Dünya

Trump İran'a Dev Filo Yöneltti: Gerilim Zirvede

Orta Doğu'da yükselen tansiyon, küresel güç dengelerini sarsıyor. ABD'nin hamleleri ve Tahran'ın sert yanıtları, bölgede yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Müzakere masası mı yoksa askeri müdahale mi? Bu soru, herkesin aklını kurcalıyor.

Uluslararası arenada gözler, Washington ile Tahran arasındaki satranç oyununa çevrildi. Diplomatik kanallar hâlâ açık olsa da, askeri hareketlilikler gerilimi tırmandırıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen bir tören sırasında, İran'a yönelik tutumunu netleştirdi. Trump, bölgede artan gerilimin ortasında, İran'la görüşmelerin sürdüğünü ve kabul edilebilir bir anlaşma için umutlu olduğunu ifade etti. Ancak bu umut, ağır bir tehdit gölgesinde kaldı.

Trump, İran kıyılarına doğru ilerleyen Amerikan filosunun büyüklüğünü vurgulayarak, "Venezuela'ya giden filodan bile daha büyük" dedi. Bu açıklama, askeri gücün bir gösterisi olarak yorumlandı. Trump, "Dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz" diyerek, ABD'nin askeri üstünlüğünü öne çıkardı. Anlaşma sağlanamazsa ne olacağını ima eden sözleri, "Umarım anlaşma olur, yoksa ne olacağını görürüz" şeklinde oldu. Bu ifadeler, olası bir askeri operasyonun kapısını araladı, ancak Trump, Venezuela benzeri bir müdahale hakkında konuşmaktan kaçındı ve "Askeri konularda konuşmak istemiyorum" diyerek gizemi korudu.

ABD basınında yer alan iddialar, gerilimi daha da alevlendirdi. Bazı askeri kaynaklar, olası bir saldırıda İran'ın nükleer tesislerini, balistik füze üslerini ve Devrim Muhafızları liderliğini hedef alacağını öne sürdü. Bu hamlelerin amacı, rejimi devirmek için halk ayaklanmasını tetiklemek olarak gösterildi. Bu tür iddialar, ABD-İran gerilimini nükleer anlaşma tartışmalarının ötesine taşıyor ve bölge güvenliğini doğrudan etkiliyor.

Tahran cephesinden gelen yanıtlar da tansiyonu düşürmek yerine yükseltti. İran Lideri Hamaney'in danışmanı Şemhani, olası bir çatışmada İsrail'i hedef alacaklarını belirterek, "Ziyonist rejimin derinliklerini vururuz" tehdidinde bulundu. Bu sözler, Tel Aviv'e yönelik doğrudan bir uyarı niteliğindeydi ve gerilimi Orta Doğu'nun geneline yayma potansiyeli taşıyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD'nin tutumunu sert bir dille eleştirdi. ABD ile İran arasındaki sınırları gösteren bir harita paylaşarak, ABD askeri varlığının İran kıyılarına yakınlığını vurguladı. Arakçi, Devrim Muhafızları'nı terör örgütü olarak etiketleyen ABD'yi çelişkili olmakla suçladı. İran'ın kendi topraklarında askeri tatbikat yapma hakkını savunan bakan, "Pers Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nı korumaya devam edeceğiz" dedi. Bu açıklama, stratejik su yollarının güvenliği konusunda İran'ın kararlılığını gösterdi.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri, müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini duyurdu. Bu, diplomatik çözüm umudunu canlı tutan bir gelişme olsa da, genel tablo hâlâ belirsiz. Ayrıca İran, Devrim Muhafızları'nı terör örgütü olarak gören Avrupa Birliği ülkelerinin ordularını da terör örgütü sayacağını ilan etti. Bu adım, gerilimi Avrupa'ya sıçratma riskini artırıyor.

ABD-İran ilişkilerindeki bu kritik eşik, nükleer program, balistik füzeler ve bölgesel güç dengeleri gibi konuları merkeze alıyor. Trump'ın filo hamlesi, müzakere çağrısıyla birleşince, bir yandan baskı aracı olarak görülüyor, diğer yandan savaş tehdidini somutlaştırıyor. Diplomasi mi yoksa çatışma mı galip gelecek? Bu soru, önümüzdeki günlerin en kritik gündemi olmaya aday.

Gerilimin kökenleri, uzun yıllara dayanan anlaşmazlıklara uzanıyor. Nükleer anlaşma tartışmaları, yaptırımlar ve askeri hareketler, tarafları karşı karşıya getiriyor. Trump'ın "ciddi görüşmeler" ifadesi, bir çıkış yolu sunsa da, filo hareketi gibi adımlar güveni zedeliyor. İran'ın tehditlere karşı duruşu, iç politikayı da etkiliyor ve rejim karşıtı sesleri bastırma çabalarını yoğunlaştırıyor.

Bölgesel aktörler, bu gerilimi yakından izliyor. Pers Körfezi'ndeki güvenlik, küresel enerji akışını doğrudan ilgilendiriyor. Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemi, herhangi bir çatışmanın dünya ekonomisine yansımalarını artırıyor. ABD'nin askeri üstünlüğü, İran'ın asimetrik savaş taktikleriyle dengelenmeye çalışılıyor.

Müzakere masasında ilerleme olsa da, tarafların kırmızı çizgileri aşılmaz görünüyor. Trump'ın anlaşma umudu, nükleer silahsızlanma ve iç politik reformları şart koşuyor. İran ise egemenlik haklarını savunarak, yabancı müdahaleye karşı direnç gösteriyor. Bu dinamik, gerilimi sürekli kılıyor.

Sonuç olarak, ABD-İran gerilimi, savaş tehdidiyle yüklü bir döneme girdi. Filo hareketleri, tehditler ve müzakere sinyalleri, geleceği belirsizleştiriyor. Dünya, bu satranç oyununda bir sonraki hamleyi bekliyor.