Küresel finans piyasalarında son dönemde yaşanan hareketlilik, yatırımcıların dikkatini en çok ABD dolarına çevirmiş durumda. Doların farklı para birimleri karşısındaki performansı, ekonomik dengeleri doğrudan etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu süreçte ortaya çıkan gelişmeler, uluslararası ticaret ve yatırım stratejilerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor.

ABD doları, 2025 yılından itibaren başlayan ve 2026 başından beri hız kazanan bir değer kaybı trendi yaşıyor. Dolar endeksi, farklı para birimleri sepeti karşısında 2025'te yaklaşık yüzde 10 oranında geriledi. Bu kayıp, 2026'nın ilk haftalarında yüzde 2,6 seviyesine ulaştı. Bu düşüş, son on yılın en sert performanslarından biri olarak kayıtlara geçti.

Euro, dolar karşısında 2025'te yüzde 13 değer kazanarak 2017'den beri en güçlü yükselişini kaydetti. Euro-dolar paritesi, 2021'den bu yana ilk kez 1,20 seviyesini gördü. İngiliz sterlini ve Japon yeni de dolar karşısında yeni zirvelere ulaştı. Bu gelişmeler, doların küresel rezerv para konumundaki gücünü sorgulatıyor.

Değer kaybının temel nedenlerinden biri, yatırımcıların ABD politikalarındaki öngörülemezliğe karşı güven kaybı olarak gösteriliyor. Trump yönetiminin uygulamaları, piyasalarda belirsizlik yaratıyor. Bazı uzmanlar, Trump ekibinin doları bilinçli olarak zayıflatmayı hedeflediğini belirtiyor. Bu strateji, ABD ihracatını ucuzlatarak ticaret açığını azaltmayı amaçlıyor.

Trump, doların zayıflamasını "harika" bulduğunu ifade etti. Eski danışmanı Stephen Miran'ın Kasım 2024'te yayınlanan rehberinde, gümrük tarifeleriyle birlikte dolar kaybı ticaret açığını kapatmanın araçları arasında sıralandı. Bu yaklaşım, doların değer kaybını politik bir tercih haline getiriyor.

Avrupa ekonomisi, euro'nun yükselişinden karmaşık etkiler alıyor. Euro'nun güçlenmesi, Avrupa ihracatını rekabetçi olmaktan çıkarıyor ancak ithalatı ucuzlatıyor. Avrupa şirketlerinin gelirlerinin yaklaşık yüzde 30'u ABD pazarından geliyor. Bu durum, ilaç ve otomotiv gibi sektörleri olumsuz etkiliyor.

Oxford Economics Başekonomisti Ricardo Amaro, euro'nun 1,20 seviyesinde kalması halinde euro bölgesi GSYİH'sinin yüzde 0,2 düşebileceğini hesapladı. Zayıf dolar, Avrupa ihracatçılarını zorluyor ancak ABD'nin Avrupa ilaçlarına bağımlılığı kısmen telafi ediyor.

Bruegel Makroekonomisti Zsolt Darvas, mevcut euro-dolar seviyesinin geçmiş dalgalanmalara göre düşük olduğunu vurguluyor. 2004-2014 döneminde 1,30-1,50 aralığına alışkın şirketlerin ciddi sorun yaşamayacağını belirtiyor. Darvas, Avrupa ihracat zayıflığının asıl nedeninin Çin rekabeti olduğunu ekliyor.

Canlı Borsa Takibi: BIST 100 Endeksi Güncel Durum
Canlı Borsa Takibi: BIST 100 Endeksi Güncel Durum
İçeriği Görüntüle

Avusturya Merkez Bankası Başkanı Martin Kocher, euro'nun daha fazla yükselmesi halinde ECB'nin müdahale edebileceğini söyledi. ECB yetkilileri, durumu yakından izlediklerini ve faiz indirimi ihtimalini gündeme getiriyor. Bu sinyaller, euro'nun yükselişini sınırlamayı hedefliyor.

Capital Economics Euro Bölgesi Başekonomist Yardımcısı Jack Allen-Reynolds, euro yükselişinin Avrupa'da ekonomik performansı, iş gücü piyasasını ve hanehalkı mali durumunu etkilediğini belirtiyor. İhracat talebi üzerinde büyük etki beklenmese de yardımcı olmayacağını ifade ediyor.

Trump'ın gümrük tarifesi tehditleri, AB-ABD ticaret anlaşmasını dondurabilir. Grönland ve ek vergiler gibi adımlar, euro'nun 1,16 yerine 1,20'de kalmasına yol açarsa GSYİH'de yüzde 0,2'lik düşüş öngörülüyor.

Doların değer kaybı, küresel piyasalarda yeni dengeler yaratıyor. Yatırımcı güvenindeki erozyon ve politik tercihler, bu sürecin ana itici güçleri olarak öne çıkıyor. Euro'nun güçlenmesi, Avrupa için hem fırsat hem risk barındırıyor.

ECB'nin olası müdahaleleri ve faiz politikaları, önümüzdeki dönemde belirleyici olacak. Trump ekibinin ticaret açığını kapatma stratejisi, doların zayıflığını sürdürebilir. Bu gelişmeler, uluslararası ekonomi için yeni bir dönemin habercisi niteliğinde.

Dolar endeksindeki gerileme, rezerv para statüsünü tartışmaya açıyor. Euro, sterlin ve yeni gibi para birimlerinin yükselişi, çeşitlendirme eğilimini güçlendiriyor. Piyasalar, Trump politikalarının uzun vadeli etkilerini yakından izliyor.

Avrupa ihracatçıları, zayıf doların baskısı altında kalırken ithalat avantajı elde ediyor. Sektörel etkiler karmaşık bir tablo çiziyor. İlaç ve otomotiv gibi alanlar rekabet gücünü kaybedebilir.

Uzman görüşleri, mevcut seviyelerin yönetilebilir olduğunu gösteriyor. Tarihsel dalgalanmalara alışkın şirketler, adaptasyon kapasitesine sahip. Çin rekabeti gibi yapısal sorunlar, dolar etkisinden daha belirleyici görünüyor.

Bu süreç, küresel ticaretin yeniden şekillenmesine yol açabilir. Doların değer kaybı, yatırımcılar için yeni fırsatlar ve riskler barındırıyor. Önümüzdeki aylar, politik kararların piyasalara yansımasını belirleyecek.