Sol hareketlerin yükselişi ve çöküşü, tarih boyunca dikkat çekici örneklerle dolu olmuştur. Bu süreçlerde, ideolojik derinlik yerine duygusal enerjinin ön plana çıkması, sıkça beklenmedik savrulmalara yol açmaktadır.
Bu bağlamda, İngiliz solcu gazeteci Paul Mason’un hikayesi çarpıcı bir örnek teşkil eder. 1960 doğumlu Mason, özellikle 2010’lu yıllarda BBC ve Channel 4’te çalışırken, Syriza, Indignados, Occupy ve Podemos gibi sol ittifak hareketlerine büyük umut bağlamıştır. Yunan sol parti Syriza için 2012-2015 yılları arasında “Neoliberal düzene karşı devrimci bir meydan okuma” ve “Yeni bir sol modelin başlangıcı” değerlendirmelerinde bulunmuştur.
6 Ocak 2015’te Syriza’nın seçim zaferinin ardından arkadaşlarına “Burada devrim oluyor, Atina’ya gelin!” mesajı atmıştır. Ancak Syriza iktidara geldikten sonra AB ile uzlaşmış, kemer sıkma politikalarının büyük bölümünü uygulamış ve radikal vaatlerinden geri adım atmıştır.
Bu hayal kırıklığı, Paul Mason’un söyleminde önemli bir değişime neden olmuştur. Artık “sistem dışı kopuş” yerine “istikrar” ve “kurumların korunması” vurgusu yapmaya başlamıştır. Bu kırılma, onu İngiliz istihbaratına “radikal sol hareketlerin yaratabileceği riskler” üzerine raporlar yazma noktasına getirmiştir.
Sol popülizm, ideolojik derinlikten çok duygu ve ruh haline dayandığı için ilk kırılmada kolayca savrulabilmektedir. Popülizm nihai bir siyaset dili olamaz.
Bu örnek, CHP ve Özgür Özel bağlamında da değerlendirilmektedir. Özgür Özel’in muhalefet tarzı takdir edilmektedir: Hep sahada, enerjik, yorulmadan itiraz, teşhir ve eleştiriyle muhalefeti diri tutmaktadır. AKP ve Erdoğan karşıtlığı, adalet vurgusu, demokrasi söylemi ve toplumsal moral üretme çabaları olumlu karşılanmaktadır.
Söyleminde sıkça yer alan “Bu düzen böyle gitmez”, “Saraya karşı millet” ve “Birlik olursak kazanırız” ifadeleri yanlış değildir. Ancak bunlar tek başına yeterli bir siyaset oluşturmamaktadır.
Popülizm, hükümet kurmak için yeterli olabilir ancak iktidar olmak için yetersiz kalmaktadır. Bunun için yeni bir düzen tasarımı şarttır. Bu boşluk doldurulmazsa, Syriza benzeri hayal kırıklıkları yaşanabilmektedir.
Gürültücü ve duygusal enerjisi yüksek popülizm genellikle sönümlenirken, kurumsal siyaset kalıcı olmaktadır. Syriza, “kemer sıkmaya karşıyız” demiş ancak iktidarda “sermaye kaçarsa ne yapacağız”, “Avrupa’dan baskı gelirse hangi kuruma yaslanacağız” ve “devlet içi direnci nasıl kıracağız” sorularına yanıtını küresel sermaye ile iş birliğinde bulmuştur.
Değiştireceğini vaat ettiği eski düzeni aynen sürdürmüştür. Vahşi kapitalizmle uzlaşmayı reddeden maliye bakanı Yanis Varoufakis ve ona para almadan danışmanlık yapan Jeffrey Sachs istifa etmiştir.
Yunanistan örneği göstermektedir ki, siyaset salt liderin temposuna bağlanırsa kurumsal ve kolektif akıl oluşmamaktadır. Çipras’ın popülist dili daima “neye karşıyız” sorusuna odaklanmış, ancak “iktidarın ilk gününde ne yapılacak” sorusuna yanıt verememiştir.
Syriza ve Çipras, neoliberalizme teslim olup iktidardan düşmüştür. Özgür Özel geçiş sürecini başarılı yönetse de, geçişten sonrası belirsizdir.
Bu noktada CHP’ye devlet dili şarttır. Devlet dili, otoriterlik, seçkinci vesayet veya “devlet baba” yaklaşımı anlamına gelmemektedir. Devlet dili, “bu ülkeyi hangi kurumlarla, hangi kurallarla, hangi kadrolarla yöneteceğiz” sorusuna açık yanıt vermektir.
Devlet dili, her şeyi aynı anda anlatmak değil, birkaç hayati alanı derinlikli sahiplenmektir. CHP, “aman bize devletçi demesinler” travmasından kurtulamamakta, “önce kurtulalım, sonra bakarız” yaklaşımını benimsemektedir.
Ancak “sonra” diye bir zaman gelmeyebilir. CHP, inşa etme adına uzun süredir yanlış yapma korkusu nedeniyle hiçbir şey söylememekte, devleti dönüştürmek yerine devletten uzak durmayı tercih etmektedir.
Bu yaklaşım, devleti hep sağa bırakmak anlamına gelmektedir. Siyaset boşluk sevmez; bu boşluğu ya iktidar doldurur ya da hayal kırıklığı oluşur.
CHP’de iktidar olmayı değil haklı kalmayı tercih eden bir gelenek oluşmuştur. Oysa netlik şarttır ve Syriza hatası tekrarlanmamalıdır.
Syriza “her şeyi hemen değiştireceğiz” diyerek başarısız olmuştur. CHP halka açıkça “biz iktidara geldiğimizde normal bir devlet değil, bir geçiş devleti yöneteceğiz” demelidir.
Çünkü AKP rejimi devleti öyle dönüştürmüştür ki devlet parti haline gelmiş, bürokrasi sadakate, kurumlar talimata indirgenmiştir.
CHP “ancak 3-5 yılda toparlanır, ilk dönem onarım dönemidir” diyerek dürüstlük göstermelidir. Bu, popülizmden kopuşun ilk işaretidir.
Alkışlarla değil kurumlarla, umutla değil planla, hızla değil kalıcılıkla yönetim mümkün olmaktadır.