Son dönemde bölgesel dinamiklerde yaşanan gelişmeler, birçok kişiyi yakından ilgilendiren bir yoğunluk kazanmış durumda. Geçmişteki devrim süreçleri ile güncel olaylar arasındaki paralellikler, yeni tartışmaları beraberinde getirirken, bu durumların olası yansımaları geniş kesimlerde merak uyandırıyor. Acaba tarih tekerrür mü ediyor, yoksa yeni bir evre mi başlıyor?

1979 yılında İran'da gerçekleşen devrim, dönemin ABD Başkanı Carter'ın ülkeyi "fırtınalı bir denizde istikrar adası" olarak nitelendirmesine rağmen kısa sürede patlak verdi. CIA'nın 1978 raporunda devrim olasılığı öngörülemezken, sokak gösterileri hızla yayıldı ve Şah Rıza Pehlevi Ocak 1979'da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Ayetullah Humeyni, 1 Şubat 1979'da Paris'ten dönerek yönetimi ele geçirdi; bazı kaynaklara göre iki milyon kişi tarafından karşılandı. Bu kalabalıkta öğrenciler, memurlar, entelektüeller, tüccarlar, işçiler, esnaflar ve din adamları yer aldı.

Humeyni'nin dönüşüyle İran için ABD "şeytan ve düşman" haline geldi. Bu gelişme, ABD'nin Ortadoğu'daki en büyük kaybı olarak değerlendirildi ve İran "ezeli düşman" konumuna yerleşti. Sol kesimler Humeyni'yi anti-emperyalist lider olarak görürken, entelektüel çevreler "Siyasi İslam"ın kültürel amacını öngöremedi. Sonuçta devrim, solun ve entelektüel kesimin sonu oldu.

Humeyni yönetimi devraldıktan hemen sonra Başbakan Ecevit iyi niyet mesajı gönderdi. İran'ın Büyükelçisi Turgut Tülümen, 15 Şubat 1979'da Humeyni tarafından kabul edildi ve bu kabul yeni rejimin tanınmasını sağladı. Tülümen'in anılarında şu detaylar yer aldı: Kabul yerinin girişinde ayakkabılar çıkarıldı, Humeyni yere serili ince bir şilte üzerinde bağdaş kurmuştu, herkes yere oturdu.

Yönetim değişikliğinden sonra bazı devlet görevlileri ve iş adamları servetlerini yurt dışına transfer edip kaçtı. Kaçamayanlar arasında eski başbakanlar, bakanlar, generaller ve üst düzey bürokratlar vardı; yüzlerce kişi damlarda kurşunlanarak idam edildi, cesetleri gazetelerde günlerce sergilenerek korku salındı. Bu acımasızlık, sol kesimlerin desteklediği devrimin gerçek yüzünü ortaya koydu.

2025'in son günlerinde İran'da geniş çaplı gösteriler başladı ve altıncı gününe ulaştı. Bu protestolar, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun ABD ziyaretine denk geldi. Devrik Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi, sosyal medya üzerinden gösterileri yaygınlaştırmaya çalıştı.

11 Eylül 2001'den 10 gün sonra Pentagon'da hazırlanan gizli belgede, "Beş yıl içerisinde Irak'la başlayan ve sonrasında Suriye, Lübnan, Libya, Somali ve Sudan'la devam edip İran'la bitecek yedi ülkeyi dağıtacağız" ifadesi yer aldı. Altı ülke bu süreçten geçerken, İran rejim değişikliği için hedef haline geldi.

Son 10 yılda İsrail ve ABD, İran'ın askeri yeteneklerini nokta operasyonlarıyla test etti. Haziran 2025'te İsrail 12 gün süren hava operasyonuyla İran'ın nükleer ve askeri hedeflerini vurdu; ABD ise üç ana nükleer tesisi bombardıman etti. Değerlendirmelere göre İran uzun süreli çatışma sürdüremez durumda.

İran, dünyanın üçüncü veya dördüncü büyük petrol rezervine ve ikinci büyük doğalgaz varlığına sahip olmasına rağmen, 46 yıllık Molla rejimi çöken para birimi, enflasyon, ekonomik kriz ve yoksullaşma getirdi. Rejim topluma sadece acı ve gözyaşı vadetti.

"Siyasal İslam"ın etkin olduğu ülkelerde ordu askerlik sanatından uzaklaşır; dini hükümler ön plana çıkınca savunma kapasitesi zayıflar, liyakat sistemi çöker, adam kayırmacılık artar. Bu rejimlerin tek silahı algı yönetimidir.

İran'ın çöküşü, Suriye ve Irak politikalarından ders alınmazsa felaketle sonuçlanabilir. 476 kilometre sınırdan göçmen akınına hazırlık var mı; kuzey Irak'tan PKK'nın PJAK kolu için kaç terörist İran'a geçtiği bilinmiyor. PJAK'ın özerklik ilanıyla Irak, Suriye ve İran halkaları tamamlanırsa sonraki halka kalır.

Ulusal çıkarları ve güvenliği esas alan politika izlenmezse, "Terörsüz" süreci terör örgütünün dağılmadan sürdürülmesi durumunda sıra burada olur.

Tarih bir dikiz aynasıdır; arada bir bakılması gereken derslerle dolu. İran'daki gelişmeler, benzer rejimlerin sürdürülemezliğini bir kez daha gösterdi. Bu uyarılar, jeopolitik risklere karşı uyanık olmayı gerektiriyor.

Gelişmelerin bölgesel yansımaları geniş kapsamlı olabilir. Petrol ve doğalgaz rezervleri bağlamında ekonomik hesaplar, askeri operasyonlarla birleşince yeni dengeler oluşuyor. Bu süreç, sadece bir ülkeyle sınırlı kalmayıp zincirleme etkiler yaratabilir.

Maduro’nun New York’taki Kritik Duruşması: Dava Ertelendi
Maduro’nun New York’taki Kritik Duruşması: Dava Ertelendi
İçeriği Görüntüle

Sonuç olarak, İran'daki rejim krizi ve tarihsel paralellikler, ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. "Siyasi İslam"ın getirdiği zayıflıklar, ekonomik çöküş ve dış müdahaleler, benzer senaryoların habercisi olabilir. Ulusal güvenlik politikalarının gözden geçirilmesi, bu riskleri minimize etmek için vazgeçilmez görünüyor. Gelişmeler, yakın takip edilmeye değer bir önem arz ediyor.