Türkiye'nin siyasi arenası, her zaman fırtınalı bir okyanus gibi; dalgalar yükselir, kıyıları döver ve bazen beklenmedik bir girdap her şeyi yutar. Son aylarda, yargı kararları, belediye ihaleleri ve lider figürlerin kaderi, milyonlarca vatandaşı ekran başına kilitliyor. İstanbul gibi dev bir metropolün yönetimi, sadece altyapı projeleriyle değil, aynı zamanda derin siyasi çekişmelerle anılıyor. Yolsuzluk iddiaları, diploma sorgulamaları ve ihale savaşları, gündemin en sıcak başlıkları arasında yer alıyor. Peki, bir davanın hâkimi neden aniden uzak diyarlara sürgün edildi ve bu hamle, bir şehrin yönetiminde nasıl bir çatlak yarattı? Bu hikaye, sizi o mahkeme koridorlarının derinliklerine çekecek, çünkü gerçekler adım adım gün yüzüne çıkacak.
İşte o beklenmedik depremin ilk sarsıntıları: Gece yarısı saatlerinde, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) sessiz koridorlarında bir karar fırtınası esti. Ekrem İmamoğlu'nun diploma davasını yürüten hâkim, adeta bir siyasi satranç tahtasının piyonu gibi Kahramanmaraş'a tayin edildi. Bu şok edici uygulama, sadece bir görev değişikliği değil; kamuoyunda "sürgün" olarak yankılanan bir hamleydi. Hâkimin, İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi'nde İmamoğlu'nun üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla açılan davaya bakarken, birdenbire doğu illerine gönderilmesi, tartışmaları alevlendirdi. Davanın arka planı ise tam bir drama: İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan, tutuklu haldeyken SEGBİS sistemiyle duruşmaya bağlandı. Mahkeme salonunda, Pehlivan'ın görüntüsü dev ekranda yansırken, İmamoğlu'nun mola sırasında çekilen fotoğrafları ortalığı karıştırdı. Başdanışman Oktay Saral'ın öfkeli çıkışı, "Bu ne biçim mahkeme? Adalet Bakanı ne yapıyor?" diye yankılandı. İmamoğlu ise meydan okuyarak, "Bu millet ayağa kalkacak, Yargıtay karar verene kadar tepki gösterdi ve 'Bu ne biçim mahkeme?' diye sordu" demişti. Bu anlar, yargının tarafsızlığını sorgulatan bir tiyatro sahnesine dönüştü.
Kararın perde arkasında, Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) son yaz kararnamesi yatıyor; bu belge, yüzlerce yargı mensubunun kaderini yeniden yazdı. İmamoğlu davasının hâkimi, İstanbul'un kalabalık mahkemelerinden koparılıp Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne atandı – saatler gece yarısını vururken imzalanan bir karar ki, sabah olduğunda Türkiye'nin siyasi gündemini domine etti. Bu tayin, sadece bireysel bir kayıp değil; İmamoğlu'nun ekibinde yarattığı güvensizlik dalgasının habercisiydi. Avukat Pehlivan'ın SEGBİS üzerinden savunması, mahkeme salonunu bir arena gibi gerdi; hâkimin, tutuklu avukatın bağlantısını yönetirkenki tutumu, eleştirmenlerce "yargı sopası" olarak nitelendirildi. Fotoğraf olayı ise ayrı bir skandal: Mola sırasında çekilen kareler, sosyal medyada viral olurken, Saral'ın Adalet Bakanı'na çağrısı, bakanlık kapılarını çaldırdı. İmamoğlu'nun cevabı ise meydan okuyan bir manifesto gibiydi: Milletinin desteğini arkasına alarak, "Bu kararlar bizi yıldıramaz" mesajını verdi. Bu gelişmeler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) iç dinamiklerini de sarstı; belediye meclisinde muhalif sesler yükselirken, "çatlak" dedikoduları ayyuka çıktı.
Şimdi gözler, İBB'nin dev ihale dosyalarına çevrildi; burada İmamoğlu'nun 2 bin 352 yıla varan hapis cezası talebiyle yargılandığı mega dava, yeni bir evreye girdi. 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nde kurulan özel paneller, adeta bir yargı ordusu gibi sahaya indi. Mahkeme Başkanı, 1. Ağır Ceza Dairesi'nin başına geçirilirken, üç yeni üye diğer mahkemelerden transfer edildi. Ana panelde mevcut üyeler kalırken, İmamoğlu dahil 407 sanığın yargılanması için sekiz hâkim daha atandı – ikisi başkan olarak. Eğitim davalarının başkanlıklarını ise 56. Ağır Ceza Mahkemesi üstlendi. Bu atamalar, sadece isim değişiklikleri değil; siyasi bir yeniden yapılandırma olarak yorumlandı. Eleştirmenler, "Siyasi, kurumsal ve toplumsal çürüme" diye haykırırken, destekçiler "Adaletin tecellisi" diye savundu. İBB'nin ihale süreçleri, metro projelerinden yeşil alanlara kadar her alanda mercek altında; bu davalar, belediyenin bütçesini ve projelerini kilitleyecek bir mayın tarlası gibi. İmamoğlu'nun avukatları, kararlara itiraz ederken, "Bu paneller, önceden hazırlanmış bir senaryo" iddiasını dile getirdi. Kamuoyu ise bölünmüş: Sokak röportajlarında, bir yanda "Halkın iradesine darbe" sesleri, diğer yanda "Yolsuzluk avı" tezahürleri yükseliyor.
Bu fırtınanın ortasında, en merak edilen figür Özgür Özel oluyor; CHP'nin lider adayı olarak, İmamoğlu davasının gölgesinde partiyi toparlama görevi onda. Özel'in sessizliği, stratejik bir bekleyiş mi yoksa iç hesaplaşmaların işareti mi? Parti kulislerinde, İBB'deki "çatlak" söylentileri Özel'i köşeye sıkıştırıyor; belediye meclisindeki muhalif oylar, projeleri tıkarken, Özel'in "Birlik zamanı" çağrısı bekleniyor. Bu atamalar, yargının bağımsızlığını test eden bir sınav gibi; HSK'nin kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) radarına girdi bile. Uzmanlar, "Gece yarısı tayinleri, yargı reformunun ironisi" diyor. İmamoğlu'nun ekibi, temyiz yollarını zorlarken, halkın tepkisi sokaklara taştı: Protesto yürüyüşleri, sosyal medya kampanyaları ve imza seferberlikleri, "Adalet nerede?" sorusunu haykırıyor. Bu dava, sadece bir bireyin değil; bir şehrin, bir partinin ve bir ulusun kaderini belirleyecek bir dönemeç.
Peki, bu kaosun daha derin katmanları neler? Yargıdaki rotasyonlar, yıllardır tartışılan bir sorun; hâkimlerin siyasi baskı altında ezildiği iddiaları, raporlara yansıyor. İmamoğlu'nun diploma davası, 2019 seçimlerinden beri bir hayalet gibi peşini bırakmadı; sahte belge suçlamaları, siyasi rakiplerince "seçim tekrarı" kozu olarak kullanıldı. İBB ihaleleri ise bambaşka bir arena: Yüz milyonlarca liralık sözleşmeler, usulsüzlük iddialarıyla gölgelendi. Yeni panellerin oluşumu, davayı hızlandırabilir mi yoksa uzatır mı? Hukukçular, "407 sanıkla bu kadar hâkim, rekor bir yapı" diyor. Özgür Özel'in rolü burada kritik: CHP içinde İmamoğlu'na alternatif arayışları, partiyi ikiye bölebilir. Kamuoyu anketleri, halkın yüzde 60'ının "siyasi yargı" diye nitelediğini gösteriyor; bu oran, muhalefetin motivasyonunu ateşliyor.
Sonuç olarak, bu şok kararlar Türkiye'nin siyasi haritasını yeniden çiziyor. İmamoğlu'nun direnişi, "Vazgeçmiyorum, korkmuyorum, geri adım atmıyorum – bir milim bile!" çığlığıyla yankılanıyor. Yargıdaki tayinler diner mi, İBB'deki çatlaklar onarılır mı? Gözler Özel'de, ama asıl cevap halkın sesinde. Bu fırtına, adaletin ve demokrasinin sınavı; hepimizi düşündürüyor, çünkü yarınki Türkiye, bugünkü kararlarla şekilleniyor. Mücadeleciler için güç, adalet arayanlar için umut dileriz – zira bu yol, pes etmeyenlerin zaferiyle bitecek.





