Ekonomik zorluklar, günlük hayatı derinden etkileyen bir gerçek haline geldiğinde, insanlar sessiz kalmayı bırakıp harekete geçiyor. Sokaklar, yıllardır biriken isyanın yankılandığı yerlere dönüşüyor. Özellikle son dönemde, enflasyonun pençesinde kıvranan aileler, faturalar ve pazar sepetleriyle boğuşurken, umutlarını yitirmemek için bir araya geliyor. Bu hareket, sadece bir grubun değil, geniş kitlelerin ortak kaderini yansıtıyor ve değişim taleplerini güçlendiriyor.

İlk olarak Van'da başlayan bu dalga, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) öncülüğünde binlerce işçiyi bir araya getirdi. Şehir merkezinde düzenlenen miting, halkın temel ihtiyaçlarına odaklanan bir bütçe talebiyle yankılandı. Katılımcılar, ellerinde pankartlarla "Geçinemiyoruz" sloganlarını haykırırken, konuşmacılar sistemin adaletsizliğini bir bir ortaya koydu. KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, kürsüde yaptığı detaylı açıklamalarda, bütçenin gelir kalemlerinin emekçilerden toplandığını, ancak giderlerde bu kesimlere ayrılan payın neredeyse sıfır olduğunu vurguladı. Karagöz, "Ne zaman insanca bir yaşam talep etsek, yetkililer 'kaynak yok' diye yanıt veriyor. Oysa kaynaklar var, ama bunlar emekçilere, işçilere, çiftçilere, emeklilere, kadınlara ve gençlere değil, sermayenin ceplerine akıtılıyor" diye konuştu. Bu sözler, meydandaki kalabalığı daha da coşturdu ve alkış tufanına dönüştü. Miting boyunca, katılımcılar arasında paylaşılan hikayeler, bir ailenin ay sonunu getirememesinin trajedisini gözler önüne serdi; örneğin, bir emekli öğretmenin ilaç masraflarını karşılayamamaktan şikayet etmesi, dinleyenlerde derin bir empati uyandırdı.

Milli Piyango Satışlarındaki Çöküş ve Özelleştirme Etkileri
Milli Piyango Satışlarındaki Çöküş ve Özelleştirme Etkileri
İçeriği Görüntüle

Aynı gün, İzmir'de de benzer bir eylemle yankılanan sesler, mücadeleyi ülke çapına taşıdı. Burada da KESK üyeleri ve destekçileri, Gündoğdu Meydanı'nda toplandı. Eylemin odak noktası, genel bir grev ve direniş çağrısıydı. KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, kalabalığa hitaben yaptığı uzun konuşmada, milyonlarca insanın sefalet içinde yaşama mücadelesi verdiğini, buna karşın az sayıda zengin kesimin servetini katladığını sert bir dille eleştirdi. Koçak, "Bu bütçeyi kabul etmiyoruz; çünkü o, ezilenlerin değil, ayrıcalıklıların lehine tasarlanmış bir araç. Tüm işçileri, emekçileri ve ezilenleri, bütçe hakkımızı geri almak için ortak bir mücadeleye, genel greve ve genel direnişe davet ediyorum" ifadelerini kullandı. Konuşma sırasında, Koçak'ın sesi titreyerek aktardığı örnekler –mesela, bir fabrika işçisinin haftalarca maaş almadan çalışmak zorunda kalması– dinleyicileri derinden etkiledi. Meydandaki emekçiler, bu çağrıya anında yanıt verdi; bazıları gözyaşları içinde "Yeter artık!" diye haykırırken, diğerleri ellerindeki dövizlerle "Ekmek, adalet, özgürlük" taleplerini yükseltti. Eylemin görselleri, sosyal medyada hızla yayıldı ve binlerce paylaşım aldı, bu da hareketin ne kadar geniş bir yankı bulduğunu gösterdi.

Bu eylemlerin arka planında, yıllardır süren ekonomik politikaların izleri yatıyor. 2002'den beri uygulanan yaklaşımlar, kaynakların dağılımında emekçi kesimleri göz ardı ederek, servet birikimini belirli gruplara yönlendirdi. Katılımcılar, bu politikaların sonuçlarını günlük hayatlarında yaşıyor: Artan gıda fiyatları, eriyen maaşlar ve belirsiz bir gelecek. Van mitinginde, bir grup çiftçi, tarım desteklerinin yetersizliğinden bahsederek, ürünlerini maliyetinin altında satmak zorunda kaldıklarını anlattı. Benzer şekilde, İzmir'de genç işsizler, eğitimlerinin karşılığını alamadan asgari ücretle geçinmeye çalıştıklarını dile getirdi. Bu kişisel tanıklıklar, eylemin sadece sloganlardan ibaret olmadığını, gerçek hayattan beslenen bir öfke olduğunu kanıtladı. Uzmanlara göre, bu tür hareketler, toplumun genel refahını artırmak için kritik bir adım; çünkü emekçilerin sesi duyulmadığında, sosyal huzursuzluk kaçınılmaz hale geliyor.

Peki, bu krizden çıkış yolu nedir? Emekçiler, net bir reçete sunuyor: Hukukun üstünlüğü, demokrasinin güçlendirilmesi ve insan haklarındaki ihlallerin sonlandırılması. Van ve İzmir'deki konuşmalarda defalarca tekrarlanan bu nokta, ekonomik toparlanmanın temel şartı olarak vurgulandı. Karagöz, "Hukuk yoksa, adalet yoksa, ekonomi de düzelmez; her şey birbirine bağlı" diyerek, katılımcılara umut aşıladı. İzmir'de Koçak ise, bu mücadelenin sadece bugünkü bir eylem olmadığını, uzun soluklu bir direnişin başlangıcı olduğunu belirtti. Eylemler sırasında, sendika temsilcileriyle emekçiler arasında kurulan köprüler, gelecekteki ittifakların habercisi gibiydi. Örneğin, bir grup kadın emekçi, çocuklarının eğitim masraflarını karşılayamamaktan yakındı ve bu, genel grev çağrısını daha da somutlaştırdı.

Meydanlardaki bu coşku, ülke genelinde benzer tepkileri tetikleyebilir. Geçtiğimiz aylarda benzer eylemler, kamuoyunda farkındalık yaratmış ve politika tartışmalarını etkilemişti. Şimdi, Van ve İzmir'in öncülüğünde, emekçilerin talepleri masaya yatırılmak zorunda. Bütçenin yeniden şekillendirilmesi, kaynakların adil dağılımı ve sosyal hakların korunması gibi konular, önümüzdeki günlerde gündemin merkezine oturacak gibi görünüyor. Bu hareket, sadece ekonomik bir isyan değil; aynı zamanda demokrasi ve eşitlik arayışının bir parçası. Emekçilerin sesi, sokaklardan başlayıp en üst makamlara ulaşana dek, bu mücadele devam edecek.

Sonuç olarak, bu eylemlerin gücü, bireysel hikayelerin birleşmesinden doğuyor. Binlerce insanın omuz omuza durması, değişimin mümkün olduğunu gösteriyor. Gelecek haftalarda, genel grev çağrılarının nasıl yankılanacağı merak konusu. Emekçiler, hak ettikleri hayatı inşa etmek için kararlı adımlar atarken, toplumun diğer kesimleri de bu sürece dahil olabilir. Bu, sadece bir grubun değil, hepimizin mücadelesi; çünkü adalet ve ekmek, herkesin hakkı.