Uluslararası arenada son dönemde yaşanan gelişmeler, birçok kişiyi yakından ilgilendiren bir hız ve yoğunluk kazanmış durumda. Jeopolitik hesapların ön plana çıktığı bu süreç, enerji kaynakları ve güç mücadelesi gibi unsurları bir araya getirerek karmaşık bir tablo çiziyor. Bu tür olaylar, sadece müdahale edilen ülkelerle sınırlı kalmayıp, geniş yankılar yaratıyor.
Cumhurbaşkanlığı baş danışmanı Profesör Cemil Ertem, ABD'nin Venezuela operasyonuna yönelik sert bir tepki verdi. Ertem, sosyal medya hesabından ABD'yi "haydutluk"la suçlayan bir mesaj paylaştı. Ancak bu mesaj kısa süre sonra silindi. Bu davranış, popülist bir çıkış olarak değerlendirilirken, üst makamlardan gelen talimatla kaldırıldığı yönündeki iddialar gündeme oturdu. "Ya tükür ya yala" ifadesiyle eleştirilen bu tutum, net ve kararlı bir duruşun eksikliğini gözler önüne seriyor.
Venezuela'daki rejim, uzun süredir demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları eksiklikleriyle anılıyor. Nicolás Maduro yönetimi, muhalefeti baskı altında tutmakla, seçimlerde hırsızlık yapmakla ve despotizm uygulamakla suçlanıyor. Ülke, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmasına rağmen halkı derin yoksulluk içinde yaşıyor. Bu paradoks, rejimin başarısızlığını ve kaynakların kötü yönetimini ortaya koyuyor.
ABD'nin operasyonu, resmi açıklamalarda demokrasi ve insan hakları gerekçeleriyle meşrulaştırılıyor. Dört stratejik noktanın vurulması ve Maduro ile eşinin ülkeden çıkarılması, bu gerekçelere dayandırılıyor. Ancak uzman yorumlara göre, asıl motivasyon petrol rezervlerini kontrol altına almak ve bölgedeki Çin ile Rusya etkisini kırmak. ABD, benzer otoriter rejimleri her zaman müdahale etmeyerek, stratejik çıkarlara göre hareket ediyor. Tarihi örnekler arasında Şili'deki Allende dönemi darbesi sıkça hatırlatılıyor.
Günümüz kapitalizmi, insanlık tarihinin en üretken sistemi olarak tanımlanıyor. Ancak bu sistem, ürünlerin satılabilmesi için yoksul ülkelerde bile tüketim gücünün olmasını gerektiriyor. İstikrarsız rejimler, küresel tüketim zincirini tehdit ediyor. Venezuela'nın Çin ve Rusya'nın nüfuz alanına girmesi, ABD için kabul edilemez bir senaryo. Bu nedenle müdahale, jeopolitik bir zorunluluk olarak görülüyor.
Balık tutma metaforuyla açıklanan yaklaşım, ABD'nin duygusal değil pragmatik davrandığını vurguluyor. Çin'in Tayvan politikası veya Rusya'nın Ukrayna hamleleri gibi örnekler, büyük güçlerin çıkar odaklı hareket ettiğini gösteriyor. Venezuela'da Çin ve Rusya'nın daha fazla etkinlik kazanması, ABD'nin bölgedeki hakimiyetini zayıflatır. Bu yüzden operasyon, duygusal bir demokrasi mücadelesinden öte, soğuk hesapların sonucu.
Maduro rejiminin suç ortağı olduğu yönündeki görüşler de güçlü. Rejim, halkı yoksulluğa mahkum ederken, kaynakları kötü yönetti. Halkın sokaklara çıkarak değişimi sağlaması gerektiği vurgusu yapılıyor. Müdahale, demokrasiden ziyade ABD çıkarlarına hizmet ediyor olsa da, rejimin değişmesi için bir fırsat yaratabilir.
Kapitalizmin barış istediği tezi, savaş veya nüfus azaltma gibi komplo teorilerini mantıksız kılıyor. Sistem, istikrarlı pazarlar ve tüketiciler olmadan işleyemez. Bu nedenle underdeveloped ülkelerde bile belirli bir refah seviyesi aranır. Venezuela örneği, bu dinamiğin çarpıcı bir yansıması.
Ertem'in silinen tweet'i, popülist bir Maduro aklama girişimi olarak yorumlanıyor. "Maduro lekesiz, sorunsuz, hırsız değil" gibi ironik ifadelerle eleştirilen bu tutum, sol kesimlerin klasik ABD suçlamalarını hatırlatıyor. Ancak gerçekte her iki taraf da çıkar odaklı hareket ediyor.
Operasyonun detayları, Trump'ın Maduro ve eşini ülkeden çıkardığını açıklamasıyla netleşti. Bu hamle, küresel haydutluk olarak nitelendirilse de, pragmatik bir güç gösterisi olarak da okunuyor. Jeopolitik rekabet, duygusal değil soğukkanlı hesaplarla yürüyor.
Venezuela halkının kaderi, bu müdahalenin en kritik boyutu. Rejimin baskısı altında ezilen insanlar, değişim için kendi iradelerini ortaya koymalı. Dış müdahaleler, kalıcı çözüm getirmekten ziyade yeni dengeler kuruyor.
Kapitalizmin tüketim odaklı yapısı, yoksul ülkeleri istikrarlı hale getirme zorunluluğunu doğuruyor. Bu zorunluluk, demokrasi söyleminin arkasındaki gerçek motivasyon olarak öne çıkıyor. Çin ve Rusya'nın genişlemesi, ABD için kırmızı çizgi niteliğinde.
Silinen mesaj olayı, diplomatik tutarsızlıkları gözler önüne seriyor. Net duruş yerine ikircikli tavırlar, eleştirilerin hedefi haline geliyor. Bu tür çıkışlar, popülizmle açıklansa da, kararlılık eksikliğini yansıtıyor.
Gelişmelerin küresel yansımaları da geniş kapsamlı. Petrol piyasalarından bölgesel ittifaklara kadar birçok alan etkilenecek. Müdahale, domino etkisi yaratabilecek nitelikte olup, benzer senaryoların diğer ülkelerde gündeme gelme ihtimalini artırıyor.
Sonuç olarak, baş danışmanın silinen tweet'i ve Maduro krizi, jeopolitik hesapların karmaşıklığını ortaya koyuyor. Demokrasi söylemi ile çıkar odaklı hamleler iç içe geçerken, kapitalizmin pragmatik yüzü öne çıkıyor. Bu olaylar, önümüzdeki dönemde daha fazla tartışma yaratacak ve dikkatle izlenmeyi hak ediyor. Konu, derin analizlere davet eden bir zenginlik taşıyor.





