Son dönemde kamu emekçilerinin karşılaştığı ekonomik zorluklar, sendikal mücadelede yeni bir evreye işaret ediyor. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, açıklanan maaş artışlarının hayat pahalılığı karşısında yetersiz kaldığını vurgulayarak, üretimden gelen gücünü kullanma kararı aldı. Bu karar, geniş kesimlerde yankı bulurken, insanca yaşam koşulları için ortak mücadele çağrısı öne çıkıyor.
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, yaptığı açıklamalarda, Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2025 yılı enflasyon oranını yüzde 30,89 olarak açıklamasına sert tepki gösterdi. Bu verilerin gerçek hayat pahalılığını yansıtmadığını belirten Karagöz, Enflasyon Araştırma Grubu'nun aynı dönemi yüzde 56,14 olarak hesapladığını hatırlattı. Kamu emekçileri ve emeklilerinin maaş artışlarının ortalama yüzde 20 seviyesinde kalacağını ifade eden Karagöz, bu oranın enflasyon farkı ve taban aylığa yapılan sınırlı zamlarla oluştuğunu dile getirdi. Gerçekte 2026 yılına ortalama yüzde 12,5'lik bir artışla girildiğini vurgulayan Karagöz, kira, ulaşım, gıda ve vergi artışlarının maaşları hızla erittiğini kaydetti.
Karagöz'ün açıklamalarına göre, 2025 yılı emekçiler açısından adeta bir kabus niteliği taşıdı. Sistemli yoksullaştırma politikalarının devam ettiğini belirten Karagöz, Ağustos ayında Hakem Kurulu dayatmasıyla imzalanan toplu sözleşmenin hükümsüz hale geldiğini savundu. Bu sözleşmenin yok hükmünde olduğunu ifade eden Karagöz, ek zam taleplerinin acilen karşılanması gerektiğini vurguladı. Kaynakların yeterince mevcut olduğunu ancak bu kaynakların çalışanlara değil, sınırlı kesimlere aktarıldığını belirten Karagöz, faiz, teşvik ve hazine garantileri gibi uygulamaları eleştirdi.
Eylem kararının merkezinde, 14 Ocak 2026 Çarşamba günü ülke genelinde gerçekleştirilecek bir günlük iş bırakma yer alıyor. Tüm illerde üretimden gelen gücün kullanılacağı bu eylem, kamu emekçilerinin taleplerini yüksek sesle dile getirmeyi amaçlıyor. Karagöz, bu eylemin yalnızca bir günlük protesto olmadığını, bütçe süreçlerine, ücret gasplarına ve gasp düzeninin kalıcılaştırılmasına karşı demokratik bir mücadele hattı olduğunu belirtti. Eyleme katılım çağrısı, yalnızca KESK üyelerine değil, tüm kamu emekçilerine, işçilere ve emekçi kesimlere yönelik yapıldı.
Talepler arasında en düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılması öne çıkıyor. İnsanca yaşama yetecek ücret, güvenceli istihdam, güvenli gelecek, demokratik ve adil çalışma yaşamı, halktan yana kamu hizmeti gibi başlıklar da listede yer alıyor. Ayrıca grev hakkının önündeki engellerin kaldırılması ve gerçek bir toplu pazarlık sisteminin kurulması talep ediliyor. Karagöz, bu taleplerin karşılanması için omuz omuza mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayarak, 14 Ocak eyleminin tarihsel bir sorumluluk taşıdığını ifade etti.
Bu gelişmeler, çeşitli illerde yerel eylemlerle de destekleniyor. İzmir, Manisa, Ankara gibi merkezlerde basın açıklamaları düzenlenirken, maaşların mum gibi eridiği vurgusu ortak bir tema olarak işleniyor. Dönem sözcüleri, mevcut ücret politikalarının gerçek enflasyonu karşılamadığını belirterek, her geçen gün daha fazla yoksullaşma yaşandığını dile getiriyor. Eylem hazırlıkları, iş yerlerinde gündemleştirilirken, taban katılımının artırılması için çalışmalar sürüyor.
İş bırakma kararının sorgulandığı çevreler de bulunmakla birlikte, KESK yetkilileri bu adımın taban dinamiklerine dayandığını savunuyor. Mücadelenin büyütülmesi gerektiği belirtilirken, dayanışma ve ortak irade vurgusu yapılıyor. Önümüzdeki günlerde eylemin nasıl şekilleneceği, katılım seviyesi ve resmi makamların tutumu dikkatle izlenecek.
Bu süreç, kamu emekçilerinin ekonomik hakları için uzun soluklu bir mücadelenin parçası olarak değerlendiriliyor. Enflasyon verileri, toplu sözleşme süreçleri ve ücret politikaları gibi konular, sendikal hareketliliği artırırken, taleplerin karşılanması için baskının sürdürüleceği anlaşılıyor. 14 Ocak eylemi, bu bağlamda kritik bir dönüm noktası olmaya aday görünüyor.
Genel olarak, kamu sektöründeki ekonomik dengesizlikler ve politika eleştirileri, geniş kesimlerde tartışma yaratıyor. İş bırakma eylemi, taleplerin seslendirilmesi açısından önemli bir fırsat sunarken, sonuçlarının nasıl olacağı merak ediliyor. Mücadele hattının güçlenmesi, önümüzdeki dönemin ana gündem maddelerinden biri olacak.