İktidar cephesi 2026’yı “reform yılı”, “şahlanış yılı” olarak pazarlarken, geniş kesimler için gündelik hayat hâlâ yüksek enflasyon, ağır vergi yükü ve daralan alım gücü ile şekilleniyor. Yeni döneme dair umut vadeden söylemler, özellikle 2000’li yılların başındaki görece istikrar dönemine gönderme yaparak yeniden güven üretmeye çalışsa da, emekli ve asgari ücretli için tablo çok daha farklı bir hikâye anlatıyor.
Reform yılı söylemi ve 24 yıllık vaat yorgunluğu
Siyasi iktidar 2026’yı “reform yılı”, “şahlanış yılı” olarak tanımlarken, bu dil yeni değil; yıllardır “Yüzyıl”, “Emekliler yılı”, “şahlanıyoruz”, “Ay’a gidiyoruz” gibi yüksek tonda vaatler gündemi belirledi. Aynı çizgide, ekonomi yönetimi de 2026 sonu için enflasyonun belirgin biçimde gerileyeceğine, sonrasında tek haneli seviyelerin görüleceğine dair hedefler açıklıyor.
Makro planda çizilen bu iyimser tablo, siyasi söylemde “ekilen tohumların meyve vereceği, küresel ligde tartışmasız yer edinen güçlü bir ekonomi” imajını besliyor. Ancak 24 yıla yayılan süreçte, “kişi başına gelirin 25 bin dolar olacağı, ekonominin ilk 10’a gireceği, enflasyonun tek haneye ineceği” gibi hedeflerin gerçekleşmemiş olması, toplumda ciddi bir vaat yorgunluğu oluşturuyor.
Asgari ücret ve emekli maaşı: Şahlanış kimin için
2026 yılı için net asgari ücretin 28 bin 75 lira olarak açıklanması, kâğıt üzerinde önceki yıllara göre yüksek görünse de, kalıcı yüksek enflasyon nedeniyle alım gücü ciddi şekilde aşınmış durumda. Reel hesaplamalar, bu düzeyin bugünkü fiyatlarla çok daha düşük bir gerçek alım gücüne denk geldiğini gösteriyor; yani rakam büyüse de cebe giren “gerçek” değer eriyor.
En düşük emekli aylığının 20 bin lira civarında belirlenmesi, emeklileri asgari ücretin altında, yoksulluk sınırından çok uzakta bir seviyeye hapsediyor. Asgari ücretliler ve emekliler, aileleriyle birlikte toplam nüfusun yaklaşık yüzde 60–70’ini oluştururken, bu tablo “reform” ve “şahlanış” söyleminin geniş toplum kesimlerinde karşılık bulmasının önündeki en büyük engel haline geliyor.
Enflasyon, vergiler ve eriyen refah algısı
Son yıllarda yüksek enflasyon, dolaylı vergiler ve sık gelen zamlar, özellikle düşük ve orta gelirli hanelerin bütçesini delip geçen bir baskı unsuru olarak öne çıkıyor. Bir yandan “enflasyonu tek haneye indireceğiz”, “güçlü istikrar refah getirecek” denilirken, diğer yandan temel tüketim kalemlerindeki artış, geniş kesimlerin her yılı bir önceki yılı arar hâle getirdiği bir kısır döngü yaratıyor.
Orta vadeli resmi programlarda enflasyonun kademeli düşeceği, cari açığın daralacağı ve rezerv birikiminin kalıcı olacağı öngörülse de, ücretlilerin ve emeklilerin satın alma gücünü artırmaya dönük somut, kalıcı sonuçlar henüz netleşmiş değil. Bu uçurum, “bizi kıskanıyorlar” türü iddialı söylemlerle gündelik hayat tecrübesi arasındaki gerilimi daha görünür kılıyor.
2002–2011 mirası, 2011 sonrası kırılma
İktidarın ilk yılları, özellikle 2002–2011 dönemi, sıkça hatırlatıldığı gibi, daha disiplinli ve reformcu bir ekonomik çerçeve ile anılıyor; o yıllar, önceki dönemde atılan adımların da etkisiyle görece istikrar algısının güçlendiği bir faz olarak kayda geçti. Küresel likidite bolluğu, yapısal reformların etkisi ve sıkı maliye politikası, büyüme ve enflasyon dinamiklerinde görece olumlu bir tablo sunmuştu.
Ancak 2011 sonrasında reform ivmesinin yavaşlaması, kurumsal yapının zayıflaması ve hukuk alanında derinleşen belirsizlikler, kırılganlıkların artmasına yol açtı. Bu yıllarla birlikte, dış kaynak girişine ve iç talep genişlemesine dayalı büyüme modelinin sınırları daha net görünmeye, üretim ve verimlilik temelli bir dönüşüm ihtiyacı daha yüksek sesle konuşulmaya başlandı.
Cumhurbaşkanlığı sistemi ve ekonomik yönetim
2017 referandumu ile kabul edilen ve 2018’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, karar alma süreçlerini tek merkezde topladı ve fiilen “tek imzayla yönetim” dönemini başlattı. Bu yapı, piyasalarda kişilere bağlı risk algısını büyütürken, denge-denetim mekanizmalarının zayıflaması, ekonomi yönetiminde öngörülebilirliği azalttı.
Kurumların bağımsızlık algısının aşınması, özellikle para politikası ve düzenleyici otoritelerin kararlarında siyasi baskı tartışmalarını artırdı. 2023 Haziran’ında ekonomi yönetiminin başına getirilen isimlerin “rasyonel zemine dönüş” söylemi, ilk anda bir umut dalgası üretse de, devamında enflasyonun yüksek seyri, faiz kararlarında gecikmeler ve yapısal reformların sınırlı kalması, bu “rasyonelleşme” iddiasını büyük ölçüde kâğıt üzerinde bıraktı.
Hukuk devrimi ve liyakat çağrısı
Gerçek bir “şahlanış” için ilk şartın kapsamlı bir “hukuk devrimi” olduğu tespiti, bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. Bağımsız ve öngörülebilir bir yargı düzeni, mülkiyet hakkının güvence altına alınması ve liyakate dayalı bir kamu yönetimi olmadan hiçbir ekonomik programın kalıcı refah üretemeyeceği açık biçimde görülüyor.
Bu çerçeve, uluslararası yatırımcıların da sürekli vurguladığı “hukukun üstünlüğü, kurumsal güven ve şeffaflık” parametreleriyle birebir örtüşüyor. Ekonomi çevrelerinden gelen “sadece para politikasıyla enflasyonla mücadele edilemeyeceği, yapısal reformlar ve etkin maliye politikasının şart olduğu” uyarıları da, hukuki ve kurumsal altyapı güçlenmeden 2026 “reform yılı” söyleminin hedefe ulaşamayacağını ima ediyor.
Toplumsal moral, mizah ve zayıflayan ekonomi
Ekonominin “kilo kaybetmesini” mizahi bir dille anlatan Temel fıkrası, “şahlanış” söylemi ile toplumun hissettiği zayıflama arasındaki çelişkiye ayna tutuyor. Apandisit ameliyatı sonrası “20 kilo veren” karakter, gerçekte küçük bir parçanın değil, bütün bedenin eridiğini fark etmeyen bir algıyı temsil ediyor; tıpkı rakamlarla oynanırken toplumun gerçek refah kaybının göz ardı edilmesi gibi.
Bu mizahi yaklaşım, ağır ekonomik koşullarda bile tebessüm etmenin bir dayanma mekanizması olduğuna işaret ediyor; ancak gülümseme, yapısal sorunları görünmez kılamıyor. Sonunda hatırlatılan, “dünyanın en zor üç şeyi: sır tutmak, bağışlamak ve insan yönetmek” sözü ise, siyaset ve yönetim sanatının ne kadar ince bir denge gerektirdiğini, ekonomik tercihlerin aslında doğrudan “insan yönetimi”yle ilgili olduğunu hatırlatıyor.



