Televizyon kanalları arasında gezinirken bazı ekranlar insanın içini sızlatabiliyor. Özellikle eskiden canlı ve güncel yayınlar yapan bir kanalın, birden sessizleşmesi dikkat çekici bir durum yaratıyor.
Rahmi Turan, TELE1 kanalını izlerken yaşadığı rahatsızlığı dile getiriyor. Kanalda artık suya sabuna dokunmayan, sıradan paket programlar yayınlandığını belirtiyor. Güncel haber yok, yorum yok, ülke sorunlarını yansıtan hiçbir içerik yok.
Bu değişimin nedeni, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ'ın casusluk suçlamasıyla tutuklanması ve kanala kayyum atanması olarak gösteriliyor. Bağımsız bir haber kanalı olan TELE1'in o gün öldürüldüğü ifade ediliyor. Halktan ve haklıdan yana gerçekçi yayınlar yapan bir kanalın, rahatsız edenlerden dolayı ipinin çekildiği vurgulanıyor.
Merdan Yanardağ'ın casus olduğu iddiasına kesinlikle inanılmadığı belirtiliyor. Merdan Yanardağ'dan casus çıkmaz denilerek, amacın onu susturmak olduğu savunuluyor. Davanın henüz başlamadığı, bağımsız yargıda gerçeğin ortaya çıkacağına inanıldığı kaydediliyor.
Tüm dostlarının, Merdan Yanardağ'ın gerçek haberciliğin ve özgür yorumların kurbanı olduğu inancında olduğu aktarılıyor. Suç iddiası varsa yargılanabileceği, ancak tutuklamanın ve kanala kayyum atamanın neden gerektiği sorgulanıyor. Yanardağ'ın sadece bir sanık olduğu, daha yargılanmadığı, üstelik televizyonun sahibi olmadığı, sahibinin oğlu olduğu hatırlatılıyor.
Babasının suç işlediği varsayılsa bile oğlunun kabahati olmadığı, televizyonun neden elinden alındığı eleştiriliyor. Ülkede hala demokrasi olduğu iddia edilirken, sopalı demokrasi olup olmayacağı sorusu yöneltiliyor. Demokrasilerde mala mülke böyle el konulup konulmayacağı tartışılıyor.
Eşi Sevim Hanım, Merdan Yanardağ için düzenlenen Dayanışma İmza Günü'nde Silivri Cezaevi'nden yazdığı mektubu okudu. Yanardağ mektubunda, amacın susturamadıkları ve lisansını iptal etmeyi göze alamadıkları TELE1'e el koymak, kendisini ve arkadaşlarını susturmaya çalışmak olduğunu belirtiyor.
Yanardağ ile uzun zaman birlikte program yapan Prof. Dr. Emre Kongar, onun dürüstlüğünden yüzde 100 emin olduğunu, ona ve kendine her türlü eleştiri yöneltilebileceğini ancak casus denemeyeceğini vurguluyor. Bağımsız yargıda tüm gerçeklerin ortaya çıkacağı ve adaletin yerini bulacağı düşünülüyor.
Makalede ayrıca emekli maaşı konusuna da değiniliyor. 20 bin liralık en düşük emekli maaşı, sefalet ücreti olarak tanımlanıyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın, emeklilere bu ücreti vermek ölün demek olduğu ifadesi aktarılıyor.
Maaşlara yapılan düşük zamdan sonra emeklilerin bayram ikramiyelerine yapılacak zam netleşti. 16 milyonu aşan emeklinin Ramazan ve Kurban bayramlarında aldığı ikramiyeler 1000 lira arttırılarak 5000 liraya yükseltiliyor. 1000 liranın bir emeklinin eşiyle ucuz bir lokantada akşam yemeği parası kadar olduğu belirtiliyor.
MHP Aydın İl Başkanı Halûk Alıcık, emeklileri kadir bilmezlikle suçlayarak milletin haline şükretmediğini, şükürsüzlüğün memleketin sonu olacağını söyledi. İktidar ortağının kafasının bu olduğu, insanların huzur ve refah beklerken daha çok bekleyeceği ironik bir şekilde dile getiriliyor.
Makalenin sonunda bir tebessüm köşesi yer alıyor. Temel'in zor seçimi başlıklı fıkrada, çapkın Temel'e Türk kızları mı Rus kızları mı diye soruluyor. Temel ikisinin de güzel olduğunu söylüyor, ancak tercih sorulduğunda hiç düşünmeden Türk kızları diyeceğini, düşünürse Rus kızları demekten korkacağını belirtiyor.
Günün sözü ise şöyle: Bazı insanların bedenleri yaşar ama ruhları ölmüştür.
Sonuç olarak, basın özgürlüğü ve demokrasi tartışmaları, bir gazetecinin durumu üzerinden yeniden gündeme gelirken, emeklilerin ekonomik zorlukları da eleştirilerin odağında yer alıyor. Bu tür gelişmeler, kamuoyunda geniş yankı uyandırmaya devam ediyor.




