Milliyetçi Hareket Partisi'nin lideri Devlet Bahçeli, yeni yılın ikinci grup toplantısında kapsamlı bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında tarihsel referanslardan güncel küresel ve bölgesel gelişmelere kadar geniş bir yelpazede değerlendirmeler yaptı. Bu açıklamalar, hem iç hem de dış politika açısından önemli mesajlar içeriyordu.

Sokaklardaki Öfkenin Asıl Sebebi ve İktidarların Sığındığı O Masal
Sokaklardaki Öfkenin Asıl Sebebi ve İktidarların Sığındığı O Masal
İçeriği Görüntüle

Bahçeli, konuşmasına Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum Kongresi dönemindeki sözleriyle başladı. Mazhar Müfit Kansu'ya aktarılan ifadeleri hatırlatarak, siyasette zamanlamanın kritik önemine vurgu yaptı. Zamanında hiçbir şeyi kaçırmamak ve zamansız adımlardan kaçınmak gerektiğini belirten Bahçeli, zamanlama hatasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. Siyasetin doğruluğu kadar zamanın da doğru olması gerektiğini söyleyen lider, yanlış zamanda yapılan doğru siyasetin beyhude çaba olacağını vurguladı. Bu bağlamda, partisinin duruşunun doğru olduğunu memnuniyetle dile getirdi.

Günümüz dünyasındaki çatışma ortamına da değinen Bahçeli, orta ve büyük ölçekli savaşların sayısının 185'e ulaştığını belirtti. Bu durumun insanlık açısından uyarıcı ve ürpertici olduğunu ifade eden lider, yaklaşık 5 milyar insanın huzursuzluk sarmalında olduğunu kaydetti. Küresel ölçekteki bu tablo, konuşmanın uluslararası boyutunu ön plana çıkardı.

Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri, ABD Başkanı Trump'a yönelik sert eleştirilerdi. Trump'ın basına verdiği bir demeçte, küresel yetkilerinin kısıtlamaları sorusuna "Kendi ahlakım, kendi aklım" şeklinde cevap vermesi Bahçeli tarafından ağır bir şekilde eleştirildi. Bu ifadeyi dünyanın çivisinin çıktığının göstergesi olarak nitelendiren lider, uluslararası hukukun aldığı darbelerin devlet altı yapıları yaygınlaştıracağını savundu. Trump'ın savunduğunun küresel çeteleşme ve şiddete dayalı siyaset olduğunu belirten Bahçeli, kıtaların zorbaca abluka altına alınmasını eleştirdi.

Bahçeli, Venezuela'daki gelişmelerin bir test niteliğinde olduğunu ve yakın geleceğin stratejik analizlerinin yapıldığını ifade etti. Ardından sıranın Grönland'a geldiğini söyleyen lider, Trump'ın bu konudaki "ister nazikçe ister sertçe çözeceğiz" açıklamasını şuursuz bir dayatma olarak tanımladı. Bir NATO üyesi ülkenin topraklarına başka bir NATO üyesinin çökme planını nasıl tarif edileceğini soran Bahçeli, bu durumu sert bir şekilde sorguladı. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'na yapıştırılan "hasta adam" yaftasını hatırlatarak, bugünün hasta adamının Amerika Birleşik Devletleri olduğunu ilan etti. Bu tespit, konuşmanın en çarpıcı noktalarından biri olarak öne çıktı.

Bölgesel gelişmelere de geniş yer veren Bahçeli, İran'daki şiddet olaylarını değerlendirdi. Çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği olaylara değinen lider, İran'ın huzursuzluğunun ve sancı içinde kıvranmasının bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu vurguladı. Komşu ülke İran'ın siyasi ve toprak bütünlüğünün, iç barış ve huzurunun hayati öneme sahip olduğunu belirten Bahçeli, günün bir ve beraber olma günü olduğunu ifade etti.

Suriye'deki durum, özellikle Halep'teki gelişmeler konuşmanın önemli bir kısmını oluşturdu. Eşrefiye ve Şeyh Maksut mahallelerindeki çatışmaları düşündürücü bulan Bahçeli, SDG ve YPG'nin yanlış üstüne yanlış yaptığını söyledi. Halep'in durumunun Şam'ın önemini netleştirdiğini belirten lider, Trump'ın bu yapıları ayaküstü sattığını iddia etti. PKK'nın örgütsel varlığının feshedildiğini ve silahların bırakıldığını hatırlatan Bahçeli, SDG ve YPG'nin de aynı akıbete uğraması gerektiğini savundu.

İmralı'nın 27 Şubat çağrısının barışa ve kucaklaşmaya davet olduğunu vurgulayan lider, SDG ve YPG'nin bundan bağımsız olamayacağını ifade etti. Özellikle Mazlum Abdi'yi terörist olarak nitelendirerek siyonizmin yandaşı ve İsrail'in kuklası olduğunu söyleyen Bahçeli, bu kişinin PKK'nın kurucu önderliğine saygısız olduğunu belirtti. DEM Parti yetkililerinin Halep'te Kürtlere saldırı iddialarını reddeden lider, bunun inandırıcılığının olmadığını vurguladı. Kürt kardeşlerin acısının ortak acı olduğunu ancak masumların arkasına SDG ve YPG'nin saklandığını ifade etti. Suriye ordusunun sivilleri tahliye etmesinden memnuniyet duyduğunu ekledi.

DEM Parti'nin açıklamalarını sorunlu bir dil olarak değerlendiren Bahçeli, partinin "Türkiye'yi uyarıyoruz" şeklindeki sözlerini YPG'yi aklama niyeti olarak gördü. Terörsüz bir ortamın adım adım gerçekleştiği süreçte Halep gerekçesiyle sokaklara dökülmenin istismar olduğunu belirten lider, bunun kimseye kazanç sağlamayacağını söyledi. SDG/YPG ile Ankara'da müzakere isteğini aceleci veya akıl tutulması olarak nitelendiren Bahçeli, İsrail güdümündeki bir örgütle pazarlığın nasıl olacağını sordu. Muhatabın İmralı'dan başkası olmadığını net bir şekilde ifade etti.

DEM Parti'nin demokratik mücadelesini gördüğünü ancak eski hastalıkların nüksetmesinin sorumluluk ahlakıyla çatışacağını düşünen Bahçeli, partinin parmak sallamasının masum görülemeyeceğini belirtti. Halep'te sükunetin tesis edilmesini sevindirici bulan lider, YPG'nin muhatabının Suriye devleti olduğunu ve entegrasyon sürecinin tamamlanması gerektiğini vurguladı. 10 Mart mutabakatına atıf yapan Bahçeli, İmralı çağrısının da bu yönde olduğunu hatırlattı.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı'nın çatışma değil kardeşlik için var olduğunu söyleyen lider, ancak milli varlığın tehlikeye düşmesi halinde gereğini yapmaya hazır olduklarını unutmamak gerektiğini uyardı. Bu kararlı duruş, konuşmanın güçlü bir kapanış mesajı oldu.

Konuşmanın son bölümünde emeklilere seslenen Bahçeli, en düşük emekli maaşı alan yaklaşık 5 milyon kişinin sosyal ve ekonomik durumlarının iyileştirilmesinin zorunlu olduğunu altını çizerek ifade etti. Gerekirse gövdeyi taşın altına koymaktan söz eden lider, emeklilerin üzülürken rahat olunamayacağını ve sefalet ücretinden insanca yaşama seviyesine taşınması gerektiğini belirtti. Emeklilerin sonuna kadar yanında olduklarını vurgulayan Bahçeli, bu mesajıyla sosyal duyarlılığını bir kez daha gösterdi.

Devlet Bahçeli'nin bu kapsamlı konuşması, hem uluslararası hem bölgesel hem de iç politika açısından önemli yankılar uyandırdı. Yapılan tespitler ve verilen mesajlar, güncel gelişmelerin değerlendirilmesinde yeni perspektifler sundu. Konuşmanın detayları, siyasi arena ve kamuoyu tarafından yakından takip edilmeye devam ediyor.