Başkentte alınan kararlar ve uygulanan politikalar, vatandaşın gündelik hayatını doğrudan etkilerken, perde arkasında işleyen çarklar çoğu zaman gözden kaçırılıyor. Son günlerde yaşanan gelişmeler, sadece ekonomik bir krizle değil, aynı zamanda yönetimsel bir şaşırtmaca ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Özellikle yurt dışı alışveriş limitleri, vergi adaletsizliği ve finans sektörüne yönelik hamleler, aslında büyük bir planın parçaları olarak karşımıza çıkıyor. Vatandaşın ucuz ürüne ulaşmasının engellenmesi ile başlayan süreç, arka planda çok daha derin bir sermaye transferi ve güç savaşına işaret ediyor.

Günlük Hava Tahmini: Soğuk ve Bulutlu Hava Hakim
Günlük Hava Tahmini: Soğuk ve Bulutlu Hava Hakim
İçeriği Görüntüle

Son dönemde gündemi meşgul eden yurt dışı alışveriş kısıtlamaları, aslında vatandaşın cebine yapılan doğrudan bir müdahale olarak yorumlanabilir. Yurt dışından 30 Euro gibi cüzi rakamlarla getirilen ürünlere getirilen yasaklar ve gümrük duvarları, içerideki fahiş fiyat politikasını korumaya yönelik bir adım olarak görülüyor. Öyle ki, yurt dışında 80 birime alınan basit bir araç içi aparatın, içerideki satıcılar tarafından 4800 birime satıldığı bir ortamda, vatandaşın ucuz alternatife ulaşması engelleniyor. Ancak gelen tepkiler üzerine bu kısıtlamanın esnetileceği veya kaldırılacağı yönünde kulis bilgileri dolaşmaya başladı. Bu "yap-boz" tahtasına dönen kararlar, aslında piyasadaki yerleşik düzenin ve ithalatçı lobilerin ne kadar güçlü olduğunu, vatandaşın alım gücünün ise nasıl hiçe sayıldığını kanıtlıyor.

Ekonomik tablonun bir diğer karanlık yüzü ise vergi adaletsizliğinde gizli. Bir yanda maaşlı çalışanlar, beyaz yakalılar ve asgari ücretliler, gelirleri daha ellerine geçmeden ciddi vergi kesintilerine maruz kalırken, diğer yanda devasa cirolara sahip iş dünyası temsilcilerinin ödediği vergiler şaşkınlık yaratıyor. Ülkenin en önemli ticaret odalarından birinin başkanının, 2023 yılında ödediği verginin sıfır olması veya tahakkuk etmemesi, sistemin kimden yana işlediğini açıkça ortaya koyuyor. Fabrikadaki ustabaşının patronundan daha fazla vergi ödediği bu düzen, ekonomik modelin sadece belirli bir zümreyi zenginleştirmek üzerine kurulduğu gerçeğini gözler önüne seriyor.

Kamu kaynaklarının nasıl eritildiğine dair anlatılan "takvim ihalesi" örneği ise bürokrasideki çürümeyi en basit haliyle özetliyor. Bir belediye başkanının seçim desteği karşılığında bir matbaacıya verdiği işin, zabıta müdüründen başkan yardımcısına kadar her kademede nasıl budandığı, 100 bin adetlik işin kağıt üzerinde kalıp paranın nasıl paylaşıldığı ibretlik bir vaka olarak karşımızda duruyor. Siyasetin finansmanının belediyeler ve kamu ihaleleri üzerinden sağlandığı bu sistemde, tüyü bitmemiş yetimin hakkı, bürokratik çarklar arasında "kırışılarak" yok ediliyor.

Tüm bunların ötesinde, finans dünyasında çok daha tehlikeli bir operasyonun hazırlığı yapılıyor olabilir. Ülkenin köklü bankalarından birine ve onun iştiraklerine yönelik başlatılan incelemeler, 2000'li yılların başındaki bankacılık krizini hatırlatan riskler taşıyor. Girişim sermayesi fonları üzerinden yürütülen soruşturmaların, aslında bankanın yönetimine müdahale etmek veya el koymak için bir araç olarak kullanılabileceği endişesi hakim. Bu tür bir hamlenin, sadece o bankayı değil, tüm bankacılık sistemini derinden sarsacağı ve mevduat sahiplerini tedirgin edeceği uyarısı yapılıyor. Ekonomik istikrarın pamuk ipliğine bağlı olduğu bir dönemde, bankacılık sistemi üzerinde oynanacak bir oyunun bedelini yine en ağır şekilde vatandaşın ödeyeceği aşikar.