Suriye'deki son gelişmeler, bölgenin geleceği açısından kritik bir dönemeçte olduğumuzu gösteriyor. Kuzeydoğu bölgelerinde kontrolü elinde bulunduran güçler ile merkezi yönetim arasındaki ilişkiler, uzun süredir beklenen bir dönüşümün eşiğinde gibi görünüyordu. Ancak son aylarda ortaya çıkan tabloda belirsizlikler artmış durumda, bu durum birçok kesimde merak ve endişe yaratıyor.
10 Mart 2025'te imzalanan mutabakat, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) devlet kurumlarına entegrasyonunu öngören önemli bir çerçeve anlaşmasıydı. Bu anlaşma, askeri unsurların orduya katılmasını, sivil idari yapıların merkezi hükümete bağlanmasını ve petrol gelirlerinin paylaşımını içeren maddeler barındırıyordu. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile geçiş hükümeti lideri Ahmed Şara'nın el sıkışmasıyla olumlu karşılanan bu adım, başlangıçta umut vericiydi. Ancak uygulamaya geçildiğinde ciddi tıkanıklıklar yaşandı.
Mutabakatın sekizinci maddesi, yürütme komitelerinin yıl sonuna kadar entegrasyonu sağlamasını şart koşuyordu. 31 Aralık 2025 tarihi yaklaşırken anlaşmazlıklar giderilemedi ve süre doldu. Bu durum, özellikle kuzeydoğu Suriye'de kontrol edilen geniş alanlarda gerginliği artırdı. SDG'nin hakim olduğu bölgeler, Suriye'nin neredeyse üçte birini kapsıyor; burada zengin petrol ve gaz yatakları, Fırat ile Dicle nehirleri, verimli tarım arazileri ve hayvancılık kaynakları bulunuyor. Bu kaynakların kontrolü, ülkenin toparlanması ve kalkınması önünde önemli bir faktör olarak öne çıkıyor.
Son dönemde Halep çevresinde hükümet güçleri ile SDG unsurları arasında çatışmalar yaşandı. Bu olaylarda en az iki kişi hayatını kaybetti, gerginlik ancak zorlukla yatıştırılabildi. Şam yönetimi, sorumluluğu Kürt güçlere yüklerken, resmi kaynaklar somut sonuçlara ulaşılamadığını ve mutabakatı uygulama konusunda gerçek bir istek görülmediğini vurguladı. Mazlum Abdi ise askeri entegrasyonda uzlaşma sağlandığını, anayasa gibi konularda zamana ihtiyaç olduğunu savunarak ilerleme kaydedildiğini iddia etti. Ancak Şam'a planlanan ziyaretler ertelenmiş durumda.
Dış aktörlerin tutumu da denklemi karmaşıklaştırıyor. ABD'nin arabuluculuk yaptığı mutabakat sürecinde, bazı açıklamalarda SDG'nin belirli faaliyetlerini başka ülkelerle koordinasyon halinde yürüttüğü belirtiliyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Şam ziyaretinde dile getirdiği gibi, bu koordinasyonun İsrail ile bağlantılı olduğu iddiaları müzakerelerde engel teşkil ediyor. Fidan, SDG'nin entegrasyon görüşmelerinde ilerleme niyeti göstermediğini gözlemlediklerini ifade etti.
Milli Savunma Bakanlığı da benzer bir çizgide, SDG'nin adem-i merkeziyetçilik ve federalizm taleplerini eleştirdi. "Tek Devlet, Tek Ordu" ilkesi doğrultusunda yakın iş birliği sürdürüldüğü belirtilirken, SDG'nin tavrının ülkenin toprak bütünlüğüne ve istikrarına zarar verdiği vurgulandı. Eğer merkezi yönetim birlik ve bütünlük için inisiyatif alırsa, buna destek verileceği mesajı net bir şekilde verildi.
PKK lideri Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan yayınlanan mesajı ise farklı bir perspektif sunuyor. Öcalan, Suriye'deki kaotik tablonun demokratikleşme ihtiyacını yansıttığını belirterek, yıllarca süren tekçi ve baskıcı yönetim anlayışının Kürtler, Araplar, Aleviler ve diğer halkların özgürlük taleplerini güçlendirdiğini söyledi. Kolaylaştırıcı ve diyaloğa açık bir rol üstlenilmesi çağrısı yapan Öcalan, 10 Mart mutabakatının uygulanmasının süreci rahatlatıp hızlandıracağını savundu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız'ın açıklamaları ise daha sert bir tonda. Yıldız, ABD ve İsrail destekli SDG'nin Mazlum Abdi liderliğinde geniş alanları işgal altında tuttuğunu, bu durumun kalkınmayı engellediğini belirtti. İsrail'in Suriye'yi bombalaması ve isyancı grupları destekleyerek Süveyda'dan kuzeydoğuya bir koridor açma çabası "Davut Koridoru" olarak nitelendirildi. Yıldız, bu oluşumun terör niteliği taşıdığını ve mutabakat süresinin dolduğunu vurguladı.
Bu gelişmeler, genel çözüm sürecini doğrudan etkiliyor. TBMM'deki Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu'nun rapor ve yasal düzenleme aşamasında olduğu bir dönemde, Suriye'deki tıkanıklık belirsizlik yaratıyor. Mutabakatın uygulanamaması tansiyonu yükseltirken, olası senaryolar arasında yeni çatışmalar veya dış müdahaleler konuşuluyor. SDG'nin federalizm ısrarı ile merkezi yönetimin üniter yapı talebi arasındaki uçurum, entegrasyonu zorlaştırıyor.
Kuzeydoğu bölgelerdeki nüfus çeşitliliği de önemli bir boyut. Arap, Kürt ve diğer etnik grupların yaşadığı bu alanlarda, kaynak paylaşımı ve idari özerklik tartışmaları devam ediyor. Petrol gelirlerinin dağılımı gibi ekonomik maddeler, siyasi uzlaşının anahtarı olabilir ancak şu an uzak görünüyor.
Sonuç olarak, 2026'ya girerken Suriye'deki SDG durumu, hem yerel hem bölgesel dengeleri derinden sarsıyor. Mutabakatın geleceği belirsizliğini korurken, tarafların tutumu önümüzdeki ayları belirleyecek. Bu karmaşık denklemde, demokratik entegrasyon mu yoksa yeni gerilimler mi baskın çıkacak, yakından izlemek gerekiyor. Gelişmeler, bölgenin istikrarı için kritik öneme sahip.