değişikliklerine ve büyük kırılmalara yol açtığı pek çok kez tecrübe edilmiştir. 1957, 1970, 1980 ve 2001 yıllarında yaşanan ekonomik krizlerin siyasi sonuçları hafızalarda hala tazedir.

Tam bu noktada, yönetimi elinde bulunduranların başvurduğu o tanıdık savunma mekanizması devreye giriyor: "Dış Güçler". Yönetimdeki beceriksizliklerin, yolsuzlukların ve liyakatsizliğin üzerini örtmek için kullanılan bu masal, artık kitleler üzerinde eski etkisini göstermiyor. Ülkeyi yönetenler, "bizi yıkmak istiyorlar", "ajanlar kışkırtıyor" gibi söylemlerle sorumluluğu başkalarına atmaya çalışsa da, sokağın gerçeği çok başka. Halk, yaşadığı yoksulluğun, işsizliğin ve adaletsizliğin faturasının hayali düşmanlara değil, bizzat kötü yönetime ait olduğunu görüyor. Zira gerçekten güçlü olan, adaletin ve demokrasinin işlediği bir devleti hiçbir dış güç sarsamaz. Bir ülkeyi yıkan dışarıdaki düşmanlar değil; içerideki korku, yalan ve hesap vermekten kaçan anlayıştır.

Bülent Arınç'tan Erdoğan İçin Şok İfade: Kardeş Filandır Diyecek!
Bülent Arınç'tan Erdoğan İçin Şok İfade: Kardeş Filandır Diyecek!
İçeriği Görüntüle

Ekonomik çöküşlerin tek sorumlusu olarak dış mihrakları göstermek, "biz başaramadık" itirafını yapamayan iktidarların acizliğidir. Ancak bu masalın da bir sonu var. Halkın yaşadığı acılar, hiçbir süslü yalanla örtülemez hale geldiğinde, o çok güvenilen söylemler de iflas eder. Komşudaki rejimin, kendi başarısızlığını örtmek için sarıldığı bu bahaneler, yaklaşan sonu engellemeyecek, sadece belki biraz geciktirecektir. Kendi ülkemizde de benzer masalları dinlemekten yorulmuş kitleler için alınacak en büyük ders; bir ülkenin ancak adalet, liyakat ve özgürlükle ayakta kalabileceği gerçeğidir. Yönetimlerin yapması gereken, çökmekte olan baskıcı rejimlere destek vermek veya aynı bahanelere sığınmak değil, halkın refahını ve özgürlüğünü önceleyen gerçekçi politikalar üretmektir.