Yargı reformu tartışmaları Türkiye'nin siyasi arenasini bir kez daha kızıştırdı. Adalet sistemindeki köklü değişiklikler, muhalefet cephesinden sert tepkilerle karşılanırken, yeni düzenlemelerin perde arkasındaki dinamikler kamuoyunun gündemine bomba gibi düştü. Peki, bu paketler gerçekten adaleti güçlendirecek mi, yoksa belirli hedefleri mi işaret ediyor? Detaylara inmeden önce, son dönemde yargıdaki dönüşümlerin nasıl bir fırtına kopardığını gözden geçirelim; zira her madde, yarının demokrasisini şekillendirecek ipuçları taşıyor.

İşte asıl heyecan burada başlıyor: CHP Grup Başkanvekili Murat Emir'in çarpıcı uyarıları, 11. Yargı Paketi'nin saklı kalmış yüzünü gün yüzüne çıkarıyor. AKP tarafından TBMM'ye sunulan bu kapsamlı teklif, yüzeyde hakaret suçlarının çoğunu ön ödeme mekanizmasına dahil ederek rahatlama vaadinde bulunurken, kritik bir istisna ile dikkat çekiyor. "Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret" suçu, bu kapsama ve uzlaştırma prosedürlerine kasten dışarıda bırakılmış. Emir, bu hamleyi "adrese teslim düzenleme" olarak nitelendirerek, siyasi eleştirilerin doğrudan dava kapısına yönlendirileceğini vurguluyor. Bu tür bir değişiklik, muhalif sesleri susturmak için tasarlanmış bir tuzak mı? Paketin detayları incelendiğinde, evet, tam da bu izlenimi veriyor.

Hatırlayalım ki, yargı paketleri Türkiye'nin adalet mekanizmasını dönüştürme çabalarının bir parçası olarak yıllardır gündemde. 9. Yargı Paketi ile hakaret suçlarının bir bölümü ön ödeme kapsamına alınmış ve bu sayede bazı davalar düşmüştü. Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun savcılara yönelik sözleri nedeniyle açılan "kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret" davası, tam da bu düzenleme sayesinde geçtiğimiz ay sonuçsuz kalmıştı. O dönemki değişiklik, adaletin hızlı işleyişine katkı sağlarken, şimdi 11. Paket ile aynı suç tipi dışlanıyor. Bu ters köşe, tesadüf mü yoksa stratejik bir manevra mı? Emir'in açıklamalarına göre, iktidar kendi tekliflerini bile "eğip bükmekten" çekinmiyor; zira siyaseten baş edemedikleri figürleri sıkıştırmak için her yol mubah görülüyor.

AKP'li Vekilin Paris Ziyareti: Gündüz Duyarlılık, Gece Sürpriz Pozlar
AKP'li Vekilin Paris Ziyareti: Gündüz Duyarlılık, Gece Sürpriz Pozlar
İçeriği Görüntüle

Dahası var: Paketin bu "adrese teslim" maddeleri, sadece bireysel davaları değil, genel siyasi iklimi de zehirliyor. Kamu görevlilerine yönelik eleştiriler, artık otomatik olarak yargı sürecine dönüşecek. Düşünün, bir muhalif liderin hükümet politikalarını sorgulaması, anında dava dosyasına evrilse? Bu, ifade özgürlüğünün sınırlarını daraltırken, demokrasinin temel taşlarını sarsıyor. CHP'li vekil, bu durumu "siyasi yenilgiyi yargı eliyle telafi etme girişimi" olarak tanımlıyor. İmamoğlu örneği ise somut bir kanıt: Yenilen davanın ardından gelen bu revizyon, milyonların desteğini arkasına alan bir ismi hedef tahtasına oturtma çabası olarak okunuyor. Peki, bu paket TBMM'de nasıl bir kader izleyecek? Muhalefetin itirazları, süreci ne kadar etkileyecek?

Yargı paketlerinin tarihine bir göz atarsak, her biri dönemin siyasi gerilimlerini yansıtıyor. 11. Paket de istisna değil; zira içerikteki iki kritik madde, hakaret suçlarının genelini kapsarken, o belirli suçu dışarıda bırakarak dengesiz bir tablo çiziyor. Emir'in paylaştığı uyarı metninde vurguladığı gibi: "Siyaseten yenemedikleri Ekrem İmamoğlu'nu sıkıştırmak için, kendi yazdıkları teklifleri bile eğip bükmekten çekinmiyorlar." Bu sözler, paketin arkasındaki motivasyonu netleştiriyor. İktidarın önceki adımlarını tersine çevirmesi, sadece hukuki bir tutarsızlık değil, aynı zamanda güven erozyonuna yol açıyor. Vatandaşlar, adaletin tarafsızlığını sorgularken, bu tür hamleler kutuplaşmayı derinleştiriyor.

Peki, bu gelişmelerin olası sonuçları neler? Öncelikle, siyasi figürlerin kamu görevlilerine yönelik eleştirileri riskli hale geliyor; her söz, potansiyel bir dava kapısı açıyor. Bu da muhalefeti daha temkinli kılacak, belki de seslerini kısacak. Ancak Emir, korkulanın aksine, bu çabaların boşa çıkacağını öngörüyor: "Ve tüm bu çabalarına rağmen korktukları gerçek değişmeyecek. Sandık geldiğinde Cumhurbaşkanı adayını yanında görmek isteyen milyonları karşılarında bulacaklar." İşte burada asıl heyecan patlıyor; zira yargıdaki bu manevralar, 2028 seçimlerine dair ipuçları veriyor. İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı, milyonlarca seçmenin hayali haline gelmişken, bu paketler onu yıldırma girişimi olarak görülebilir. Ama tarih, halk iradesinin her zaman galip geldiğini gösteriyor – tıpkı Gezi'den beri süren direniş dalgalarında olduğu gibi.

Daha derinlemesine bakarsak, 11. Yargı Paketi'nin genel çerçevesi, Türk Ceza Kanunu'nda hakaret maddelerini (TCK 125) revize etmeyi hedefliyor. Ön ödeme ve uzlaştırma gibi alternatif çözüm yolları, ceza adaletini hafifletmek için tasarlanmışken, istisnalar bu amacı baltalıyor. Hukukçular arasında da tartışma büyüyor: Bazıları bunu "seçici adalet" olarak eleştirirken, diğerleri siyasi motivasyonun bariz olduğunu söylüyor. CHP'nin tutumu net; Grup Başkanvekili Emir, paketin TBMM Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerinde bu maddelere karşı çıkacaklarını ima ediyor. Muhalefet, alternatif önerilerle gelerek, tüm hakaret suçlarını eşit şekilde kapsamaya davet ediyor. Bu mücadele, sadece bir paketle sınırlı kalmayacak; zira yargı reformu, Türkiye'nin AB uyum sürecinde de kritik bir rol oynuyor.

Sonuçta, bu paketin gölgesinde Türkiye'nin siyasi geleceği şekilleniyor. Ekrem İmamoğlu gibi isimlerin yükselişi, iktidarı tedirgin ederken, yargıyı araçsallaştırma iddiaları demokrasi tartışmalarını alevlendiriyor. Murat Emir'in uyarıları, bir vekilin ötesinde, milyonların sesi niteliğinde. Sandık yaklaştıkça, bu tür hamlelerin etkisi azalacak mı? Yoksa yeni davalarla mı karşılaşacağız? Okuyucular olarak, bu soruları cevaplarken, adaletin terazisinin her daim dengede kalmasını dilemekten başka çaremiz yok. Ama unutmayalım: Gerçek değişim, halkın iradesiyle gelir. Bu paketin ötesinde, daha nice mücadele bizi bekliyor – ve biz, her birini yakından takip etmeye hazırız.