İç Cepheyi Sağlam Tutalım Öyle mi? Efsane Komutanın Hikayesi Yılmaz Özdil'in çarpıcı yazısı gündemde! Osman Pamukoğlu'nun terörle mücadele başarıları, madalyaları ve askeri sosyal tesis yasağı şoku. Kahramanlık dolu detaylar ortaya çıkıyor.

Son yıllarda güvenlik ve kahramanlık hikayeleri, toplumda büyük ilgi uyandırmaya devam ediyor. Özellikle geçmişteki zorlu mücadeleler ve fedakarlıklar, yeni nesillere ilham kaynağı oluyor.
1993 yılı, terör olaylarının en yoğun yaşandığı dönemlerden biriydi. Mayıs ayında Elazığ-Bingöl karayolunda şehirlerarası bir otobüs durduruldu. Malatya'dan usta birliklerine giden sivil kıyafetli, silahsız 36 er indirildi. Gece yarısı saat 03'te yol kenarında yan yana dizilen askerler, otomatik silahlarla tarandı. Şarjörler değiştirilerek ateş edildi, cansız bedenlere yakından ateş açıldı. 33 asker şehit düştü, 3'ü öldü sanılarak bırakıldı.
Olay yerinde 1570 boş mermi kovanı bulundu. Her şehide ortalama 44 mermi isabet etmişti. Bu katliam, ülke genelinde büyük infial yarattı ve acil önlem alınması gerektiğini ortaya koydu.
Hakkari Dağ Komando Tugayı'na komutan atanması zor bir süreçti. Terfi bekleyen 80 tuğgeneral arasından bölgeye gitmek isteyen pek azdı. Çeşitli mazeretler ileri sürülüyordu. Haziran ayında Genelkurmay Başkanlığı'nda beklenmedik bir görüşme yaşandı. Bir kurmay albay, tereddütsüz görev talebini iletti.
Genelkurmay Başkanı, albaya Hakkari'ye gönderilmesini teklif ettiğinde, albay hemen "emredersiniz" cevabını verdi. Ne zaman katılacağı sorulduğunda "hemen" dedi. Kara Kuvvetleri Komutanı aileyle konuşma önerisinde bulunsa da, albay kararlılığını korudu ve derhal göreve başladı.
Bu albay, Hakkari'de terörle mücadele tarihinde görülmemiş başarılar elde etti. Bin ila 5 bin askerle 857 vurucu operasyon yönetti. 21 sınır ötesi harekat gerçekleştirdi. Örgütü bekleyen değil, kovalayan bir strateji izledi. Dağ kadrosunu yarı yarıya imha etti. Askerleriyle omuz omuza çatışmalara katıldı, bu nedenle "efsane komutan" olarak anıldı.
Buzul Dağı operasyonunda örnek bir fedakarlık gösterdi. 3500 askerle eksi 40 derecede buzda yatıldı. Tipiye yakalandılar, beş gün mahsur kaldılar. Üçüncü gün erzaklar bitti. Çantalar ve tüfek dipçikleri yakılarak ısınma sağlandı. Bu sayede mağaralarda saklanan yüzlerce terörist baskınla etkisiz hale getirildi.
Birinci Dereceden Altın Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası aldı. İki defa Üstün Cesaret ve Feragat Nişanı, beş defa Üstün Birlik Yetiştirme Nişanı kazandı. Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde beş defa bu nişana sahip tek kişi oldu.
Ancak halk nazarında büyük itibar kazanması ve silahlı kuvvetleri peşine takması, bazı çevrelerde rahatsızlık yarattı. Tümgeneralken emekli edildi, yükselişi engellendi.
Bu efsane komutan Osman Pamukoğlu'ydu.
2018 yılında ilginç bir olay yaşandı. Osman Pamukoğlu, eşini Ankara'daki bir askeri sosyal tesise bırakmak için nizamiyeye geldi. Kendi kimlik kartını uzattı. Ancak sistemde "bu kartın sahibi askeri sosyal tesislere giremez" ibaresi çıktı.
Görevli astsubaylar utanç içinde durumu bildirdi. Osman Pamukoğlu gülümsedi ve "tamam" diyerek gitti.
Aslında Osman Pamukoğlu, 14 yıl emeklilik döneminde hiçbir askeri sosyal tesise adım atmamıştı. Hatta 35 yıl muvazzaf subaylık boyunca da hiçbir orduevi veya tatil kampına gitmemişti. Prensibi gereği askerliğin sadece görev boyutuna odaklanıyor, sosyal tesisleri umursamıyordu.
Yasağı koyanlar, onu cezalandırdıklarını sanıyordu. Halbuki bu yasak, onun hayatında hiçbir değişiklik yaratmadı.
Suriye ve Irak sınırları, Ege adaları yerine sosyal tesis sınırları korunuyordu ironisi ortaya çıktı.
Osman Pamukoğlu'nun "Unutulanlar Dışında Bir Şey Yok" kitabı, terörle mücadelenin zorlu dönemini anlatır. Kitapta "Yüzbaşı Naim" diye bahsedilen subay, 24 saat hazır olan, uyumayan, yemek yemeyen biri olarak tanımlanır.
Bu yüzbaşı Naim Babüroğlu'ydu. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak Hatay'da doğdu. Parasız yatılı Kuleli Askeri Lisesi'ni, Kara Harp Okulu'nu bitirdi. Harp Akademisi'ni ikincilikle, Silahlı Kuvvetler Akademisi'ni birincilikle tamamladı.
Hakkari'de Osman Pamukoğlu ile görev yaptı. Şehit yıkama yerinin bacası 24 saat tüttüğü için yüzünde kor izi oluşmuştu. Eşi ve iki küçük oğluyla gitmişti. Çocuklarını iki yıl boyunca sadece bir kez okul önlükleriyle görebildi. Çatışmalarda ailesini komşulara emanet ediyordu.
Daha sonra tuğgeneral oldu. Irak, Kuveyt ve NATO görevlerinde bulundu. Ancak Balyoz ve Ergenekon davalarında Atatürkçü subaylar tasfiye edildi.
Bu hikayeler, gerçek kahramanlığın kariyer değil, fedakarlık ve prensip olduğunu gösteriyor. İç cepheyi sağlam tutma söylemleri, bazen asıl değerleri göz ardı edebiliyor. Efsane komutanların yaşadıkları, unutulmamalı ve yeni nesillere aktarılmalı.




