CHP Tarihi Zirvede: AK Parti Çökerken Zafer Partisi Yükseliyor, Yeni Dönem Başlıyor!
CHP Tarihi Zirvede: AK Parti Çökerken Zafer Partisi Yükseliyor, Yeni Dönem Başlıyor!
İçeriği Görüntüle

Türkiye'nin siyasi arenası, son günlerde ardı ardına gelen gelişmelerle adeta bir fırtınaya dönüşmüş durumda. Özellikle CHP içindeki hareketlilikler, hükümetin adımları ve muhalefetin tepkileri, kamuoyunda büyük yankı uyandırıyor. 24 Kasım 2025 tarihinde, öğretmenler günü kutlamalarının gölgesinde bile, siyasetin sıcak gündemi durulmuyor. CHP'nin İmralı ziyaretine ilişkin kararı, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun sert eleştirileri ve şimdi de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'a yönelik yeni bir soruşturma haberi... Bu gelişmeler, sadece partiler arası bir çekişme olmanın ötesinde, Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek derin bir strateji savaşına işaret ediyor. Peki, bu hamleler ne anlama geliyor? Hükümetin muhalefeti köşeye sıkıştırma çabası mı, yoksa daha büyük bir siyasi yeniden yapılandırmanın parçası mı? Gelin, bu karmaşık tabloyu adım adım inceleyelim ve perde arkasındaki dinamikleri anlamaya çalışalım.

Öncelikle, CHP'nin İmralı kararına dönelim. Parti yönetimi, son dönemde terör örgütü PKK ile mücadelede "terörsüz Türkiye" vizyonunu ön plana çıkaran bir politika izliyor. Bu kapsamda, İmralı'ya heyet göndermeme kararı alındı. Bu adım, Özgür Özel liderliğindeki yeni CHP yönetiminin, toplumun hassasiyetlerini göz ardı etmeden, ulusal birlik vurgusu yapan bir çizgiye kaydığını gösteriyor. Ancak bu karar, eski lider Kılıçdaroğlu'ndan anında tepkiyi çekti. Kılıçdaroğlu, sosyal medyada paylaştığı bir video mesajında, "Bu konuyu siyasetin üstünde bir perspektiften değerlendirmeliyiz. Ben risk almalıyım, tarih önünde doğru tarafta olmak cesaret ister" diyerek, partiye değil, doğrudan hükümete bir mesaj verdi. Bu sözler, Kılıçdaroğlu'nun hala sahnede olduğunu ve hükümetin "siyaset üstü" diye tanımladığı süreçlere destek vermeye hazır olduğunu ima ediyor. Peki, neden hükümet? Çünkü mevcut iktidar, CHP'yi hem Ekrem İmamoğlu'nun yargı süreçleri üzerinden zayıflatmaya çalışıyor hem de İmralı üzerinden kendi politikalarını meşrulaştırmak için muhalefetten onay peşinde. Kılıçdaroğlu'nun bu çıkışı, adeta "Söylediklerinizi yapacağım, Özgür Özel yapamaz" diyen bir beyan gibi duruyor.

Bu noktada, Kılıçdaroğlu'nun geçmişteki tutumlarını hatırlamak faydalı olur. Hatırlarsak, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması sürecinde de benzer bir yaklaşım sergilemişti. O dönem, ülke ayağa kalkmış, "Yapmayın" sesleri yükselirken, Kılıçdaroğlu "Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz" demişti. Bu, onun "siyaset üstü" kararlara olan eğilimini özetliyor. Oysa bu kavram, aslında toplumun tepkilerini yok sayan, kendini herkesten akıllı gören bir elitist yaklaşımdır. Kılıçdaroğlu'nun İmralı mesajı da tam bu damardan: Toplumun hassasiyetlerini bir kenara bırakıp, "daha büyük bir resim" diye diye, hükümetin tezlerini yankılıyor. Orta Doğu'da ABD ve İsrail'in kurmaya çalıştığı yeni düzene karşı Türkiye'nin sessiz kalamayacağını söylüyor, "İç birliğimizi hızla sağlamalıyız" diyor. Bu, hükümetin "Amerika süreci destekliyor, İsrail de arkamızda" argümanlarının aynısı. Peki, bu kadar mı? Hayır, daha derine inelim. PKK'nın üst düzey isimlerinden Mazlum Abdi'nin geçen hafta Irak'ta kravat takıp takım elbiseyle bir toplantıya katılması, bu sürecin somut yansımalarından biri. Eğer "terörsüz Türkiye" projesi başlamasaydı, Abdi hâlâ üniformasıyla dolaşırdı. Kravat takması, uluslararası meşruiyetin simgesi; YPG'nin sadece ABD desteğiyle değil, bölgesel aktörlerce de kabul görmeye başladığının işareti. Kılıçdaroğlu'nun bu sürece dolaylı desteği, CHP'yi nereye sürükler?

Şimdi, asıl bomba: Mansur Yavaş'a soruşturma. Ankara'nın sevilen belediye başkanı, son dönemde sessiz ama etkili bir figür olarak yükseliyordu. İmamoğlu'nun İstanbul'u salladığı gibi, Yavaş da başkentte somut projelerle halkın gönlünü kazanmıştı. Ancak 24 Kasım 2025 itibarıyla, savcılık tarafından başlatılan yeni soruşturma, bu dengeyi bozdu. İddialar, belediye ihalelerinde usulsüzlük, kaynakların yanlış kullanımı ve siyasi bağlantılı yolsuzluklar etrafında dönüyor. Resmi açıklamalarda, "Kamu kaynaklarının korunması" vurgusu yapılıyor, ama arka planda İmamoğlu davalarıyla paralellik dikkat çekiyor. Hükümet, muhalefetin güçlü isimlerini tek tek hedef alarak, 2028 seçimleri öncesi zemin mi hazırlıyor? Yavaş'ın soruşturması, CHP'nin "terörsüz Türkiye" politikasına karşı bir misilleme mi? Yoksa Kılıçdaroğlu'nun İmralı çıkışı, bu tür operasyonları tetikleyen bir sinyal miydi? Hatırlayın, Mart 19 operasyonunda da CHP, "Yolsuzluk iddialarından arındırılmalı" demişti. Benzer bir temizlik çağrısı şimdi Yavaş için mi yapılıyor? Bu soruşturma, sadece bir belediye başkanını değil, tüm muhalefeti sarsacak potansiyele sahip.

Levent Gültekin gibi yorumcular, bu gelişmeleri "operasyonel siyaset" olarak nitelendiriyor. Gültekin, son analizinde, "Özgür Özel'in İmralı hamlesi, hükümetin kurgusal politikalarını bozdu. Karşılığında ya iptal davaları ya da yeni köşeye sıkıştırmalar gelecekti" diyor. Nitekim, ilk darbe Kılıçdaroğlu'ndan geldi, ikincisi Yavaş'a. Bu, tesadüf mü? Gültekin'e göre hayır; hükümet, CHP'yi "siyaset üstü" bir çerçeveye hapsetmek istiyor. Kılıçdaroğlu'nun 11 seçim kaybına rağmen bu tezlere sarılması, siyasi zekâ eksikliğinin kanıtı. Eğer zekâsı yüksek olsaydı, referandumdaki mühürlü oyları dikkate alır, dokunulmazlıklara evet demez, partisini büyütürdü. Ama o, hep "tarihin doğru tarafı" diye diye, hükümetin yanında pozisyon aldı. Yavaş soruşturması da bu zincirin halkası: İmamoğlu'na dava, Özel'e baskı, Yavaş'a soruşturma... CHP, bu üçlü darbe ile dağılır mı?

Derinleştikçe, tablonun daha karmaşık olduğu görülüyor. İmralı süreci, sadece iç politika değil; Orta Doğu'nun yeniden şekillendirilmesiyle iç içe. ABD'nin PKK/YPG'ye verdiği destek, İsrail'in bölgesel planları, Türkiye'yi köşeye sıkıştırıyor. Hükümet, bunu "terörsüz Türkiye" diye pazarlıyor, ama gerçekte PKK'ya meşruiyet kazandırıyor. Mazlum Abdi'nin kravatı, bu meşruiyetin sembolü. Kılıçdaroğlu'nun "Amerika destekliyor, sessiz kalamayız" demesi, tam da bu noktada hükümetle örtüşüyor. Peki, Yavaş'ın soruşturması bu denklemde nerede duruyor? Ankara, başkent olarak sembolik öneme sahip. Yavaş'ın projeleri – yeşil alanlar, ulaşım yatırımları, sosyal yardımlar – halkta somut umut yaratmıştı. Soruşturma iddiaları arasında, "ihalelerde siyasi bağlantılar" öne çıkıyor. Kaynaklar, belediyenin bazı projelerinde usulsüz harcama yapıldığını, fonların yanlış aktarıldığını belirtiyor. Savcılık, belgeleri incelemeye aldı; tanık ifadeleri toplanıyor. Yavaş ise henüz resmi bir açıklama yapmadı, ama yakın çevresi "siyasi intikam" diyor. Bu, 2023 seçimlerindeki yenilgiyi unutturmamak için bir hamle mi?

Güncel araştırmalara göre – ki 25 Kasım 2025 itibarıyla medyada yankılanan haberler bunu doğruluyor – benzer soruşturmalar muhalefet belediyelerini hedef alıyor. İzmir, İstanbul, Ankara... Hepsi aynı pattern: İhaleler, personel alımları, harcama denetimleri. CHP, buna karşı "yargı bağımsızlığı" çağrısı yapıyor, ama Kılıçdaroğlu'nun çıkışı, partiyi ikiye bölüyor. Özgür Özel, "Toplumun hassasiyetlerini ön planda tutuyoruz" diyerek ayrışmayı vurguluyor. Yavaş'ın durumu, bu ayrışmayı derinleştirebilir. Eğer soruşturma derinleşirse, Yavaş'ın adaylığı riske girer; bu da CHP'nin yerel seçim stratejisini altüst eder. Hükümet cephesi ise sessiz; sadece "adalet işliyor" diyor. Ama perde arkasında, İmralı heyetiyle görüşmeler hızlanmış görünüyor. Bu, bir takas mı? Soruşturmalar karşılığında muhalefetten İmralı onayı mı?

Tarihsel bağlama oturtursak, bu olaylar 2016 darbe girişiminden beri süren "temizlik" süreçlerini andırıyor. O dönem de muhalefet, "siyaset üstü" diye diye erozyona uğramıştı. Kılıçdaroğlu'nun bugünkü tutumu, o günleri hatırlatıyor. "Risk almalıyız" derken, aslında partisini riske atıyor. Yavaş soruşturması, bu riskin somutlaşması: Bir belediye başkanı, halkın desteğiyle yükselirken, bir kalemde düşürülebilir mi? Kamuoyu yoklamaları – ki son verilere göre Yavaş hâlâ en popüler isimlerden – bu hamlenin ters tepebileceğini gösteriyor. Halk, "yeter" diyor; yolsuzluk iddialarına inanmıyor, siyasi baskı görüyor. CHP tabanı, Özel'in liderliğinde kenetleniyor; Kılıçdaroğlu'na ise "tarih oldu" tepkileri yağıyor.

Sonuç olarak, Mansur Yavaş'a soruşturma, sadece bir haber değil; Türkiye siyasetinin dönüm noktası. İmralı kararıyla başlayan zincirleme reaksiyon, Kılıçdaroğlu'nun mesajıyla alevlendi, Yavaş'la zirveye ulaştı. Hükümet, muhalefeti "terörsüz Türkiye" vaadiyle kandırırken, asıl amacı gücü konsolide etmek. Özgür Özel'in direnci, umut ışığı; ama Yavaş'ın kaderi, bu ışığın ne kadar süreceği belirleyecek. 25 Kasım 2025'te, öğretmenler günü sonrası bu fırtına diner mi? Yoksa daha mı şiddetlenir? Siyasi gözlemciler, "bekleyip görelim" diyor, ama bir şey net: Türkiye, cesur adımlara ihtiyaç duyuyor. Kılıçdaroğlu'nun "tarihin doğru tarafı" sözü, ironik şekilde, bugün yanlış tarafa işaret ediyor. Halkın sesi, bu süreçte en büyük jüri olacak.