İsrail'in siyasi arenası, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun beklenmedik bir hamlesiyle adeta bir fırtınaya yakalandı. Yolsuzluk davalarının gölgesinde geçen uzun bir sürecin ardından Netanyahu, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'a tam 14 sayfalık bir af talebi gönderdi. Bu talep, sadece hukuki bir prosedür değil, aynı zamanda ülkenin en tartışmalı figürlerinden birinin kaderini belirleyecek bir dönüm noktası olarak görülüyor. Herzog'un bu talebi "sorumlu ve ciddi bir şekilde" inceleyeceği açıklanırken, toplumun tepkisi gecikmedi. Tel Aviv'in kalabalık sokaklarında, Herzog'un evinin önü adeta bir protesto alanına dönüştü. Onlarca, hatta yüzlerce İsrailli, af talebine karşı seslerini yükseltti. Bu gösteriler, sadece bir öfke patlaması değil; İsrail'in demokrasi geleneğini sorgulayan derin bir toplumsal yara olarak kayıtlara geçiyor. Netanyahu'nun bu adımı, iktidar ve muhalefet arasındaki uçurumu daha da genişletti, zira bir yanda destekçiler afı savunan argümanlar üretirken, diğer yanda eleştirmenler bunu rejimin çöküşü olarak nitelendiriyor.

Olayların kökeni, Netanyahu'nun yıllardır süren yolsuzluk soruşturmalarına dayanıyor. Başbakan, rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma gibi ağır ithamlarla karşı karşıya. Bu davalar, İsrail yargısını meşgul ederken, Netanyahu'nun siyasi hayatını da tehdit eder nitelikte. Af talebi, Herzog'a hitaben yazılmış bir mektupla resmileşti ve içeriğinde Netanyahu'nun masumiyet iddialarını detaylı bir şekilde savunduğu belirtiliyor. 14 sayfalık belge, hukuki argümanlardan kişisel savunmalara kadar uzanan kapsamlı bir metin. Herzog'un ofisinden gelen ilk açıklama, talebin ciddiye alınacağını vurgulasa da, herhangi bir kararın hemen verilmeyeceği sinyalini verdi. Bu belirsizlik, toplumda biriken gerilimi daha da artırdı. İsrail siyaseti, bu talep üzerine adeta ikiye ayrıldı: İktidar yanlıları, Herzog'un afı onaylamasını "adaletsizliğin telafisi" olarak görürken, muhalifler Netanyahu'nun "suçunu kabul etmesi" gerektiğini haykırıyor. Bu bölünme, sadece parlamentoda değil, sokaklarda da kendini gösteriyor ve ülkeyi yeni bir krizin eşiğine getiriyor.

Tel Aviv'deki gösteriler, af talebinin duyulmasından sadece saatler sonra patlak verdi. Herzog'un evinin önünde toplanan kalabalık, pankartlar ve sloganlarla öfkesini dile getirdi. Protestocuların elinde en dikkat çekici unsur, "Af" yazılı bir pankartın önünde sıralanmış muz yığınlarıydı. Bu sembolik eylem, af kavramını "muz cumhuriyeti"ne benzeterek, İsrail'in adalet sisteminin tropik bir diktatörlük seviyesine indiğini ima ediyordu. Göstericiler, muzları tek tek yiyerek mesajlarını pekiştirdi; bu absürt ama etkili görüntü, sosyal medyada hızla yayıldı ve binlerce paylaşım aldı. Kalabalığın bir kısmı, Netanyahu'yu doğrudan hedef alan pankartlar taşıyordu: Üzerlerinde "Lider sensin, suçlu sensin" yazan afişler, başbakanın hem ülkeyi yönetme hem de yolsuzlukla suçlanma ikilemini vurguluyordu. Bu sloganlar, sadece bir eleştiri değil; Netanyahu'nun liderlik vasfını kökünden sorgulayan bir manifesto gibiydi. Gösteriye katılanlar arasında sıradan vatandaşların yanı sıra, muhalif milletvekilleri de vardı. Özellikle Naama Lazimi gibi isimler, kalabalığın ön saflarında yer alarak siyasi ağırlıklarını ortaya koydu. Lazimi'nin varlığı, protestoyu bireysel bir isyandan kolektif bir harekete dönüştürdü ve muhalefetin sesini sokaklara taşıdı.

Gösterinin en çarpıcı sahnelerinden biri, katılımcıların kostümleriydi. Bir protestocu, turuncu renkli bir hapishane tulumu giyerek ve yüzüne Netanyahu maskesi takarak başbakanı canlandırdı. Bu figür, kalabalığın ortasında dolaşırken, elindeki zincirleri sallayarak özgürlüğüne kavuşma çabasını mizahla eleştirdi. Yanında ise başka bir gösterici, Herzog maskesiyle cumhurbaşkanını temsil ediyordu. Bu ikili, muz yiyerek "muz cumhuriyeti" metaforunu somutlaştırdı; Herzog'un eliyle uzatılan bir muzu Netanyahu'nun kabul etmesi, af sürecinin ironik bir karikatürü gibiydi. Bu performans sanatı unsurları, protestoyu sıradan bir mitingden öteye taşıdı ve uluslararası basında yankı buldu. Katılımcılar, sadece sembollerle değil, yüksek sesle sloganlarla da tepkilerini dile getirdi. "Af = muz cumhuriyeti" ifadesi, kalabalığın bir ağızdan haykırdığı ana mantra haline geldi. Bu slogan, Latin Amerika'daki yozlaşmış rejimlere atıfta bulunarak, İsrail'in hukuk üstünlüğünü kaybetme riskini vurguluyordu. Göstericiler, Netanyahu'nun af talebinin sadece kişisel bir kurtuluş değil, aynı zamanda tüm sistemin meşruiyetini zedeleyen bir hamle olduğunu savunuyordu. Tel Aviv'in bu hareketli gecesi, Herzog'un evinin çevresini bir süreliğine kuşattı; polis, kalabalığı dağıtmak için müdahale etmese de, güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı.

Muhalif siyasetçilerin tepkileri, gösterilerin siyasi derinliğini artırdı. Naama Lazimi, kalabalığa hitaben yaptığı kısa konuşmada, af talebinin İsrail demokrasisine bir darbe olduğunu belirtti. Benzer şekilde, diğer muhalif vekiller, Netanyahu'nun suçlamaları reddetmek yerine af istemesiyle "suçunu itiraf ettiğini" ima etti. Bu yorumlar, sosyal medyada ve haber kanallarında hızla dolaşıma girdi. İktidar cephesinden ise sessiz bir destek dalgası yükseldi; bazı bakanlar, Herzog'un talebi değerlendirmesini "vicdani bir yükümlülük" olarak nitelendirdi. Ancak bu savunma, sokaklardaki öfkeyi dindiremedi. Göstericilerden biri, anonim olarak verdiği demeçte, "Netanyahu yıllardır yargıyı baskılıyor, şimdi de af peşinde. Bu, hepimizin geleceğini çalıyor" diyerek genel ruh halini özetledi. Bu bireysel sesler, protestonun sadece elit bir grubun değil, geniş halk kesimlerinin tepkisi olduğunu gösteriyor. Tel Aviv'in kozmopolit yapısı, gösteriye farklı kesimlerden katılımı sağladı: Genç öğrencilerden emekli bürokratlara, sanatçılardan iş insanlarına kadar uzanan bir yelpaze. Her biri, af talebinin yarattığı şoku kendi perspektifinden dile getiriyordu.

Bu olay, Netanyahu'nun siyasi kariyerindeki en kritik virajlardan birini işaret ediyor. Yolsuzluk davaları, başbakanın Gazze operasyonları ve iç politika hamleleriyle paralel yürürken, af talebi tüm dengeleri altüst etti. Herzog'un nihai kararı, haftalar alabilir; ancak mevcut gerilim, erken seçim tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Muhalefet, bu fırsatı Netanyahu hükümetini devirme stratejisine dönüştürme peşinde. Öte yandan, iktidar koalisyonu, afı onaylatmak için lobi faaliyetlerini hızlandırdı. Gösterilerin Tel Aviv'le sınırlı kalmaması muhtemel; Kudüs ve Hayfa gibi şehirlerde de benzer eylemlerin tohumları atılıyor. Uluslararası gözlemciler, bu krizi İsrail'in iç istikrarı açısından bir test olarak değerlendiriyor. Avrupa Birliği ve ABD'den gelen diplomatik açıklamalar, yargı bağımsızlığının korunması çağrısı yapıyor. Netanyahu'nun af mücadelesi, sadece bir liderin kişisel zaferi veya yenilgisi değil; aynı zamanda bir ulusun adalet anlayışını şekillendirecek bir hesaplaşma.

Adolf Hitler Uunona Adını Değiştirdi mi?
Adolf Hitler Uunona Adını Değiştirdi mi?
İçeriği Görüntüle

Protestoların sembolizmi, İsrail toplumunun mizahla yoğrulmuş eleştiri geleneğini yansıtıyor. Muz yığınları ve maskeli performanslar, ağır bir konuyu hafif bir üslupla işleyerek daha geniş kitlelere ulaştırdı. Bu yaklaşım, geçmişteki benzer eylemlere benziyor; örneğin, 2019'daki yolsuzluk protestolarında da benzer yaratıcı unsurlar kullanılmıştı. Ancak bugünkü gösteri, Herzog'un rolüyle yeni bir boyut kazandı. Cumhurbaşkanı, tarafsızlığını koruma baskısı altında; herhangi bir karar, onu ya kahraman ya da suç ortağı konumuna düşürebilir. Göstericilerin "Lider sensin, suçlu sensin" sloganı, bu ikilemi mükemmel özetliyor. Netanyahu'nun 14 sayfalık talebi, hukuki detaylarla dolu olsa da, halk nezdinde bir "kaçış planı" olarak algılanıyor. Bu algı, güven erozyonunu hızlandırıyor ve genç nesillerde demokrasiye olan inancı sarsıyor.

Sonuç olarak, Netanyahu'nun af talebi, İsrail'i sokaklara döken bir deprem etkisi yarattı. Tel Aviv'deki muzlu protestolar, sadece bir gecelik bir öfke değil; uzun soluklu bir direnişin habercisi. Herzog'un vereceği karar, ülkeyi ya birleştirme ya da daha da bölecek. Muhaliflerin sesi yükselirken, iktidarın savunması zayıflıyor. Bu kriz, Netanyahu'nun mirasını belirleyecek; af çıksa bile, toplumdaki yaralar kolay kapanmayacak. İsrail, adalet terazisini yeniden dengelemek için zor bir sınavdan geçiyor ve dünya nefesini tutmuş izliyor. Gelecek günlerde, bu sokağa dökülen halkın enerjisi, siyasi arenayı nasıl şekillendirecek, merakla bekleniyor.