Türkiye'nin siyasi arenasında, yıllardır çözülemeyen düğümler bir bir atılıyor gibi görünüyor. Günlük haber akışında adalet reformlarından ekonomik hamlelere, uluslararası gerilimlerden iç dinamiklere uzanan bir yelpaze var. Bu hafta, yargı paketlerinin yarattığı tartışmalar, atama kararnamelerinin gölgesinde kalan adaletsizlikler ve vergi düzenlemelerinin yarattığı belirsizlikler, kamuoyunu meşgul ediyor. Ancak, tüm bu gündem maddeleri arasında, en çok merak uyandıran gelişme, bir dizi sızan belgeyle kendini gösteriyor. Bu belgeler, sadece bir sohbetin özeti değil; potansiyel bir dönüşümün anahtarlarını elinde tutuyor. Peki, bu sızıntılar neden bu kadar zamansız ve neden şimdi?
Asıl heyecan, sızan notların içeriğinde yatıyor. Bu notlar, bir dizi görüşmenin ardından kaleme alınmış, saygılı bir üslupta hazırlanmış belgeler. Konuşmacı, megalomanik bir tonda, evrensel siyasi dinamiklere atıfta bulunarak, belirli figürlere övgüler yağdırıyor. Örneğin, bir liderin "gerçek mimar" olarak nitelendirilmesi, yılların politikacılarının temkinli adımlarını destekleyen ifadeler, okuyanı şaşırtıyor. 2013-2015 dönemindeki süreçlerin, dış güçler ve gizli örgütler tarafından sabote edildiği iddiası, yeni bir perspektif sunuyor. İsrail'in risk olarak görülmesi, Suriye'deki dinamiklerin doğrudan ele alınması, bu notların sadece iç meselelerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Öcalan'ın, belirli isimlere özel mesajlar iletmesi –örneğin, Kandil'e ve Avrupa'ya uzanan uyarılar– , sürecin ne kadar karmaşık bir ağa dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Notların detaylarını incelediğimizde, Suriye odaklı öneriler ön plana çıkıyor. SDG'nin entegrasyonu için doğrudan iletişim kanalları kurulması, İlham Ahmet ve Mazlum Abdi gibi figürlerle köprüler atılması, Türkiye'nin Kürt unsurları koruma rolünü üstlenmesi... Bunlar, yıllardır tartışılan bir formülün somutlaşmış hali gibi. Geçmişte, "İsrail ve ABD ile görüşüyoruz, bırakın" gibi net talimatlar verilmiş olması, bugünkü tabloyu aydınlatıyor. Suriye yönetiminin bu entegrasyonu hızlandırması gerektiği vurgusu, "lejyoner unsurlar" –yani radikalleşmiş yabancı savaşçılar, ISIS saflarında Japonlar, Özbekler, Finler gibi beklenmedik profiller–ın temizlenmesini zorunlu kılıyor. Bu unsurların yarattığı tehdit, sadece bölgesel değil, küresel bir güvenlik meselesi olarak tanımlanıyor. PKK'nın direncinin kırıldığına dair öfke dolu ifadeler, Kandil'e yönelik eleştiriler, örgütün iç dinamiklerindeki çatlakları gözler önüne seriyor.
Dahası var: Karayılan'ın UAV'leri düşürme teknolojisi iddiası, örgütün kalan kapasitesini abartılı bir şekilde yansıtıyor. Oysa gerçek tablo, Türkiye içinde operasyonel gücün erimesi, Irak'ta KDP ile yakınlaşmaların yarattığı baskı, dron kayıpları ve Suriye'ye çekilme zorunluluğu. Bu notlar, bir uyarı niteliğinde: Süreç başarısız olursa, "geçmişten sert operasyonlar" devreye girecek. Devlet, ekonomi yönetemez hale gelirse, demir yumrukla silah bırakma dayatacak. PKK'nın elindeki son kartlar –Türkiye'deki hücreler, Irak'taki lojistik hatlar, Suriye'deki tampon bölgeler– tek tek hedef alınacak. Bu senaryo, Ankara'da karışıklığa yol açıyor; çünkü zamansız sızıntı, hassas dengeleri bozuyor. Şamil Tayyar gibi isimlerin bu notları paylaşması ve ardından silinmesi, ekran görüntülerinin yayılması, kamuoyunda spekülasyonları alevlendiriyor.
Bu sızıntıların yarattığı dalga, yargı paketleriyle kesişiyor. 11. Yargı Paketi, 115 bin kişinin serbest kalmasını sağlayacak bir "gizli af" olarak nitelendiriliyor –terör ve anayasal suçlar hariç tutulsa da. FETÖ tutukluları için tarih kısıtlamalarının kaldırılması, "tarih ve tarih öncesi" ifadesiyle genişletilmesi, COVID dönemindeki afları hatırlatıyor. Yargıç ve savcıların geçmiş kararları –İstanbul'daki Barışlar, Muratlar, Timurlar gibi isimlerin AKP bağlantılı atamaları– eleştiriliyor. Zehirlenme vakaları, kokoreç satıcısı intiharları, 122 milyon liralık yolsuzluk iddiaları, doktorların haksız hapisleri... Bunlar, paketin yarattığı umut ve öfke karışımını besliyor. Sosyal medya platformlarına içerik kaldırma yükümlülüğü getirilmesi –X, TikTok, Facebook, Instagram için %50, sonra %90 bant daraltma cezası– , ifade özgürlüğünü tehdit ediyor. Ağır suçlar için açık cezaevi mekanizmaları değişiyor: 10 yıldan az hapis için 1 ay kapalı, 10 yıldan fazla için 3 ay. Organize suç cezaları artıyor –kuruluş 5-10 yıl, silahlıysa yarı oranında ek– , çocuk sömürüsü liderlerine 7-15 yıl, trafik yolu kapatma 3 yıl hapis, havai fişek 6 ay-3 yıl, siber suçlarda 48 saat hesap dondurma... İcra ve iflas yasalarındaki değişiklikler, ekonomik baskıyı artırıyor.
HSK kararnamesi ise bu tabloyu tamamlıyor. 621 yargıç ve savcı yer değiştirdi; bazıları ödül, bazıları ceza aldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturmasındaki savcılar –Aykut Çelik, Muhammed Bekir Alboro, Emre Kara– Başsavcı Yardımcısı oldu. Öte yandan, İmamoğlu diploma davasındaki Ali Doğan, Kahramanmaraş'a sürgün edildi. Adliyelerdeki "borsa" sistemi –FETÖ borsası gibi, avukat bağlantılı serbest bırakmalar– ifşa oluyor. 404 yeni mahkeme, 115 istinaf üyesi, 17 daire eklenmesi, kapasiteyi artırıyor ama hukukun üstünlüğünü sorgulatıyor. Bu atamalar, yeni dönemde hesap sorma vaadini taşıyor.
Vergi paketliği, ekonomik gerilimi derinleştiriyor. Hükümetin nakit ihtiyacı acil; kiracı gelir istisnası emeklilere sınırlı, mortgage faiz indirimi kalkıyor –konut yatırımı cazibesini yitiriyor. Geçici vergiyle tahsilat öne çekiliyor, yabancı yatırımcı stopaj istisnası kaldırılıyor, mülk vergisi artışı erteleniyor. 2025 enflasyon düzenlemesi belirsiz, esnaf yapılandırması yok –likidite krizi büyüyor. Bu hamleler, İmralı notlarının yarattığı siyasi belirsizlikle birleşince, piyasaları tedirgin ediyor.
Uluslararası boyutta, ABD'deki gelişmeler de dikkat çekici. Trump'ın göçmen duvarı vaadi, vizeleri askıya alma, milyonlarca statü iptali, vatandaşlık yetkisi, sosyal yardımları sadece Amerikalılara sınırlama... Teşekkür Günü'nde Washington'da Ulusal Muhafız saldırısı –bir ölü, saldırgan Afgan kökenli, ABD'nin eski operasyonlarında kullanılan biri– , siyasi şiddeti artırıyor. Charlie Kirk suikast girişimi, Trump destekçisi vurulması, toplumdaki bölünmeyi derinleştiriyor. Rust Belt gibi bölgelerdeki coğrafi ayrılıklar, Grozny Savaşı öncesi Rusya tiyatro saldırılarını andırıyor –radikalleşme tetikleyicisi. Trump'ın anti-göçmen milliyetçiliği, Batı uygarlığına uymayan kategorileri dışlayacak.
Fatih Altaylı'nın yayınlara dönüşü ise adaletsizlikleri simgeliyor. 4 yıl 2 ay hapis, 180 gün yatış sonrası özgürlük... Karşılaştırma: Fatma Zehra Kınık'ın 17 yaşındaki çocuğun ölümündeki rolüyle serbest kalması. AKP bağlantılı dokunulmazlık, Altaylı'yı daha sert kılacak öngörüsü var.
Bu notlar ve gündem, Türkiye'yi bir eşikte bırakıyor. İmralı'dan gelen mesajlar, operasyon uyarılarının zamansızlığı, Ankara'yı karıştırıyor. Sürecin başarısızlığı halinde, sert adımlar kaçınılmaz –PKK'nın kalan gücü, lejyoner temizliği, SDG entegrasyonu... Heyecan dorukta: Bu sızıntılar, barış mı yoksa fırtına mı getirecek? Gelecek haftalar, her şeyi değiştirebilir. Bağımsız gazetecilik için Proton Mail kampanyası gibi girişimler, sansür altında sesleri duyuruyor –VPN'siz erişim zor, ama destek şart. Yarınlar için umut, detaylarda gizli.





