Yavuz Selim Demirağ'dan Erdoğan'a Çarpıcı Uyarı: 'Yarın Öbür Gün Kandırıldık Der'
Yavuz Selim Demirağ'dan Erdoğan'a Çarpıcı Uyarı: 'Yarın Öbür Gün Kandırıldık Der'
İçeriği Görüntüle

Piyasalar nefesini tutmuş, ekonomik rüzgarların yönünü kolluyor. Türkiye'de enflasyonun gölgesinde faiz indirimleri kapıda çalarken, yatırımcılar ve vatandaşlar arasında sessiz bir gerilim hâkim. Bu belirsizlik, sadece rakamlarla değil, geleceğin belkemiği olan beklentilerle şekilleniyor. Acaba önümüzdeki aylarda neler değişecek? Hadi birlikte bu karmaşık oyunun perde arkasına bir göz atalım, çünkü her hamle bir sonraki domino taşını devirebilir.

Merkez Bankası'nın son verileri, piyasa aktörlerinin radarına takıldı ve adeta bir deprem etkisi yarattı. Aralık ayında faiz indiriminin kaçınılmaz görüldüğü bir ortamda, 2026 enflasyon tahminleri hızla yukarı tırmanıyor. Piyasa katılımcılarının 12 ay sonrası enflasyon beklentisi, sadece bir önceki aya göre 0.23 puanlık bir sıçramayla yüzde 23.49'a ulaştı. Bu, sadece bir rakam değil; yatırımcıların zihnindeki "enflasyonla faiz indirimi arasındaki tehlikeli dans"ı yansıtıyor. Yeterince baskılanamayan enflasyona rağmen, siyasi dinamiklerin baskın çıktığı bir senaryoda, bu yükseliş "faizler düşecek, fiyatlar yükselecek" fısıltılarını güçlendiriyor. Peki, bu ne anlama geliyor? Piyasada artık 2026'da enflasyonun yüzde 25'in altına inmeyeceği yönünde güçlü bir konsensüs oluşuyor – bir tür kolektif içgüdü, yılların ekonomik dalgalanmalarından süzülüp gelen.

Reel sektörün nabzı ise bambaşka bir hikaye anlatıyor. Şirketler, bu beklentilere göre zam stratejilerini şekillendirirken, kasım ayı anketinde enflasyon öngörüleri 0.6 puan gerileyerek yüzde 35.70'e indi. Bu düşüş, ilk bakışta umut verici görünebilir, ama derinlere inince asgari ücret zammı tartışmalarının gölgesini taşıyor. Son dönemde yüzde 25'lik bir artış olasılığının öne çıkması, firmaların maliyet hesaplarını yeniden dengelemesine yol açmış olabilir. Düşünün: Fabrika yöneticileri, tedarik zincirleri ve fiyat etiketleri arasında sıkışmış, bir yandan enflasyonun pençesinden kurtulmaya çalışırken diğer yandan hükümetin sinyallerini tartıyor. Bu beklenti, 2026 fiyat artışlarının rotasını belirleyecek bir işaret fişeği gibi – reel sektörün düşüşü, belki de fırtına öncesi sessizlik.

Vatandaşın sokaktaki hissi ise en çarpıcı olanı. Hanehalkı enflasyon beklentisi, 2.15 puanlık bir yumuşamayla yüzde 52.24'e geriledi – evet, geriledi, ama bu rakam hâlâ gökyüzündeki bir fırtına bulutunu andırıyor. Gelecek yıl enflasyonun azalacağını umanların oranı yüzde 24.83'e düşmüş, yani dört kişiden biri bile iyimser değil. Bu veriler, market raflarındaki etiket şoklarından, fatura yığınlarından beslenen bir gerçeklik. Medya mecraları, bu düşüşü "vatandaş rahatlıyor" diye paketleyip sunarken, asıl hikaye yüzde 52'lik devasa beklentide yatıyor. Erken zafer naraları atmak yerine, bu rakamların ne kadar kırılgan olduğunu görmek lazım – bir sonraki zam dalgası, her şeyi tersine çevirebilir. Vatandaşın beklentisi, ekonominin kalbi; atışı yavaşlasa da, hâlâ yüksek tansiyonlu.

Hazine ve Maliye Bakanı'nın açıklamaları, bu tabloya bir nebze ışık tutuyor. Enflasyonla mücadelede kararlılık vurgusu yapılırken, hanehalkı ve reel sektördeki gerilemeler öne çıkarılıyor. Bakan, geçen yılın aynı dönemine kıyasla beklentilerin 12 puan iyileştiğini belirtiyor ve dezenflasyon politikalarının meyvesini vereceğini söylüyor. "Enflasyondaki düşüş devam edecek, fiyatlama davranışlarındaki katılık eriyecek" sözleri, bir umut ışığı gibi parlıyor. Ama gerçekçi olmak gerek: Programın mevcut rotasında kalması, önümüzdeki yıl enflasyonu 5-6 puan aşağı çekebilir – evet, mümkün. Ancak yüzde 16'lık o iddialı hedef? Piyasa, bunu yüzde 25'e yakın bir gerçeklikle tartıyor. Üstelik bu hesapta, iç ve dış siyasi riskler sıfır değil; her an bir jeopolitik sarsıntı, dengeleri bozabilir.

Merkez Bankası Başkanı'nın bugün yapacağı "Para Politikası ve Makroekonomik Görünüm" canlı yayını, tam da bu noktada bir dönüm noktası olabilir. Umarım, faiz indirim beklentisiyle enflasyon tahminlerindeki çelişki masaya yatırılır. Piyasa, aralık indirimini kesin görürken, bu hamlelerin enflasyonu daha da körükleyip körüklemeyeceği büyük bir soru işareti. Beklentilerdeki bu ayrışma – piyasa yukarı, reel ve hanehalkı aşağı – ekonominin aynası gibi. Yatırımcılar ekranlara kilitlenmiş, şirketler bilanço hesaplıyor, vatandaş ise cüzdanını sıkı tutuyor. Bu yayın, belki de yol haritasını netleştirecek; yoksa belirsizlik, enflasyonun en sadık müttefiki olmaya devam edecek.

Piyasanın enflasyon tahminlerini yükseltmesi, sadece bir uyarı değil; bir çağrı. Faiz indirimleri, kısa vadeli rahatlama sunsa da, uzun vadede fiyat istikrarını tehdit ediyor. 2026'ya dair yüzde 25 bandı, yılların birikmiş gerilimini özetliyor – gıda enflasyonundan enerji maliyetlerine, küresel tedarik zincirlerinden yerel zamlara kadar her şey bu potada eriyor. Reel sektörün yüzde 35.70'lik beklentisi, firmaların tedirginliğini yansıtıyor; asgari ücretin yüzde 25'lik potansiyel artışı, maliyetleri şişirirken rekabet gücünü zedeliyor. Hanehalkının yüzde 52.24'lük öngörüsü ise günlük hayatın acı gerçeği: Enflasyon, sadece istatistik değil, sofralardaki ekmek, yakıttaki ateş.

Bakanın "iyileşme güçlenecek" sözleri moral verse de, piyasa bu iyimserliği paylaşmıyor. Yüzde 23.49'luk beklenti, Merkez Bankası'nın enflasyon hedeflemesiyle çelişen bir senfoni gibi. Aralık indirimi gerçekleşirse, bu sadece bir başlangıç; 2026 boyunca indirim dalgası, enflasyonu yeni zirvelere taşıyabilir. Düşünün: Yatırımcılar tahvil alırken, şirketler stok biriktirirken, vatandaş tasarrufunu eritiyor. Bu döngü, kırılgan bir zincir – bir halka koparsa, her şey dağılabilir.

Ekonomik beklentilerin bu kadar kutuplaşması, nadir görülen bir durum. Piyasa, siyasi baskıların faizleri aşağı çekeceğini öngörürken, reel sektör asgari ücret belirsizliğinden etkileniyor. Hanehalkı ise, medya yankı odalarından sıyrılıp gerçek enflasyonu hissediyor. Gelecek yıl enflasyonun düşeceğini uman yüzde 24.83'lük oran, umutsuzluğun portresi. Bakan Şimşek'in 12 puanlık iyileşme vurgusu doğru, ama bu iyileşme, yüzde 16 hedefinin uzağında. Program devam ederse 5-6 puanlık düşüş gerçekçi; ötesi, mucize ister.

Bu tablo, karar vericilere bir uyarı: Faiz indirimleri, enflasyonun freni yerine gaz pedalı olabilir. Piyasanın yüzde 25'e yaklaşan beklentisi, yılların enflasyon travmasını hatırlatıyor – 2023'teki zirvelerden bugüne, her adım hesaplı olmalı. Başkan Karahan'ın yayını, bu gerilimi çözecek mi? İzleyip göreceğiz, ama bir şey kesin: Ekonomik fırtına, henüz dinmedi. Yatırımcılar, şirketler ve vatandaşlar, bu oyunda hep birlikte sahne alıyor – ve kazanan, beklentileri yönetebilen taraf olacak.