Yeni yılın ilk günleri, genellikle geleceğe dair umutlarla dolu geçer. Özellikle bordrolu çalışanlar, emekliler ve dar gelirliler, maaşlarında beklenen iyileştirmeleri heyecanla takip eder. Enflasyon rakamlarının açıklanacağı tarih yaklaşırken, uzman görüşleri gündemi meşgul ediyor. Peki, bu veriler sonrası tablo nasıl şekillenecek ve günlük hayatta karşılaşılan yükler ne anlama geliyor?
Vergi uzmanları, canlı yayınlarda Aralık ayı enflasyon verilerinin önemini vurguluyor. TÜİK'in 5 Ocak Pazartesi günü açıklayacağı rakamlar, doğrudan emekli maaş zamlarını belirleyecek. SSK ve Bağ-Kur emeklileri için yüzde 12,5 ila 13 civarında bir artış öngörülüyor. Memur emeklilerinde ise bu oran yüzde 19 seviyelerine çıkabiliyor. Bu beklentiler, memur ve memur emeklilerinin gözünü bu verilere çevirmesine neden oluyor.
Günlük yaşamda vergi yükü ise ayrı bir gerçeklik olarak öne çıkıyor. Sabah musluğu açtığımız anda bile üç farklı vergiyle güne başlıyoruz: atık su bedeli, çevre temizlik vergisi ve KDV. Doğumdan ölüme, iğneden ipliğe, ekmekten suya kadar her alanda vergi ödendiği vurgulanıyor. Bu durum, vatandaşın hayatını derinden etkiliyor ve ekonomi yönetimine şu soru yöneltiliyor: Bu vatandaş daha ne yapsın, daha ne yapmasını istiyorsunuz?
2026 yılında toplam vergi miktarı 15 trilyon 631 milyar lira olarak hesaplanıyor. Bu rakam, saniyede 495 bin 658 lira vergi anlamına geliyor. Enflasyonla mücadele eden bordrolu çalışanlar, dar gelirliler ve emekliler, ayrıca bir "enflasyon vergisi"yle karşı karşıya kalıyor. Zamlar yapılsa dahi, bu ek yük tatmin edici olmaktan uzak kalıyor.
Gelir dağılımındaki eşitsizlik ise en çarpıcı noktalardan biri. TÜİK verilerine göre, en zengin yüzde 5'lik kesim toplam kullanılabilir hane halkı gelirinin yüzde 22,6'sını alıyor. En yoksul yüzde 5 ise sadece yüzde 1'lik paya sahip. Aradaki fark tam 22 katı buluyor. Bu tablo karşısında "sözün bittiği yerdeyiz" yorumu yapılıyor.
Sınırsızca kazanıp sorumsuzca harcayanlarla, sınırlı kazanıp sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılayanlar arasındaki makas giderek açılıyor. Vergiden fazlasıyla pay alanların, gelirden de payını alması gerektiği savunuluyor. Büyüme rakamlarıyla övünülürken, bu büyümeden asgari ücretlinin, emeklinin ve dar gelirlilerin hak ettiği payın verilmesi talep ediliyor.
Ekonomi yönetiminin "yüksek gelirli ülkeler sınıfına geçeceğiz" açıklamalarına da değiniliyor. Bu sözlere karşılık, "Umarım bu sefer bizi de götürürler, inşallah bizi burada bırakmazlar" şeklinde ironik bir yaklaşım sergileniyor. Vergi politikaları ve enflasyonun dar gelirlilere etkisi, tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Emekli maaşı zammı beklentileri, enflasyon verileriyle netleşecek olsa da, genel tablo düşündürücü. Zam oranları yüzde 12,5-13 veya yüzde 19 civarında kalsa bile, günlük vergi yükü ve gelir eşitsizliği gibi sorunlar çözülmedikçe rahatlama sınırlı kalıyor. Uzmanlar, adil paylaşımın önemini tekrar tekrar vurguluyor.
Sonuçta, emekliye zam oranı kadar, vergi yükünün hafifletilmesi ve büyümeden eşit pay alınması da kritik. Enflasyon verileri öncesi bu değerlendirmeler, milyonları ilgilendiriyor. Gelir dağılımı makasının kapanması, ekonomi politikalarının ana hedefi olmalı. Bu tartışmalar, yeni yılda da gündemden düşmeyecek gibi görünüyor. Emekli maaşı zammı ve vergi gerçekleri, hepimizi yakından ilgilendiriyor.