Ankara'nın derin dehlizlerinde uzun süredir fısıldanan ancak kimsenin dillendirmeye cesaret edemediği o büyük plan artık gün yüzüne çıkmaya başladı. Siyasetin görünen yüzünde yaşanan tartışmaların, aslında çok daha derin bir misyonun parçası olduğu anlaşılıyor. Bugüne kadar atılan her adımın, yapılan her çıkışın ilmek ilmek işlendiği bu süreçte, final sahnesinin senaryosu çoktan yazılmış durumda. Yaşananlar, sıradan bir gündem değişikliği değil, aksine bir devrin kapanıp yeni bir dönemin kapılarının aralanacağı tarihi bir kırılma noktasına işaret ediyor.
Söz konusu bu büyük planın merkezinde, yıllardır "görev adamı" misyonunu üstlenen deneyimli siyasi figür yer alıyor. Geçmişte, 2002 yılında aldığı ani erken seçim kararıyla siyasi arenayı dizayn eden ve mevcut iktidarın yolunu açan bu irade, şimdi de tam tersi bir istikamette ilerliyor. O dönemde kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getiren bu anlayış, bugün de sırtındaki "yumurta küfesini" atarak, ölmeden önce son bir görevi ifa etmeye hazırlanıyor. Bu son görev ise, yıllar önce iktidara taşıdığı yapının ve temsil ettiği siyasal anlayışın, bir daha geri dönmemek üzere siyaset sahnesinden silinmesini sağlamak.
Gündemi sarsan ve toplumun sinir uçlarına dokunan o meşhur "af" ve "Meclis'te konuşma" çağrıları da bu büyük planın en kritik aşamasını oluşturuyor. Buradaki asıl amaç, sanılanın aksine birilerini özgürleştirmek değil, iktidarı, toplumun çok büyük bir kesiminin asla kabul etmeyeceği adımları atmaya mecbur bırakmak. İsteniyor ki; İmralı'daki ismin affedilmesi ve yasal bir statü kazanması süreci, bizzat mevcut Cumhurbaşkanı'nın eliyle gerçekleşsin. Böylece, toplumun %75-80'lik kesiminin tepkisini çekecek bu hamle, iktidarın halk nezdindeki meşruiyetini tamamen bitirsin.
Sınırın ötesindeki gelişmeler de bu iç siyaset kurgusunun ayrılmaz bir parçası olarak işliyor. Suriye'nin kuzeyinde bir devletçik kurulması ve bu yapının tanınması, küresel güçlerin de desteğiyle masaya sürülmüş durumda. Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgedeki stratejileri ve YPG/PYD unsurları üzerinden yürüttüğü politika, Ankara'yı köşeye sıkıştırmayı hedefliyor. Planın bu ayağında, kurulacak olan yapının "müsebbibi" olarak yine mevcut iktidarın gösterilmesi ve bu ağır faturanın onlara ödetilmesi hedefleniyor.
Sonuç olarak, hem içeride hem de dışarıda kurulan bu çok denklemli oyun, iki ismin de siyasi kariyerinin sonunu getirecek bir finale doğru hızla ilerliyor. Bir taraf, kendi elleriyle büyüttüğü gücü yine kendi hamleleriyle yok etmeyi göze almışken, diğer taraf ise kendisine sunulan bu "zehirli reçeteyi" kabul etmekle siyasi intiharı arasında bir tercih yapmaya zorlanıyor. Görünen o ki; bu sürecin kazananı olmayacak ve "ikisi de yolcu" olarak siyasi tarihteki yerlerini alacaklar. Artık vizyon değil, sadece tamamlanması gereken bir misyon ve kaçınılmaz bir son var.