Türkiye’nin siyasi ve toplumsal gündemi, ardı ardına yaşanan sarsıcı gelişmelerle bir kez daha hareketlendi. Başkent Ankara’da siyasetin dili sertleşirken, meclis koridorlarında yankılanan ifadeler, bölgesel krizlerin çözümüne dair tartışmaları alevlendirdi. Özellikle sınır ötesindeki hareketlilik ve iç politikadaki yansımaları üzerine yapılan vurgular, siyasi arenada yeni bir polemiğin fitilini ateşledi. Ancak günün tek şok edici gelişmesi bu değildi; yargı camiasının kalbinde yaşanan akıl almaz bir olay, hukuk sisteminin geldiği noktayı sorgulatan dehşet verici anlara sahne oldu.
Partisinin grup toplantısında kürsüye çıkan eş genel başkan, gündemdeki sıcak başlıkları değerlendirirken doğrudan Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli’ye seslendi. Konuşmanın merkezinde Suriye’de, özellikle Halep ekseninde yaşanan son gelişmeler ve bu durumun Kürt halkına yansımaları vardı. Bölgede yaşananlardan Kürtlerin sorumlu tutulamayacağını belirten lider, 10 Mart mutabakatına dikkat çekerek, asıl sorumluluğun rejime ait olduğunu savundu. Sınır ötesindeki sivil halka yönelik saldırılar karşısında sessiz kalınmaması gerektiğini vurgulayan isim, “Hani kederde ortaktık?” diyerek iktidar kanadına ve ortağına manidar bir soru yöneltti.
Eleştirilerin dozunu artıran eş genel başkan, Bahçeli’ye yönelik çağrısında Türk-Kürt kardeşliği söyleminin altını çizerek, bu söylemin gereği olarak oradaki halkın hukukunun savunulması gerektiğini ifade etti. “Parmak sallayanları görmek istiyorsanız televizyonu açın” diyerek sert bir çıkış yapan siyasetçi, iktidar yöneticilerine ve medyadaki yüzlere işaret etti. Kendi uyarılarının bir tehdit değil, barış için uzatılan bir el olduğunu savunan lider, İmralı’daki tecrit konusuna da değindi. 40 günü aşkın süredir görüşme sağlanamadığını belirterek, çözüm için gerekli koşulların oluşturulması çağrısını yineledi ve sürecin tıkanıklığına dikkat çekti.
Siyasetin bu gerilimli atmosferi sürerken, İstanbul’dan gelen bir haber ise adeta kan dondurdu. Milyonların nefesini tutarak takip ettiği olay, bir adliye sarayının içinde, hukukun dağıtıldığı yerde gerçekleşti. Bir Cumhuriyet Savcısı, aynı adliyede görev yapan hakim olan eski eşinin odasını bastı. Aralarında henüz bilinmeyen bir nedenle çıkan tartışma kısa sürede büyüdü ve savcı, belindeki silahı çekerek eski eşine kurşun yağdırdı. Hakime hanım kasık bölgesinden yaralanırken, saldırganın ikinci atışı yapmaya hazırlandığı o kritik anda, odada bulunan beklenmedik bir kahraman devreye girdi.
Olayın en çarpıcı detayı ise saldırganı durduran ismin kimliğiydi. Adliyede çaycı olarak görev yapan ve cezasını çekmekte olan eski bir hükümlü, silahlı savcının üzerine atlayarak kendi hayatını hiçe saydı. Vurulmayı göze alarak saldırgana müdahale eden bu cesur hükümlü, ikinci kurşunun sıkılmasını engelleyerek yaralı hakimenin hayatını kurtardı. Dehşet verici olayın ardından saldırgan savcı gözaltına alınırken, yaralı hakim hastaneye kaldırıldı. Türkiye, bir yanda siyasi gerilimi diğer yanda ise bir savcının eski eşine kurşun yağdırdığı ve bir mahkumun hayat kurtardığı o inanılmaz günü tartışmaya devam ediyor.