Gerçek Gündem Haberleri

Ömer Çelik'ten SDG'ye Sert Eleştiri: Sabotaj İddiası

Suriye'deki gerilim yeniden alevlendi. AK Parti Sözcüsü önemli mesajlar verdi. Terörsüz bölge hedefi tehlikede mi? Bölgedeki son dakika gelişmeleri herkesin dikkatini çekiyor...

Son dönemde Suriye'deki gelişmeler yakından izleniyor. Bölgedeki istikrar çabaları sürerken, bazı yapıların tutumu tartışma konusu oluyor. Yetkililerden gelen açıklamalar, sürecin hassasiyetini bir kez daha ortaya koyuyor.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Merkez Yürütme Kurulu toplantısı sonrasında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Suriye'deki durumun öncelikli gündem maddelerinden biri olduğunu belirten Çelik, SDG'nin ortaya koyduğu tutumun dikkat çekici olduğunu vurguladı.

Çelik'in ifadelerine göre, SDG'nin Suriye'deki yaklaşımı, Terörsüz Türkiye hedefiyle doğrudan çelişiyor. Bu tutumun, Terörsüz Türkiye ve bununla iç içe geçmiş terörsüz bölge amacını sabote etmeye yönelik bir girişim niteliğinde olduğu belirtildi. Ancak bu girişimin sonuçsuz kaldığı da özellikle altı çizildi.

Açıklamalarda, SDG'nin 10 Mart Mutabakatı'na uyması gerektiği tekrarlandı. Bir ülkede iki ordu veya iki silahlı gücün varlığının istikrarsızlık yaratacağı uzun süredir dile getirilen bir görüş. Gelinen noktada, ayrılıkçı yapıya karşı Suriye hükümetinin gereken tavrı aldığı ifade edildi.

Çelik, SDG'nin kendisini Suriye Kürtlerinin temsilcisi gibi göstermesinin hiçbir geçerliliği olmadığını net bir şekilde ortaya koydu. Suriye Kürtlerinin bir terör örgütüne indirgenmesinin, onlara yapılacak en büyük haksızlık ve iftira olduğu vurgulandı. Suriye Kürtlerinin, ülkenin eşit ve ayrılmaz parçası olduğu hatırlatıldı.

Bu bağlamda, Suriye'nin toprak bütünlüğünün, iç barışının ve egemenliğinin korunmasının son derece hassas konular olduğu belirtildi. Suriye Kürtlerinin toplumsal ve devlet hayatında güçlü bir yere sahip olmasının en büyük arzu olduğu da sözlere eklendi.

SDG'nin 10 Mart Mutabakatı'na uyması halinde sorunların çözülebileceği, ancak 10 aydır ayak sürüdüğü ve müzakere alanlarından kaçtığı gözlemlendiği aktarıldı. Bu tutumun sürece zarar veren bir yaklaşım olduğu değerlendirildi.

Açıklamalarda dikkat çeken bir diğer nokta, SDG'nin bazı soykırımcı siyaset odakları tarafından cesaretlendirildiği iddiası oldu. Bu odaklara riayet etmenin yanlış bir tutum olduğu belirtildi. Bunun Suriye Kürtleriyle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı da özellikle vurgulandı.

Suriye'deki saldırıların etnik çatışmayla ilgisi olmadığına dikkat çekildi. Bu durumun, Kürt kardeşlerin güvenliğini riske atan bir dinamik yarattığı ifade edildi. Olayların Arap-Kürt çatışması olarak nitelendirilmesinin doğru olmayacağı belirtildi.

10 Mart Mutabakatı'nın, sorunları çözecek bir yol haritası olduğu hatırlatıldı. Bu mutabakat çerçevesinde terörün gündemden kalkacağı, tek ordu ve tek devlet ilkesinin geçerli olacağı bir Suriye'nin mümkün olduğu dile getirildi.

Hiçbir terör örgütünün faaliyetlerinin belirli bir gruba kazanımmış gibi sunulmaması gerektiği üzerinde duruldu. DAEŞ'in eylemlerinin Araplara mal edilemeyeceği gibi, SDG'nin faaliyetlerinin de Kürtlere mal edilemeyeceği örnekle açıklandı.

Bütün bu gelişmelerin, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin kıymetini bir kez daha gösterdiği belirtildi. Bu hedefe ulaşma kararlılığının devam ettiği mesajı verildi.

Suriye'de istikrarın sağlanmasının herkesin temennisi olduğu ifade edildi. Bölgedeki sürecin barış ve güvenlik içinde ilerlemesi için atılacak adımların önemi vurgulandı.

Yetkililerin açıklamaları, bölgedeki dengelerin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. Terörle mücadelede kararlılık ön plana çıkarken, diplomatik çabaların da sürdürüleceği anlaşılıyor.

Gelecek günlerde Suriye'deki gelişmelerin nasıl şekilleneceği merak konusu. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge vizyonu, bölge halkları için umut kaynağı olmayı sürdürüyor.

Bu açıklamalar, hem iç hem dış politikada önemli yankı uyandırdı. Bölge istikrarı için atılacak adımlar yakından takip edilecek.