Yargının gündemdeki tartışmalı kararları, hukuk camiasında yeni tartışmaları beraberinde getiriyor. Son günlerde bir mahkemeden çıkan karar, sadece siyasi çevrelerde değil, avukatlar ve baro örgütleri arasında da geniş yankı uyandırdı. Özellikle ifade özgürlüğü ve hukuk devleti ilkeleriyle ilgili endişeler dile getirilerek, kararın demokratik hukuk sistemiyle bağdaşıp bağdaşmadığı sorgulanmaya başlandı. Bölge barolarından yapılan açıklamalar, konunun sadece bireysel değil, sistemik bir mesele olduğuna işaret ediyor.

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada zincirleme şekilde Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verilmesi, hukuk dünyasında tartışma yarattı. Mersin ve Diyarbakır'da yaptığı konuşmalardaki ifadeler nedeniyle yargılanan Demirtaş'ın, duruşmaya katılmadığı ancak avukatının salonda hazır bulunduğu duruşmada mahkeme, savunma için ek süre taleplerini reddetti ve reddihakim talebini de kabul etmeyerek ceza kararını açıkladı.

Karar, 4 Kasım 2016'dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda başka suçtan tutuklu bulunan Demirtaş için yeni bir hüküm anlamına geliyor. Cumhuriyet savcısının, sanığın zincirleme şekilde Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 1 yıl 3 aydan 7 yıla kadar hapisle cezalandırılması yönündeki mütalaasını yinelemesinin ardından mahkeme heyeti, dosyadaki delilleri değerlendirerek suçun sabit olduğu kanaatine vardı. Türk Ceza Kanunu'ndaki zincirleme suç hükümleri uygulanarak belirlenen ceza, Demirtaş'ın mevcut tutukluluğunun devamına karar verilmesini de beraberinde getirdi.

Bölge barolarından yapılan ortak açıklamada, verilen kararın hukuk devleti ve ifade özgürlüğü açısından kaygı verici olduğu vurgulandı. Açıklamada, siyasi söylemlerin cezalandırılmasına yönelik bu tür kararların demokratik hukuk ilkelerine zarar verdiği belirtildi. Barolar, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Demirtaş hakkında verdiği kararların göz ardı edilmesini eleştirerek, ulusal yargının uluslararası hukuka uyum sağlaması gerektiğini hatırlattı.

İfade özgürlüğü konusunda hassasiyetle duran hukukçular, Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen TCK 299. maddesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Venedik Komisyonu'nun tavsiyelerine göre Türk Ceza Kanunu'nda bulunmaması gereken bir düzenleme olduğunu savunuyor. Eleştirilere göre, devlet görevlilerine sıradan vatandaşlara göre daha fazla cezai koruma sağlayan bu tür özel maddeler, ifade özgürlüğünün önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Özellikle siyasi konuşma alanında yapılan eleştirilerin cezalandırılmasının, demokratik toplum düzeninin temel unsurlarından biri olan ifade özgürlüğünü kısıtladığı vurgulanıyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Demirtaş hakkında daha önce verdiği kararlar, bu tartışmada önemli bir referans noktası oluşturuyor. AİHM, 2020 ve 2025 yıllarında verdiği kararlarda, Demirtaş'ın tutukluluğunun ardındaki gizli amaçların çoğulculuğu bastırma ve politik tartışma alanını daraltma olduğunu tespit etmişti. Mahkeme, bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18. maddesi kapsamında son derece nadir ve sıra dışı bir ihlal türü olduğunu belirtmiş ve kararlarının gecikmeden uygulanmasını talep etmişti. Ancak ulusal mahkemeler, bu kararları dikkate almadan yeni cezai hükümler vermeye devam ediyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, Demirtaş'ın yaklaşık 10 yıldır siyasi tutuklu olarak tutulduğunu belirtti. Tanrıkulu, TCK 299. maddesinin uluslararası standartlara göre kanundan çıkarılması gerektiğini vurgularken, TCK 125. maddesinin de ifade özgürlüğünü güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini savundu. Tanrıkulu'nun açıklamalarında, yargı kararlarının siyasi amaçlarla verildiği yönündeki eleştiriler de yer aldı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, verilen cezayı reddettiklerini ve tanımadıklarını belirtti. Bakırhan, bu tür yargı kararlarının barışı inşa etme yolunda büyük engeller çıkardığını ve adaletsizlikleri büyüterek barış umuduna darbe vurduğunu ifade etti. Darbeci akıl olarak nitelendirdiği yaklaşımın derhal durdurulması ve tüm siyasi mahpusların serbest bırakılması gerektiğini vurgulayan Bakırhan, barışın yolunun özgürlükler ve adaletle örüldüğünü söyledi.

Hukuk uzmanları, siyasi konuşma ve ifade özgürlüğü alanında hapis cezalarının ancak olağanüstü durumlarda, özellikle nefret söylemi ya da şiddete tahrik gibi diğer temel hakların ciddi şekilde ihlal edildiği hallerde verilebileceğini hatırlatıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, siyasi söylemlerde kullanılan ifadelerin provokatif, kaba veya rahatsız edici olması tek başına cezai yaptırım gerekçesi olamaz. Mahkeme kararlarında, demokratik toplumlarda bu tür ifadelerin şok edici bile olsa ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen TCK 299. maddesi, 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Oysa sıradan kişilere hakaret suçu için öngörülen ceza TCK 125. maddede çok daha düşük seviyelerde düzenleniş. Bu durum, devlet görevlilerine aşırı koruma sağlandığı ve ifade özgürlüğünün orantısız şekilde kısıtlandığı eleştirilerini beraberinde getiriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Colombani-Fransa, Pakdemirli-Türkiye ve Artun ve Güvener-Türkiye kararlarında, bu tür özel koruma hükümlerinin ifade özgürlüğü ihlali oluşturduğu açıkça belirtilmiş.

Demirtaş hakkında sadece bu değil, Ankara, Mardin ve diğer illerdeki konuşmaları nedeniyle açılan başka davalar da bulunuyor. Önceki celsede mahkeme, Mersin ve Diyarbakır dosyalarının birleştirilmesine karar verirken, Ankara ve Mardin dosyalarının birleştirme talebini uygun görmemişti. Bu durum, benzer suçlamalarla açılan davaların farklı mahkemelerde görülmeye devam edeceği anlamına geliyor. Ayrıca, Demirtaş hakkında Bakırköy 46. Asliye Ceza Mahkemesi'nde verilen 3 yıl 6 aylık hapis cezası kararının Yargıtay tarafından bozulması üzerine bu dosyanın da yeniden değerlendirilmesi bekleniyor.

Mahkemenin verdiği karar henüz kesinleşmiş değil. Demirtaş'ın avukatlarının istinaf ve ardından temyiz yoluna başvurması bekleniyor. Üst mahkemelerin vereceği kararlar, hükmün kesinleşip kesinleşmeyeceğini belirleyecek. Ancak istinaf ve temyiz süreçlerinin uzun sürmesi ve sonuçlarının belirsizliği, Demirtaş'ın tutukluluğunun daha da uzayabileceği endişelerini artırıyor.

Uluslararası insan hakları örgütleri de Demirtaş'ın durumunu yakından takip ediyor. Özellikle ifade özgürlüğü ve siyasi tutukluların serbest bırakılması konusunda hassasiyet gösteren örgütler, yeni kararı eleştirerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması çağrısında bulunuyor. Uluslararası camiada, yargı kararlarının siyasi amaçlarla verildiği yönündeki algının güçlenmesi, ülkenin demokratik standartları konusundaki tartışmaları da yoğunlaştırıyor.

Altılı Masa'nın Etkileri Muhalefeti Sarsıyor
Altılı Masa'nın Etkileri Muhalefeti Sarsıyor
İçeriği Görüntüle

Hukukçular, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birinin sanığın mahkemeye katılma ve savunmasını yapma hakkı olduğunu hatırlatıyor. Demirtaş'ın duruşmalara güvenlik gerekçesiyle katılamaması ve savunma için ek süre taleplerinin reddedilmesi, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarını güçlendiriyor. Özellikle reddihakim taleplerinin sürekli reddedilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki endişeleri artırıyor.

Sonuç olarak, Selahattin Demirtaş'a verilen 1 yıl 5 ay 15 günlük hapis cezası, sadece bireysel bir dava olmaktan çıkarak ifade özgürlüğü, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı konularında geniş kapsamlı tartışmaları beraberinde getirdi. Bölge barolarının kaygıyla karşıladığı bu karar, demokratik hukuk ilkeleri ve uluslararası standartlarla uyumlu olup olmadığı sorusunu gündeme taşıdı. Önümüzdeki süreçte istinaf ve temyiz aşamalarında verilecek kararlar, hem Demirtaş'ın kaderini hem de ülkedeki ifade özgürlüğü tartışmalarının seyrini belirleyecek.