Gazze Şeridi'nin tozlu yollarında esen rüzgarlar, barış umutlarını bir kez daha sarsıyor. Ateşkes anlaşmalarının yankıları arasında, beklenmedik patlamalar ve gökyüzünden inen tehditler, bölgedeki hassas dengeleri altüst ediyor. Peki, bu kırılgan huzur ne kadar sürecek? İnsani yardım kahramanlarının karşılaştığı beklenmedik tehlikeler, uluslararası arenada nasıl bir fırtına koparacak? Bu sorular, Orta Doğu'nun en sıcak noktalarından birinde, her an değişen bir hikayenin kapısını aralıyor ve okuyucuyu derin bir merak dalgasına sürüklüyor.
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (UNOCHA) Sözcüsü Jens Laerke'nin çarpıcı açıklamaları, Gazze'deki ateşkes sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor. Ateşkesin ilan edilmesine rağmen, Birleşmiş Milletler personeli ve tesisleri hâlâ silahlı saldırıların doğrudan hedefi olmayı sürdürüyor. Bu durum, sadece insani yardım operasyonlarını değil, aynı zamanda bölgedeki milyonlarca insanın hayatta kalma mücadelesini de tehdit ediyor. Laerke'nin vurguladığı üzere, bu ihlaller uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerini hiçe sayarak, barış çabalarını baltalıyor.
Özellikle 24 Kasım'da yaşanan olay, ateşkesin gölgesinde patlak veren bir skandal olarak kayıtlara geçiyor. Cebeliye bölgesinde, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı'na (UNRWA) ait bir okulun bahçesi, bir İsrail helikopteri tarafından bombalandı. Bu saldırı, ateşkes anlaşmasının üzerinden henüz birkaç gün geçmişken gerçekleşti ve BM tesislerinin korunmasızlığını bir kez daha ortaya koydu. Neyse ki, olayda can kaybı yaşanmadı, ancak bu tür bir ihlal, Gazze'deki eğitim ve barınma çabalarını ciddi şekilde sekteye uğrattı. Okul bahçesindeki hasar, mülteci ailelerin sığınak olarak kullandığı bu yapının geleceğini belirsiz kılıyor ve insani yardım ekiplerinin moralini derinden sarsıyor.
Saldırıların zinciri burada bitmiyor; ertesi gün, yani 25 Kasım'da, Deyr el-Belah bölgesinde bambaşka bir tehlike BM Proje Hizmetleri Ofisi (UNOPS) ekibini vurdu. Silahlı kişiler tarafından açılan ateş, yardım çalışanlarını doğrudan hedef aldı. Bu olayda da mucizevi bir şekilde yaralanan olmadı, fakat tehlike an be an kapıda bekliyor. Laerke, bu tür saldırıların sadece bireysel ekipleri değil, tüm insani yardım ağını riske attığını belirtiyor. Gazze'nin güneyindeki Han Yunus ve Refah gibi kritik bölgelerde hava saldırıları devam ederken, ateşkesin İsrail ordusu tarafından ihlal edildiği iddiaları, diplomatik gerilimi zirveye taşıyor. Bu ihlaller, yardım konvoylarının hareketliliğini kısıtlıyor ve sivillerin temel ihtiyaçlara erişimini imkansız hale getiriyor.
Uluslararası insancıl hukukun emrettiği üzere, siviller, yardım çalışanları, konvoylar, malzemeler, tesisler ve sivil altyapı her koşulda korunmak zorunda. Laerke'nin sert eleştirisi burada devreye giriyor: "Bu saldırılar, BM personelini, sivil toplum kuruluşu ortaklarımızı ve desteğimize güvenen insanları büyük tehlikeye atıyor ve hayat kurtarma çalışmalarını daha da zorlaştırıyor." Sözcünün çağrısı net: Tüm taraflar, sivillerin hayatını korumaya ve insani yardımın güvenli geçişini sağlamaya davet ediliyor. Bu uyarı, Gazze'deki çatışmaların sadece askeri değil, aynı zamanda etik bir boyuta taşındığını gösteriyor. Ateşkes anlaşmaları, kağıt üzerinde kalırken, sahada yaşanan bu ihlaller, küresel vicdanın sesini boğuyor.
Gazze'nin karmaşık coğrafyasında, insani yardım operasyonları adeta bir satranç tahtasında oynanıyor. Laerke, risklerin ve engellerin artmasına rağmen, ortaklarıyla birlikte temel hizmetleri ve kritik malzemeleri bölge halkına ulaştırmaya devam ettiklerini vurguluyor. Ancak, bu çabalar her an sekteye uğrayabilir. Son hava saldırıları, Han Yunus ve Refah'ta yardım faaliyetlerini doğrudan etkiledi ve bazı operasyonların sonlandırılmasına yol açtı. Bu durum, gıda, su ve tıbbi malzeme dağıtımlarını yavaşlatıyor, binlerce ailenin açlık ve hastalıkla mücadelesini uzatıyor. BM'nin raporlarına göre, Gazze'deki nüfusun büyük kısmı zaten insani yardımda bağımlı hale gelmişken, bu tür engeller felaketi derinleştiriyor.
Tarihsel bağlamda bakıldığında, Gazze Şeridi'ndeki çatışmalar yıllardır uluslararası toplumun en büyük baş ağrılarından biri. Ateşkes ilanları sıkça umut verse de, uygulama aşamasında yaşanan ihlaller döngüyü kırılmıyor. 24 ve 25 Kasım olayları, bu döngünün en taze örnekleri olarak, BM'nin acil müdahale çağrılarını güçlendiriyor. Laerke'nin açıklaması, sadece bir uyarı değil, aynı zamanda bir manifesto niteliğinde: İnsani yardım çalışanlarının güvenliği, barışın ön koşulu olmalı. Bu saldırıların arkasındaki motivasyonlar –ister stratejik ister tesadüfi– araştırılmadan, bölgedeki istikrarsızlık kronikleşecek.
Peki, bu karanlık tabloyu aydınlatmak için ne yapılabilir? BM'nin çağrısı, tarafların ateşkes yükümlülüklerini ciddiye alması yönünde. Ancak, Gazze'deki gerçekler daha karmaşık: Silahlı grupların varlığı, hava sahasının kontrolü ve yardım rotalarının güvenliği, her birini ayrı bir meydan okuma haline getiriyor. Laerke'nin belirttiği gibi, UNRWA okulları gibi tesisler, sadece eğitim merkezleri değil, aynı zamanda sığınaklar olarak işlev görüyor. Helikopter saldırısının yarattığı panik, çocukların travmalarını katmerliyor ve uzun vadeli psikososyal destek ihtiyacını artırıyor. Benzer şekilde, UNOPS ekiplerine açılan ateş, altyapı onarım projelerini riske atarak, Gazze'nin yeniden inşasını geciktiriyor.
Dünya liderleri, bu ihlallere sessiz kalırsa, Gazze bir kez daha unutulmuş bir krizin simgesi olacak. Laerke'nin sözleri, bir alarm zili gibi çalıyor: "Ateşkes sağlanmış olsa dahi Gazze'deki BM personeli ve tesisleri vuruluyor." Bu ifade, sadece bir rapor cümlesi değil, milyonlarca insanın kaderini belirleyen bir gerçeklik. İnsani yardımın yaygınlaşmasını yavaşlatan bu riskler, ortak engellerle birleşince, Gazze'nin geleceğini belirsiz kılıyor. Yardım konvoylarının yol alması için güvenli koridorlar açılmalı, tesisler kırmızı çizgi olarak ilan edilmeli ve ihlaller için hesap verilebilirlik mekanizmaları devreye sokulmalı.
Sonuç olarak, Gazze'deki ateşkes, bir başlangıç değil, devam eden bir mücadele. BM'nin sesi, bu mücadelede yankılanıyor ve tüm dünyayı harekete geçmeye çağırıyor. Laerke'nin değerlendirmesi, umutsuzluk değil, aksiyon çağrısı: "Tüm tarafları sivillerin hayatını korumaya ve insani yardımın güvenli bir şekilde geçişini sağlamaya çağırıyoruz." Bu çağrı, Gazze'nin tozlu yollarında yeni bir sayfa açabilir mi? Cevap, uluslararası toplumun iradesinde gizli. Bölgedeki her bomba sesi, bu iradeyi test ediyor ve barışın ne kadar uzak olduğunu hatırlatıyor. Gazze'nin hikayesi, sadece bir haber değil; insanlık tarihinin en acil sayfalarından biri.





