Orta Doğu’da uzun süredir devam eden çatışmalar ve insani kriz, küresel diplomasinin en öncelikli gündem maddesi olmaya devam ediyor. Bölgede akan kanın durması ve kalıcı bir istikrarın sağlanması adına dünya genelinde gözler atılacak somut adımlara çevrilmiş durumda. Washington yönetimi, bölgedeki kaosu sonlandırmak ve taraflar arasında sürdürülebilir bir diyalog zemini oluşturmak amacıyla yepyeni bir inisiyatifi hayata geçirmeye hazırlanıyor. Bu yeni diplomatik hamle, sadece bir ateşkes çağrısı olmanın ötesinde, bölgenin geleceğini şekillendirecek uluslararası bir yapının temellerini atmayı hedefliyor.
Söz konusu girişimin merkezinde, krizin çözümünde aktif rol alacak ülkelerin bir araya geleceği "Gazze Barış Kurulu" adında yeni bir mekanizma bulunuyor. Bu kurul, barış sürecinin sadece kağıt üzerinde kalmamasını, sahada da uygulanabilir adımlarla desteklenmesini amaçlıyor. Oluşturulacak bu yapının, çatışmaların sona erdirilmesinden bölgenin yeniden imarına kadar geniş bir yelpazede sorumluluk üstlenmesi planlanıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın liderliğinde şekillenen bu proje, bölgesel güçlerin iş birliğini zorunlu kılan bir stratejiye dayanıyor.
Bu stratejik planın en dikkat çekici ve heyecan uyandıran gelişmesi ise kurulun kimlerden oluşacağı ile ilgili detaylarda gizli. Bölgesel nüfuzu ve diplomatik ağırlığı yadsınamaz olan liderlerin bu süreçte kilit rol oynaması beklenirken, Washington’dan Ankara’ya çok önemli bir mesaj ulaştı. Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bizzat hedef alan bir davet ile bu yeni oluşumun içine çekmek istiyor. Bu davet, sıradan bir katılım çağrısı değil, bölgenin kaderini belirleyecek masada en üst düzeyde yer alma teklifi niteliği taşıyor.
Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelttiği bu davetin içeriği, "Gazze Barış Kurulu"nun "Kurucu Üyeliği"ni kapsıyor. Yani ülkemiz, bu uluslararası yapının sadece bir katılımcısı değil, mimarlarından biri olarak konumlandırılıyor. Kurucu üyelik statüsü, barış sürecinin yol haritasının belirlenmesinde, alınacak kararların şekillenmesinde ve uygulanmasında doğrudan söz sahibi olunacağı anlamına geliyor. Bu durum, ülkemizin bölgedeki arabuluculuk rolünün ve stratejik öneminin Batı dünyası tarafından da en üst perdeden tescillendiğini gösteriyor.
Kurulda yer alacak kurucu üyelerin her birinin, barış sürecinin farklı boyutlarında sorumluluklar üstlenmesi öngörülüyor. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özellikle bölgedeki tüm aktörlerle, buna Hamas da dahil olmak üzere, kurabildiği diyalog kanalları büyük önem arz ediyor. Trump’ın bu hamlesi, Erdoğan’ın "güçlü liderliği"ne ve çözüm üretme kapasitesine duyulan güvenin bir tezahürü olarak yorumlanıyor. Bölgedeki dengeler açısından kritik bir öneme sahip olan bu gelişme, barış umutlarını yeşerten en somut adımlardan biri olarak kayıtlara geçiyor.
Yeni kurulacak Gazze Barış Kurulu’nun, kısa vadede ateşkesin sağlanması, orta ve uzun vadede ise Gazze’nin siyasi ve fiziki olarak yeniden yapılandırılması süreçlerini yönetmesi bekleniyor. Ülkemizin bu yapıda kurucu üye olarak yer alması, bölge halklarının hassasiyetlerinin gözetilmesi ve adil bir barışın tesisi adına büyük bir güvence oluşturuyor. Trump’ın davetiyle başlayan bu süreç, Orta Doğu’da kartların yeniden dağıtıldığı ve diplomasinin gücünün, silahların gölgesinden sıyrılmaya başladığı yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor.



