Suriye'nin kuzeyinde yaşanan gelişmeler, bölgesel istikrar açısından kritik öneme sahip olaylar zincirini oluşturuyor. Özellikle Halep çevresindeki çatışmaların seyri, geniş kesimlerin dikkatini çekmeyi başarıyor ve gelecekteki senaryoları tartışmaya açıyor. Bu süreç, hem yerel hem de uluslararası aktörlerin tutumlarıyla şekilleniyor.

Halep krizi, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kentten çekilmesiyle sıcak çatışma aşamasını geride bıraktı. Ancak kuzeydeki denklem hala karmaşıklığını koruyor ve son olaylar daha zorlu bir dönemi işaret ediyor. Krizin kökeni, SDG ile Şam yönetimi arasındaki 10 Mart 2025 mutabakatına dayanıyor. Bu mutabakat, SDG'nin merkezi yapıya entegrasyonunu öngörüyordu ancak uygulanmasında ciddi anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Aralık ayı sonunda başlayan çatışmalar, Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun operasyonuyla yoğunlaştı ve 10 Ocak'ta uluslararası arabuluculukla SDG'nin kenti terk etmesiyle sona erdi. Bu gelişme, Beşşar Esad rejiminin devrilmesinden bu yana bölgedeki en ağır çatışma olarak kaydedildi.

İran Protestoları Diasporada Çaresizlik Yarattı
İran Protestoları Diasporada Çaresizlik Yarattı
İçeriği Görüntüle

Halep'teki operasyon, uzmanlara göre bir test alanı niteliği taşıyordu. Suriye için temel risk, PKK uzantısı olarak görülen YPG'nin omurgasını oluşturduğu SDG'nin varlığı olarak değerlendiriliyor. Özellikle Fırat'ın batısındaki Halep, Şam yönetimi için stratejik önemde ve SDG/YPG'nin iki mahalledeki kontrolü kabul edilemez bir durum olarak görülüyor. İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Hazar Vural, operasyonun birikimlerin sonucu olduğunu ve bir test alanı işlevi gördüğünü belirtiyor. Vural'a göre terör unsurlarının atılması zorunlu, egemenlik tek ve silah tekeli devlete ait olmalı. SDG/YPG'nin entegrasyonu ancak bireysel katılım yoluyla mümkün; örgüt ise süreci uzatıyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 9 Ocak'taki açıklamaları da dikkat çekiciydi. Fidan, SDG'nin PKK uzantısı olduğunu vurgulayarak güç veya tehdit olmadan diyalog olmayacağını ifade etti. Bu tutum, SDG'ye yönelik baskının artırılacağını işaret ediyor. Milli Savunma Bakanlığı ise operasyonun Suriye ordusu tarafından gerçekleştirildiğini belirterek tek devlet ve tek ordu ilkesiyle Suriye'nin birliğinin desteklendiğini, terör mücadelesinde yardım talep edilirse sağlanacağını açıkladı.

Suriye ordusunun operasyonlarını genişletip genişletmeyeceği ise en çok merak edilen sorular arasında yer alıyor. İktidara yakın kaynaklara göre mutabakat ilerlemezse operasyonlar genişleyebilir. Dr. Hazar Vural, entegrasyonun silahlı yapıların bireysel devlet dahil olmasıyla gerçekleşebileceğini savunuyor ve SDG/YPG'nin başkent egemenliğini kabul etmediğini belirtiyor. Askeri seçenek konusunda temkinli yaklaşan Vural, Ankara'dan gelen "güvenlik için her şey yapılabilir" mesajını hatırlatıyor. Diplomatik araçlar öncelikli olsa da Suriye ordusunun eğitilmiş ve hazır olduğu vurgulanıyor. Fırat doğusu için Şam'ın sabrı tükendiğinde operasyon olasılığı bulunuyor ve bu durumda destek seviyesi belirleyici olacak.

Baskı yöntemleri arasında ekonomik ve idari adımlar da öne çıkıyor. Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi'ye göre SDG mutabakata uymazsa etap etap gelir kaynakları kesilecek, petrol sahaları ve gümrükler kontrol altına alınacak, ardından SDG bölgelerden sökülecek. Bu yaklaşım, askeri operasyonun yanı sıra alternatif baskı mekanizmalarını gündeme getiriyor.

Halep krizi, iç süreçleri de etkileyebilir nitelikte. SDG'ye yönelik baskı, çözüm süreci tartışmalarını sekteye uğratabilir. DEM Parti eş başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, ateşkesin kalıcı olmasının önemini vurgularken Halep'teki çözümün baltalanmasının Ankara'dakini de etkileyeceğini belirtiyor. Çözümün mümkün olduğunu savunan Bakırhan, SDG'nin Ankara'ya davet edilmesi gerektiğini ifade ediyor.

PKK'nın rolü de tartışmanın kritik unsurlarından biri. Güvenlik kaynakları, PKK'nın çatışmalarda etkin olduğunu ve SDG'ye savaş talimatı verdiğini öne sürüyor. Bu durum, devletin güvensizliğini artırıyor. Olumlu senaryoda ise SDG mutabakata uyarsa istikrar sağlanabilir ve teröre karşı adımlar hızlanabilir. SDG Komutanı Mazlum Abdi uzlaşıya açık mesajlar verirken Kandil'den gelen kalın ve savaş talimatı çelişkili bir tablo çiziyor.

Erdoğan liderliğindeki teröre sıfır tolerans politikası devam ediyor ve olayların bu süreci akamete uğratamayacağı görüşü hakim. TBMM'deki ilgili komisyon rapor aşamasında ve yakın zamanda toplantı bekleniyor. Yankılar arasında AKP'li Orhan Miroğlu'nun Kürtlerin vurulduğu yönündeki ifadeleri ve Hüseyin Çelik'in kuzey Irak benzeri diplomatik yaklaşım önerisi dikkat çekiyor.

ABD'nin SDG'ye desteği ise başka bir belirsizlik unsuru. ABD'nin ilgisini başka bölgelere kaydırdığı yorumları yapılıyor ve SDG'ye desteğin azaldığı, rolünün kriz sınırlamak ve SDG'yi Fırat doğusuna çekmekle sınırlı kaldığı belirtiliyor. Dr. Hazar Vural, ABD politikasında tutarsızlık gördüğünü ve SDG'yi Şam'la denk konumlandırmasının kabul edilemez olduğunu vurguluyor. Ankara-Washington ilişkileri olumlu seyretse de terör müttefikliği ulusal güvenliğe aykırı olarak değerlendiriliyor. Ayrıca SDG/YPG'nin İsrail tarafından İran'a karşı partner olarak görülebileceği ve Tel Aviv'in Washington'u baskılayabileceği ihtimali dile getiriliyor.

Tüm bu gelişmeler bir araya geldiğinde Halep krizinin tamamen bitmediği, yalnızca sıcak çatışma aşamasının geride kaldığı anlaşılıyor. Suriye'nin kuzeyindeki karmaşık denklem, mutabakatın uygulanması, operasyon olasılıkları ve uluslararası aktörlerin tutumlarıyla şekillenecek. İstikrarın sağlanması için diplomatik adımlar ön planda olsa da askeri ve ekonomik baskı seçenekleri masada kalmaya devam ediyor.

Sonuç olarak, Halep'teki son olaylar Suriye'nin geleceğine dair önemli ipuçları sunuyor. Egemenlik, entegrasyon ve terörle mücadele eksenindeki tartışmalar, bölgesel dengeleri doğrudan etkileyecek nitelikte. Gelişmelerin seyri, hem yerel hem de uluslararası düzeyde yakın takip gerektiriyor. Mutabakatın hayata geçirilmesi, kalıcı istikrarın anahtarı olarak öne çıkıyor.