Kurban Bayramı tam kışın ortasına rastlamıştı. O günlerde Eskişehir’de kar, fırtına ve tipi papaz harmanı gibi ortalığı kasıp kavuruyordu. Dışarısı öyle soğuktu ki, Seydi Suyu iri buz parçaları getiriyor, santral kanalının tıkanıklığı nedeniyle elektrikler günlerdir düzgün yanmıyordu. Seminelerde kitap okunamıyor, lambalar usulca sönüyor, dersliklerde pelerinlerle otursak bile ısınamıyorduk. Musluklardan su akmıyor, içme suyu için dereye gidiliyordu. Üç gün sürecek bayram izni vardı ama bu dondurucu havada kimse evine gitmeye cesaret edemiyordu.

Bayram sabahı kampana çaldı, dışarıda toplanılacağı duyuruldu. Müdürümüz Rauf İnan, üstünde palto bile olmadan, boz urbalı ve heybetli duruşuyla merdivenlerde bekliyordu. Onu o şekilde görünce, pelerinlerimizin yakalarını indirdik, ceplerimizden ellerimizi çıkardık. Müdürümüz, önce yılgınlık psikolojisinin zararlarına değindi ve “Korkan insan mutlaka yenilir, korktuğuna uğrar” dedi. “Bu hava soğuk evet, ama isterseniz üşümezsiniz,” diyerek, bulunduğumuz yerde zıplamamızı, kuvvetlice tepinmemizi istedi. Denileni yaptık ve bir anda sanki içimiz ısındı.

Öylesine motive olmuş bir kalabalıkla, müdürümüz “Bayramda iki yol var: İçeriye girip tembellik ve içlenmek, ya da kazma ve küreğe sarılıp santral kanalını temizlemek. Çünkü inançla çalışan insan ne soğukta üşür ne sıcakta yanar. Asıl bayramımız, yurdumuz karanlıktan kurtulunca başlayacak!” dedi ve “Bayramlarda çalışırız bayramlar için” parolasını açıkladı. Hep bir ağızdan “Hepimiz geleceğiz!” diye bağırdık, ardından 600 kişiyle işliğe koşup, kazmalarımızı ve küreklerimizi aldık.

Santral havuzundan başlayıp onar metre arayla kanala dizildik, rüzgâr ve ayazda, buz parçalarını kucakladık, ellerimizle tempo tuttuk, marşlar söyledik. Köylüler, bu dondurucu havada niye donmadığımıza şaşıyordu. Bir arkadaş evden getirdiği bazlamayı paylaştı, aramızda kapışıldı, kanala kazma vuruldukça yüzümüze buz parçaları sıçrıyordu. Koca ova “Bayramda çalışırız bayramlar için!” sloganlarıyla çınladı.

İstanbul’da Sosyal Medya ve İnternet Sitelerine Büyük Soruşturma Dalgası!
İstanbul’da Sosyal Medya ve İnternet Sitelerine Büyük Soruşturma Dalgası!
İçeriği Görüntüle

O gün kanalın yarısı açıldı. Ertesi gün tamamını bitirdik ve merasimle suyu saldık. Okulun balkonuna “Ç K E” (Çifteler Köyü Enstitüsü) harfleri ışık olup yandı. Alkışlarımızla ısındık, “Yaşa var ol!” sesleri ufuklara yayıldı. Bir arkadaş ellerini öperek, “Aferin eller, bu elektrikte senin de hissen var!” dedi. Müdürümüz başarıyı kutladı ve “Şimdi depomuza su dolacak, yıkanın ve başarının huzuruyla uyuyun. İnanarak çalışan hedefe ulaştı, bu heyecanla Türkiye’yi de yükseltebiliriz!” dedi. Cevabımız net oldu: “Yükselteceğiz! Bayramda çalışırız bayramlar için!”

Bayram sonunda tekrar içeri girince musluklardan sular aktı, herkes birbirini tebrik etti. Herkes hayatının en içten, en anlamlı bayramını yaşadı. Ancak köy enstitülerinin bu büyük kalkınma devrimine, Anadolu’ya aydınlık saçmasına izin verilmedi. Aydınlıktan korkanlar, karanlığın ve geriliğin yanında kalmayı seçtiler. Köy Enstitüleri’ni kapatarak büyük Türkiye idealinin filizlenmesini engellediler. Oysa bu cesaretle, yılmadan çalışmanın heyecanı ve kararlılığıyla Türkiye hak ettiği yere taşınacaktı.

Bugün Öğretmenler Günü. Bu yazı, vatana, millete, insanlığa faydalı bireyler yetiştirmek için çırpınan tüm fedakar öğretmenlere bir armağandır. Cesur yürekler ve inançla çalışanlar sayesinde, Türkiye her zorluğun üstesinden gelecektir.