Ortadoğu'da tansiyonun bir an olsun düşmediği bir dönemde, bölgenin en önemli aktörlerinden biri olan komşu ülke İran hakkındaki senaryolar yeniden gündeme geldi. Küresel güçlerin bölge üzerindeki hesapları ve karşılıklı tehditler, uluslararası kamuoyunda "yeni bir savaş mı kapıda?" sorusunu sormaya devam ettiriyor. Bu karmaşık denklem içinde Türkiye'nin diplomatik duruşu ve stratejik öngörüleri, bölgesel istikrar açısından kritik bir önem taşıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, katıldığı bir televizyon programında dış politikadaki en sıcak başlıkları değerlendirdi. Özellikle ABD ve İran arasındaki gerilime dikkat çeken Fidan, mevcut tabloyu diplomatik bir bakış açısıyla analiz etti. Bakan Fidan, yaptığı görüşmelere dayanarak şu an için iki ülke arasında ani bir savaş tehdidinin bulunmadığını ifade etti. Bu tespit, bölgedeki sıcak çatışma riskinin en azından kısa vadede kontrol altında olduğunu gösteriyor.
Görüşmelerin detaylarına değinen Bakan Fidan, İranlı mevkidaşı Arakçi ile temas halinde olduğunu belirtti. Tarafların müzakere masasında kalma ve süreci diyalog yoluyla yürütme konusunda bir irade sergilediklerini vurguladı. Ancak diplomasi trafiğinin ne kadar bıçak sırtı olduğunu anlatmak için geçmişten bir örneği de paylaştı. Marco Rubio’dan gelen ve "İranlılara söyle, her şey olabilir" mesajını içeren telefon görüşmesi, kriz yönetiminin zorluğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Küresel siyasetin kilit konularından biri olan nükleer dosya hakkında da önemli açıklamalarda bulunuldu. Fidan’a göre, bölgedeki kalıcı huzurun anahtarı nükleer meselede bir çözüm bulunmasından geçiyor. Bu alanda sağlanacak bir mutabakatın, diğer kronik sorunların çözümü için de bir lokomotif görevi göreceği öngörülüyor. Önceliğin bu alandaki tıkanıklığı aşmak olduğu mesajı net bir şekilde verildi.
Kamuoyunda sıkça tartışılan rejim değişikliği senaryolarına da açıklık getirildi. Hakan Fidan, komşu ülkede yakın zamanda bir rejim değişikliği öngörmediğini belirterek bunun "mümkün olmadığını" ifade etti. Tarihsel ve sosyolojik dinamiklere dikkat çeken Bakan, sadece dışarıdan yapılacak hava saldırılarıyla bir rejimin yıkılamayacağının altını çizdi. Bu açıklama, bölgedeki statükonun korunması yönündeki stratejik analizi yansıtıyor.
Programın en dikkat çekici anlarından biri ise nükleer güç tartışmaları sırasında yaşandı. Sunucunun yönelttiği "Türkiye'nin nükleer silaha sahip olması gerekir mi?" sorusu karşısında Bakan Fidan'ın takındığı tavır çok konuşuldu. Bu soruya sessiz kalarak yanıt vermemeyi tercih eden Fidan, sunucunun "yorum yok diyebilirsiniz" şeklindeki esprili yaklaşımını ise sadece gülümseyerek karşıladı. Bu diplomatik sessizlik, konunun hassasiyetini koruduğunu gösterdi.
Bölgesel güvenliğin geleceği ve küresel güç dengeleri arasındaki ince çizgi, Türkiye'nin yürüttüğü proaktif diplomasi ile şekillenmeye devam ediyor. Hakan Fidan'ın yaptığı bu analizler, Ankara'nın hem komşu ülkelerle olan ilişkilerinde hem de büyük güçlerle yürüttüğü pazarlıklarda gerçekçi ve sonuç odaklı bir yaklaşım sergilediğini ortaya koyuyor.
Savaş tamtamlarının çalmadığı ama gerilimin de bitmediği bu süreçte, Türkiye'nin "müzakere ve çözüm" odaklı stratejisi hayatiyetini koruyor. Yarınların ne getireceği belirsiz olsa da, bugün için diplomasinin kapılarının açık tutulması bölge barışı adına en büyük umut kaynağı olarak görülüyor.