Ortadoğu'da son dönemin en hassas diplomasi trafiğine sahne olan gelişmeler, beklenmedik bir hızla ilerliyor. Bölgesel güvenlik dengeleri açısından kritik önem taşıyan bir süreç, büyük devletlerin arabuluculuğunda masaya yatırıldı. Yıllardır düşman olarak konumlanan iki komşu ülke arasındaki buzların erimesi için atılan adımlar, uluslararası camianın dikkatini çekiyor. Son saatlerde yapılan açıklamalar, bölgede yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor olabilir.

İsrail ve Suriye ABD Gözetiminde İletişim Mekanizması Kuruyor
İsrail ve Suriye ABD Gözetiminde İletişim Mekanizması Kuruyor
İçeriği Görüntüle

Washington yönetimi, İsrail ile Şam arasında gerilimin düşürülmesi ve ilişkilerin daha istikrarlı bir zemine oturtulması amacıyla kendi gözetiminde özel bir koordinasyon platformu oluşturulduğunu duyurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, her üç tarafın da imza attığı mutabakat metni kamuoyuyla paylaşıldı. Açıklamaya göre, İsrail ve Suriye'nin üst düzey yetkilileri, Washington'ın himayesinde Fransa'nın başkenti Paris'te kritik bir toplantı gerçekleştirdi ve iki devlet arasındaki ilişkilere dair hayati konuları ele aldı.

Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından İsrail ile Suriye, her iki ülke için de kalıcı güvenlik ve istikrar düzenlemelerinin sağlanması yönündeki kararlılıklarını yeniden teyit ettiklerini belirtti. Ortak açıklamada kullanılan ifadelerde, tarafların istihbarat paylaşımı, askeri gerilimin azaltılması, diplomatik ilişkiler ve ticari fırsatlar konusunda ABD'nin gözetimi altında acil ve sürekli koordinasyonu sağlayacak ortak bir iletişim mekanizması kurmaya karar verdikleri vurgulandı. Bu mekanizmanın temel amacının, herhangi bir anlaşmazlığı derhal ele almak ve olası yanlış anlamaları önlemek için bir platform görevi üstlenmek olduğu ifade edildi.

Yapılan açıklamada, Washington yönetiminin her iki ülkeye de sunduğu desteğin altı önemle çizilirken, ortak bildirinin gerçekleştirilen önemli toplantının ruhunu ve tarafların gelecek nesillerin yararı için ilişkilerinde yepyeni bir sayfa açma kararlılığını yansıttığı belirtildi. Bu ifadeler, sadece kısa vadeli çözümler değil, uzun soluklu bir barış sürecinin hedeflendiğine işaret ediyor. Bölgede istikrar arayışının bu denli üst düzey bir mutabakata dönüşmesi, uluslararası diplomasi çevrelerinde önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump ile Florida'daki Mar-a-Lago konutunda gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Paris'teki müzakerelerin yolu açıldı. Trump'ın Netanyahu'ya kısa sürede somut bir anlaşmaya varılması için görüşmelerin sürdürülmesi gerektiğini vurguladığı, Netanyahu'nun ise İsrail'in kırmızı çizgilerinin korunması şartıyla bu talebe olumlu yaklaştığı öğrenildi. Bu gelişme, Trump yönetiminin Ortadoğu politikasında aktif bir rol üstlenme iradesini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Paris'teki görüşmelerde İsrail tarafını temsil eden heyette değişiklikler yapıldı. Tel Aviv'i, İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Başbakan Netanyahu'nun askeri danışmanı ve aynı zamanda gelecek dönemde Mossad'ın başına geçecek olan Roman Gofman ile Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Vekili Gil Reich temsil etti. Bu isimlerin seçilmesi, İsrail'in görüşmelere verdiği önemi ve süreci stratejik düzeyde yönetme arzusunu gösteriyor. Özellikle geleceğin istihbarat şefinin masada olması, güvenlik konularının ne denli ağırlıklı ele alındığına işaret ediyor.

Suriye tarafınıysa Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Genel İstihbarat İdaresi Başkanı Hüseyin es-Selame temsil etti. Şam yönetiminin de görüşmelere hem diplomasi hem de istihbarat alanında en yetkili isimlerini göndermesi, sürecin ciddiyetini ve her iki tarafın da somut sonuçlar alma konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor. İstihbarat başkanlarının masada olması, güvenlik konularında detaylı ve teknik görüşmelerin yapıldığını gösteriyor.

ABD'den görüşmelere Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump'ın damadı Jared Kushner katıldı. Kushner'in masada olması, özellikle dikkat çeken bir detay. Trump'ın ilk döneminde İbrahim Anlaşmaları'nın mimarlarından biri olan Kushner'in bu görüşmelerde yer alması, Washington'ın bölgede kapsamlı bir normalleşme sürecini hedeflediğini düşündürüyor. ABD'nin bu denli üst düzey ve çeşitli uzmanlık alanlarından temsilciler göndermesi, sürece verdiği stratejik önemi açıkça ortaya koyuyor.

Paris görüşmeleri, yaklaşık iki ay aradan sonra gerçekleştirilen ve taraflar arasındaki sürecin beşinci turu olarak kayıtlara geçti. Daha önceki turlarda çeşitli nedenlerle tıkanan müzakerelerin yeniden masaya getirilmesi ve bu kez somut bir mutabakat metni ile sonuçlanması, Trump yönetiminin baskısının ve arabuluculuk çabalarının etkili olduğunu gösteriyor. Özellikle Trump'ın Ortadoğu politikasında hızlı sonuç alma arzusu, tarafları masada tutmak için önemli bir motivasyon kaynağı oldu.

Müzakerelerin merkezinde, 1974 yılında Suriye ile İsrail arasında imzalanan ve Golan sınırında çatışmasızlık sağlayan Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması'nın yeniden yürürlüğe sokulması yer alıyor. Şam yönetimi, İsrail ordusunun 8 Aralık 2024 tarihinden önceki askeri hatlara geri çekilmesini talep ediyor. Bu talep, Suriye'deki rejim değişikliğinin ardından İsrail'in güney bölgelerde genişlettiği askeri varlığının geri çekilmesini içeriyor. Suriye'nin temel beklentisi, egemenlik haklarının tam anlamıyla tanınması ve toprak bütünlüğünün korunmasıdır.

İsrail tarafının ise güvenlik endişelerini gidermeye yönelik garantiler aradığı biliniyor. Tel Aviv yönetimi, Suriye topraklarının İsrail'e yönelik tehdit oluşturabilecek unsurlara ev sahipliği yapmaması konusunda net teminatlar istiyor. Bu bağlamda kurulacak ortak iletişim mekanizması, her iki tarafın da endişelerini dile getirebileceği ve anlık gelişmeleri paylaşabileceği bir platform olarak tasarlanıyor. Özellikle istihbarat paylaşımı konusu, karşılıklı güvenin inşası açısından kritik bir başlık olarak öne çıkıyor.

Askeri gerilimin azaltılması konusunda atılacak adımlar da mutabakat metninin önemli maddelerinden birini oluşturuyor. Taraflar, sınır bölgelerindeki askeri hareketliliğin kontrol altına alınması, ani çatışmaların önlenmesi ve olası kriz anlarında hızlı iletişim kanallarının açık tutulması konusunda uzlaştı. Bu düzenlemelerin, bölgede yıllardır süren gerginliği azaltmada önemli bir rol oynayacağı değerlendiriliyor.

Diplomatik ilişkiler başlığı altında, iki ülke arasında resmi temsilciliklerin açılması ve çeşitli seviyelerde düzenli diyalog mekanizmalarının kurulması konuları ele alınıyor. Her ne kadar tam diplomatik normalleşme henüz gündemde olmasa da, bu adımların zaman içinde daha kapsamlı bir ilişki ağına evrilebileceği öngörülüyor. Özellikle ticari fırsatlar konusunun masaya gelmesi, ekonomik işbirliğinin de uzun vadede değerlendirilebileceğine işaret ediyor.

Bölge ülkeleri ve uluslararası aktörler, Paris görüşmelerinin sonuçlarını yakından takip ediyor. Özellikle Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi inşa etmeye çalışan Washington için, İsrail-Suriye diyalogunun başarıyla yürütülmesi önem taşıyor. Bu sürecin başarıyla sonuçlanması durumunda, bölgedeki diğer çatışma noktalarında da benzer arabuluculuk çabalarının artabileceği düşünülüyor. Trump yönetiminin Ortadoğu'da kalıcı bir barış mimarisi kurma hedefi, bu tür girişimlerin çoğalmasına yol açabilir.

Uzmanlar, kurulan ortak iletişim mekanizmasının işleyişinin süreci belirleyeceğini vurguluyor. Mekanizmanın ne sıklıkla toplanacağı, hangi düzeylerde temasların sürdürüleceği ve acil durumlarda nasıl bir protokol izleneceği gibi operasyonel detaylar, önümüzdeki günlerde netleşecek. ABD'nin bu mekanizmada oynadığı gözetim rolü, taraflar arasında güven inşasında kritik bir faktör olarak değerlendiriliyor.

Bölgesel güçlerin bu gelişmelere tepkileri henüz tam olarak netleşmedi ancak özellikle İran'ın süreci nasıl değerlendireceği merak konusu. İsrail-Suriye yakınlaşması, Tahran'ın bölgedeki nüfuz alanını etkileyebilecek bir gelişme olarak görülüyor. Benzer şekilde, Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığı ve İsrail ile arasındaki hassas denge de bu yeni süreçten etkilenebilir. Bölgesel aktörlerin dinamiklerini dikkate alan bir anlaşma metni hazırlanması, sürecin sürdürülebilirliği açısından önemli.

Paris görüşmeleri sırasında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da Fransa'da olduğu öğrenildi. Bu tesadüfün ötesinde bir anlam taşıyıp taşımadığı henüz netlik kazanmadı ancak bölgesel denklemlerde önemli bir aktör olan Ankara'nın süreçten haberdar tutulduğu ya da danışıldığı yönünde spekülasyonlar yapılıyor. Özellikle Suriye'nin kuzeyindeki hassas dengeler ve sınır güvenliği konularında Ankara'nın rolü göz ardı edilemeyecek bir gerçek.

Sonuç olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yaptığı açıklama, Ortadoğu diplomasisinde yeni bir sayfanın açıldığını gösteriyor. İsrail ile Suriye arasında kurulan ortak iletişim mekanizması, istihbarat paylaşımından ticari fırsatlara kadar geniş bir yelpazede işbirliğinin kapısını aralıyor. Her ne kadar süreç henüz başlangıç aşamasında olsa da, tarafların sergilediği irade ve Washington'ın arabuluculuk kararlılığı, iyimser bir tablo çiziyor. Önümüzdeki haftalarda atılacak adımlar ve mekanizmanın işlerliği, bu tarihi girişimin geleceğini belirleyecek. Bölgede onlarca yıldır süren düşmanlıkların yerini diyaloğa bırakması, hem bölge halkları hem de uluslararası toplum için umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.