Türkiye siyasi arenası, son günlerde peş peşe gelen ve vatandaşların anlam vermekte zorlandığı olaylarla sarsılıyor. En dikkat çekici gelişme ise, geçmişte büyük bir katilin asılmasını talep eden güçlü bir siyasi liderin, grup toplantısında tamamen zıt bir söylem kullanması oldu. Bu lider, siyasi sürecin en ciddi muhatabının terör örgütü lideri olduğunu ilan etti. Ancak hemen ardından kullandığı "bu uğurda varsın sonumuz dar ağacı olsun" cümlesi, akıllara büyük bir soru işareti getirdi. Ülkede idam cezasının bulunmadığı bir dönemde, bu kadar sert ve abartılı bir ifadenin bir tehdit mi olduğu, yoksa gerçekten birilerinin bu siyasi aktörü darağacına göndermek istediği mi merak konusu oldu. Siyasetçilerin aldığı kararların gayet özgürce alındığı ve muhalefetten dahi büyük bir tepki gelmediği bu süreçte, söz konusu liderin neden bu denli ciddi bir söylem kullandığı anlaşılmış değil.

Kritik Hamle: Görev Adamının Tek Bir Hedefi Var

Bu beklenmedik ve sert söylemin altında yatan gerçek amacın, liderin siyasi çıkarlarından veya oy hesaplarından kaynaklanmadığı iddia ediliyor. Kaynaklara göre, bu siyasi aktör bir "görev adamıdır". Kendisinin oy alıp almaması, barajı geçip geçmemesi umurunda bile değildir. Onun tek ve büyük hedefi, ortağı olduğu siyasi iktidarın başındaki liderin siyasi hayatını bitirmektir. Bu amaca ulaşmanın en büyük fırsatı ise, o lideri, terör örgütü liderinin affedilmesi noktasına getiren ve onun ayağına milletvekili gönderen Cumhurbaşkanı yapmak olarak görülüyor. Siyasi hayatı sona erdirilmek istenen liderin, ortağının elindeki çok önemli kozlar nedeniyle "suspust" kaldığı ve söylenenleri yapmak zorunda kaldığı öne sürülüyor. Bu stratejinin başarılı olması durumunda, görev adamı kahraman olacak; ancak başarısız olursa, her iki liderin de siyasetin "Gayya kuyusuna" gideceği ve bir daha dönüşlerinin olmayacağı belirtiliyor.

Öcalan Muhataplığı ve Kapalı Kapılar Ardındaki Görüşmelerin Sırrı

Bu yeni siyasi süreçte, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın "en güçlü muhatap" olarak gösterilmesi, özellikle şehit aileleri ve kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Bu durumun, milyonlarca yeni mağduriyet yaratacağı endişesi dile getiriliyor. Uzmanlar, eğer gerçekten müzakerelerin sürdürülmesi için bir muhatap aranıyorsa, Kürt siyasi hareketini temsil edebilecek liyakate sahip en yetkili ismin cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş olduğunu savunuyor. Üstelik bu isim hakkında uluslararası mahkemeler ve Anayasa Mahkemesi tarafından tahliye kararları verilmiş durumda. Yirmi üç yıldır el altında tutulan ve 50.000 kişinin katlinden sorumlu olduğu belirtilen bir ismin şimdi muhatap olarak seçilmesi, kamuoyunun "keriz yerine konulması" olarak yorumlanıyor. Tüm bu hassas süreç, gizlilik içinde yürütülüyor. İmralı'ya heyet gittiği iddiaları ortaya çıkmasına rağmen, iktidar partisinden bazı isimlerin bu görüşmeleri yalanladığı bilgisi gündeme geldi. Eğer görüşmeler başarıyla sonuçlanacak iyi bir "icraat" olsaydı, siyasetçiler bunu gururla gösterirler, fotoğraflar yayınlarlardı. Ancak şu an inkârlar ve utançla saklanan "kabahatler" olduğu düşünülüyor. Vatandaşlar, devletin hissedarları olarak (anonim şirket gibi) kendilerinden saklanan bu görüşmelerin içeriği hakkında bilgi talep etme hakkına sahip olduklarını belirtiyor.

Muhalefet Cephesindeki İç Savaş ve Yüksek Riskli Davalar

Merkez siyasetteki bu büyük krizlere ek olarak, ana muhalefet partisi de iç çekişmelerle sarsılıyor. Eski genel başkanın, yeni yönetime karşı imalı videolar ve "yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet yapanlar olamaz" gibi sert açıklamalarla mesajlar göndermesi, partideki bölünmeyi derinleştiriyor. Bu durum, iktidarın uyguladığı politikaların eleştirilmesi gerekirken, eski liderin kişisel koltuk mücadelesini önceliklendirdiği şeklinde yorumlanıyor. Muhalefetin bu şekilde kendi içinde çatışması, iktidarı daha da güçlendiriyor algısı yaratıyor.

Özgür Kalemin Unutulmaz Hikayesi
Özgür Kalemin Unutulmaz Hikayesi
İçeriği Görüntüle

Aynı zamanda muhalefet belediye başkanları üzerinde de ciddi yargısal baskılar bulunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkındaki davanın süreci yakından takip edilirken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında da konserlerle ilgili sorumluluk iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Ancak bu başkanlar hakkındaki iddiaların, onları yıldırıp pes ettirme amaçlı olduğu düşünülüyor. Hatta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, kanunların tepedeki yöneticileri alt kadronun hatalarından sorumlu tutmayacağını belirterek yasal yollara (Danıştay'a) başvurdu. Zira geçmişte, siyasi iktidarın başındaki liderin çıkardığı bir yasa (2004) ile şirket tepe yöneticilerinin, çalışanlarının işlediği suçlardan mesul olmaması sağlanmıştı. Bu hukuki zemine rağmen devam eden soruşturmaların siyasi amaç güttüğü iddia ediliyor. Yargının hukukun üstünlüğüne bağlı kalıp kalmayacağı, bu davaların geleceğini belirleyecek.

Medya İmparatorluğu ve Uluslararası İlişkilerdeki Gizemli Bağlantılar

Siyasi gerilimler ve hukuki süreçlerin gölgesinde, Türkiye'nin en güçlü medya figürlerinden birinin uluslararası alandaki çarpıcı bağlantıları da ortaya çıktı. Türkiye'de medya ve eğlence sektöründe büyük bir imparatorluk kuran bu ismin, Meksikalı bir oligark olan Ricardo Salinas ile samimi fotoğrafları ifşa edildi. Bu oligarkın; uyuşturucu, kumar, medya ve finans gibi birçok alanda faaliyet gösteren, suça bulaşmış olduğu iddia edilen bir isim olduğu belirtiliyor. Bu gelişme, kamuoyunda büyük bir sorgulamayı başlattı. Ancak, uzmanlara göre, bu medya figürünün Türkiye'deki gücünün temelinde devletin siyasi iradesinin isteği yatıyor. "Hükümdar göz yummazsa eşkıya kervan basamaz" sözüyle özetlenen bu durumda, bir kişinin servet sahibi olmasının, iktidarla yakın ilişkisine bağlı olduğu vurgulanıyor. Bu figürün en yakın olduğu isimlerin başında Cumhurbaşkanı'nın geldiği ifade ediliyor, dolayısıyla bu kişinin mevcut iktidar döneminde sorgulanamayacağı düşünülüyor. Büyük servetlerin altında mutlaka "lahımlar aktığı" ve "çok para ve malın haramsız olmadığı" yönündeki eski felsefi görüşler, bu tür uluslararası ilişkilerin yarattığı şüpheleri pekiştiriyor.

Oyunun Sonu: Bahçeli'nin Şapkasındaki Tavşan

Siyasetteki tüm bu karmaşık olaylar dizisinin sonucunda, bir siyasi analizin odak noktası haline geldi. Geçmişte Irak operasyonuna "hayır" diyen dönemin Başbakanını erken seçime götürerek siyasal İslam'ın iktidara gelmesini sağlayan liderin, bugün de yeni bir görev üstlendiği düşünülüyor. Siyasi İslam'ın küresel çapta sona erdiği bir dönemde, Türkiye'de de siyasal İslam'ın iktidarına son vermek isteyen gücün Bahçeli olduğu iddia ediliyor. Bu liderin, Cumhurbaşkanını terör örgütü liderini affettiren konuma düşürerek siyasi olarak bitirme stratejisinin başarıya ulaşma ihtimali yüksek görülüyor. Kamuoyu araştırmaları, halkın büyük çoğunluğunun terör örgütü lideriyle müzakerelere karşı olduğunu gösterirken, bu tepkilerin sandığa yansıması durumunda, siyasi denklemin kökünden değişeceği öngörülüyor. Şu anda siyasi hamleleri ile dengeleri elinde tutan ve ne zaman çıkaracağını kimsenin bilmediği o "tavşanın" sadece ve sadece Devlet Bahçeli'nin şapkasında olduğu iddia ediliyor. Başkalarının şapkalarında ise artık oyuncak tavşan bile kalmadığı belirtiliyor. Bu süreçte siyasetin içine idam gibi ağır ve travmatik konuların karıştırılmaması gerektiği uyarısı yapılıyor, zira Türkiye geçmişte Başbakan ve bakanlarını, üniversiteli gençlerini bu şekilde kaybetmiştir.