İran'daki gelişmeler, milyonlarca kişiyi doğrudan etkileyen bir süreç haline geldi ve bu durum sınır ötesindeki topluluklarda da yoğun duygusal yankılar yaratıyor. Özellikle iletişim kısıtlamaları ve şiddet olayları, belirsizliği daha da derinleştirerek endişeleri körüklüyor. Bu tablo, farklı nedenlerle yurtdışına yerleşmiş bireylerin ortak çaresizliğini ön plana çıkarıyor.
İran'da 28 Aralık'ta başlayan ve kısa sürede ülkenin tamamına yayılan protestolar yaklaşık üç haftadır devam ediyor. Yetkililer net veri paylaşmazken insan hakları örgütleri ve muhalif ağlar ölü sayısını binlerle, gözaltıları on binlerle ifade ediyor. İnternet ve telefon hatlarının kapatılması, ülkedeki gelişmeleri dışarıdan izlemeyi neredeyse imkansız hale getirdi.
Avrupa Birliği ve ABD gibi ülkeler İran yönetimine orantısız güç kullanımına son verilmesi çağrısı yaparken Tahran yönetimi protestoları yabancı güçlerin yönlendirdiği bir kalkışma olarak tanımlıyor.
Bu gelişmeler yaklaşık 100 bin İranlının yaşadığı diasporayı doğrudan etkiliyor. Farklı dönemlerde ve nedenlerle yurtdışına gelmiş olsalar da bugün aynı duyguda buluşuyorlar: Uzaktan izlemek zorunda kalmanın yarattığı çaresizlik, iletişim kesintileri nedeniyle büyüyen kaygı ve şiddetin tırmanmasından duyulan korku.
Sara 43 yaşında, yazılım ve bilgisayar mühendisliği alanında yüksek lisans yapmış. Yaklaşık 20 yıldır yurtdışında yaşıyor, evlilik nedeniyle gelmiş ve burada kalmış. 16 yaşında bir oğlu var. İran'daki eğitimine rağmen güzellik uzmanı olarak çalışıyor ve sekiz yıldır kendi işyerini işletiyor.
Ömrünün yarısını yurtdışında geçirmiş olsa bile İran'da yaşananların canını yaktığını söylüyor. Çocukluğundan itibaren maruz kaldığı baskıyı sistematik bir hayat biçimi olarak tanımlıyor. İlkokuldan itibaren zorla kapatıldıklarını, kızlar ve erkeklerin ayrı okullarda okuduğunu, daima baskı ve örtünme zorunluluğu olduğunu vurguluyor.
Ancak bugün yaşananların bu baskının çok ötesinde olduğunu belirtiyor. Artık saç veya başörtüsü meselesi olmadığını söylüyor. Mesele İran'ın sahip olduğu büyük zenginliklerin halka yansımaması: Petrolü, uranyumu var, devlet çok para kazanıyor ama halka hiçbir pay düşmüyor, varsa yoksa mollaların cebine gidiyor.
Protestoların kapalı çarşı esnafının sokağa çıkmasıyla başladığını hatırlatarak rejimin liyakatsizliğinden dolayı bu durumun yaşandığını ifade ediyor. Kendileri ceplerini doldururken itiraz edene ölüm cezası verildiğini söylüyor. Ne zaman bir şeyi sorgulasalar hapis, para cezası ve idamla karşılaştıklarını belirtiyor.
İran'ın tüm şehir ve köylerinde halkın ayağa kalktığını söyleyen Sara, molla rejimini, zorla İslam hükümetini, şeriatı istemediklerini, ülkelerini layık birinin yönetmesini istediklerini dile getiriyor.
Ailesinin tamamı İran'da, yaklaşık 10 Ocak'tan beri haber alamıyor, başına bir şey gelmiş olabileceğini düşünüyor. İnternetin görüntülerin dünyaya ulaşmasını geciktirmek için kesildiğine inanıyor.
Yurtdışını artık evi olarak gördüğünü ama korkusunun geleceğe uzandığını söylüyor: Ya on yıl sonra aynı şeyler oğlunun başına gelirse?
Doran 37 yaşında, evli ve üç yaşında çocuk babası. 2015'te Hristiyanlık inancı nedeniyle baskı, zulüm ve hayati tehditler sonucu İran'ı terk etmiş. Yaklaşık on yıldır yurtdışında, eşiyle Farsça konuşan kilise topluluğunda pastoral hizmet yürütüyor.
İran'daki gelişmeler onda karmaşık duygular yaratıyor: Zulmün yıkılmasından sevinç duyuyor ama hayatını kaybedenler için yas içinde. Keşke halkının yanında olabilseydim diye düşünüyor.
Yurtdışında çoğunlukla saygı gördüğünü ama İran hükümetiyle yakın ilişkileri olan bir ülkede güvenlik ve inanç özgürlüğü açısından emin olmadığını söylüyor.
Şu anda iletişim neredeyse tamamen kesilmiş, altı gündür ailesinden haber alamıyor. Nadiren ulaşan bilgiler ölümlerle ilgili. İran'a dönmenin kendisi için seçenek olmadığını, sınırda tutuklanacağını biliyor.
İnsanların özgürlük ve onurlu yaşam istediği için öldürüldüğünü, bir tek insanın ölümünün bile meşru gösterilemeyeceğini söylüyor. Diktatörlük ayakta kalırsa öldürmenin daha kolay hale geleceğini belirtiyor. Dünyadaki devletlerden zulmü kınamalarını bekliyor.
Meryem 47 yaşında, 11 yıldır yurtdışında. İran'da çocuk psikolojisi eğitimi almış. Devlet onayı sürecinde mesleğiyle ilgisi olmayan sorular sorulmuş, kapalı olmadığı, cumaya gitmediği söylenerek elenmiş.
Yurtdışına geldikten sonra kendi imkanlarıyla ayakta kalmış, bakıcılık yapmış, güzellik salonunda çalışmış. Bugün evli ve çocuk annesi.
Hayatından memnun ama kalbi İran'da. Yaşananlar yüreğini yakıyor, halk yoruldu ve rejimi istemiyor. Günlerdir ailesinden haber alamıyor, bu acı çok ağır, elimizden çok şey gelmiyor, tek yapabildiğimiz seslerini dünyaya duyurmak.
Reza 37 yaşında, evli ve dokuz yıldır mülteci statüsünde. Güvenlik baskıları ve sosyal kısıtlamalar nedeniyle gelmiş. Farsça konuşan topluluklara medya faaliyetleri, eğitim programları ve travma desteği veriyor. Spikerlik ve dublaj yapıyor, işi sorumluluk olarak görüyor.
Gelişmeler onda öfke, üzüntü, korku ve umut yaratıyor hepsi aynı anda. İnsan hayatının değersizleşmesine üzüntü, döngüye öfke, aile için korku, yeni kuşağın korkuyu reddetmesinden umut.
Her mesaj ve kesinti felaket ihtimali demek. Fiziksel olarak güvende ama zihin ve kalp İran'da, iki dünya arasında sıkışmışlık hissi veriyor. Uzaktan izlemek çaresizliği artırıyor.
Tüm bu röportajlar uzakta olmanın duygusal yükünü ortaya koyuyor. İletişim kesintileri kaygıyı büyütürken rejim karşıtlığı ve özgürlük talebi ortak nokta haline geliyor. Protestoların şiddeti diasporada derin korku ve belirsizlik yaratıyor.
Sonuç olarak bu gelişmeler yalnızca İran içindekileri değil yurtdışındakileri de derinden sarsıyor. Çaresizlik ve umut karışımı duygular ön plana çıkarken seslerini duyurma çabası devam ediyor. Gelişmelerin seyri diasporadaki kaygıları daha da yoğunlaştırabilir.




