2026 reform yılı ve şahlanış vaatlerinin perde arkası
2026 reform yılı ve şahlanış vaatlerinin perde arkası
İçeriği Görüntüle

Türkiye'nin siyasi sahnesinde son ayların en çarpıcı tartışmalarından biri, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) yaşadığı dönüşüm etrafında dönüyor. Mart ayından bu yana süren hareketlilik, partiyi sadece iç dinamiklerde değil, toplumun geniş kesimlerinde de yankı bulan bir güce dönüştürdü. Bu değişim dalgası, yıllardır süren muhalefet rolünden sıyrılıp iktidar iddiasına evrilirken, tarihsel köklerle bugünkü gerçeklikler arasında köprüler kuruyor. Peki, bu ivme kalıcı bir etki yaratabilir mi? Siyasi analistler ve tarihçiler, bu sorunun cevabını ararken, CHP'nin geleceği Türkiye'nin genel siyasi kaderiyle iç içe geçmiş görünüyor.

Tarihçi Prof. Ali Yaycıoğlu'nun bir sohbetinde vurguladığı gibi, CHP'nin hikayesi Cumhuriyet'in kendisiyle örtüşüyor ve dünya siyasi partileri arasında nadir görülen bir uzun ömürlülüğe sahip. Yüzyılı aşkın bir geçmişe dayanan parti, Osmanlı İmparatorluğu'nun derin köklerinden beslenerek, 1920'ler ve 1930'lardaki kuruluş aşamasında rejimin mimarı oldu. O dönemki koalisyon yapıları ve ideolojik temeller, partiyi dönüştüren ilk adımlardı. 1940'lar ve 1950'lerdeki evrelerde, Soğuk Savaş'ın etkisiyle sol-merkez kimliğine büründü; demokratik sol ve sosyal demokrat çizgilerle evrildi. Ancak 1980 darbesi sonrası yaşanan "sol parti enflasyonu" – SODEP, Halkçı Parti, Sosyal Demokrat Halkçı Parti ve Demokratik Sol Parti gibi oluşumlar – CHP'yi yeniden yapılandırma sürecine soktu. 1990'larda devletçi bir pozisyona yerleşen parti, 2002 sonrası "tek muhalefet" rolüne hapsoldu. Bu dönemde, Deniz Baykal'ın ifadesiyle, iktidar beklentisi yerini sert bir AKP karşıtlığına bıraktı. AKP'nin yükselişi, tam da CHP'nin ideolojik krizlerini – post-Kemalist eleştirileri – temel alarak şekillendi; muhafazakar Müslüman kimliğiyle CHP'nin antitizi olarak konumlandı. Bu karşılıklı bağımlılık, iki partinin kaderini birbirine kenetledi ve Türkiye'nin siyasi kutuplaşmasını derinleştirdi.

Yaycıoğlu'nun analizinde, Gezi olayları sonrası başlayan fırtınalı dönem – ekonomik krizler, darbe girişimleri ve AKP-MHP koalisyonu – CHP'yi alternatif bir blok oluşturmaya itti. Kemal Kılıçdaroğlu'nun öncülüğünde şekillenen "altılı masa" girişimi, 2023 seçimlerinde tarihi bir yenilgiyle sonuçlandı. Bu yenilginin nedenleri, hala derinlemesine tartışılmayı bekliyor; zira 2022-2023 dönemi, Türkiye tarihinin en karmaşık evrelerinden biri olarak kayıtlara geçti. Ancak tam bu noktada, Ekrem İmamoğlu'nun öncülüğündeki değişim hareketi devreye girdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu'nun partiye meydan okuması, Özgür Özel ile kurulan ittifak ve 2024 yerel seçimlerindeki zafer, CHP'yi yıllardır görmediği bir ivmeye taşıdı. Yaklaşık yüzde 37-38 oy oranıyla birinci parti konumuna yükselen CHP, bu başarıyı sadece sandıkta değil, toplumsal seferberlikte pekiştirdi. Ne var ki, bu yükseliş iktidar çevrelerini harekete geçirdi; 19 Mart'taki operasyonlar, İmamoğlu'nun diplomasının iptali ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik geniş çaplı soruşturmalarla başladı. Bu saldırılar, diğer CHP'li belediyelere sıçradı ve partinin kurumsal kimliğine yönelik sistematik bir baskıya dönüştü.

Bu baskı dalgasına CHP'nin verdiği yanıt, siyasi tarihe "19 Mart mucizesi" olarak geçti. Tutuklamalar ve operasyonlar sonrası, 19-21 Mart günlerinde toplumun geniş kesimlerinde İmamoğlu'na yönelik büyük bir dayanışma dalgası oluştu. 15 milyon oy almış bir figürün etrafında kenetlenme, Türk demokrasi tarihinin en ilginç olaylarından biri olarak nitelendiriliyor. CHP, bu süreçte sokaklara ve meydanlara indi; toplumun vicdanını harekete geçiren bir muhalefet hareketi başlattı. Silivri Cezaevi'ndeki gelişmeler, toplumsal huzursuzluğu tetikleyerek partiyi dönüştürdü. Yaycıoğlu'nun belirttiği üzere, bu seferberlik CHP'nin kaderini Türkiye demokrasisinin geleceğiyle birleştirdi. 1990'lar ve 2000'lerin başındaki eleştirilere – devletin baskın statü refleksleri ve demokratik zayıflık – tam bir antitez oluştu. Artık CHP, sokaklarda ve meydanlarda evriliyor; entelektüel tartışmaların ötesinde, kitlesel bir enerjiyle yeniden şekilleniyor. Bu, Ecevit dönemi veya 1960 sonrası İsmet İnönü'nün sol-merkez dönüşümünden farklı; endüstriyel değişim ve işçi sınıfının yükselişi yerine, güncel krizler ve vicdani uyanış ön planda.

Özgür Özel'in 39. Olağan Kurultay'daki tartışmasız seçimi, "Güç Zamanı" sloganıyla taçlandı. Bu kurultay, partinin düzenli kongre geleneğini sürdürürken, yeni bir programın müjdesini verdi. Uzun süredir "Muhalefette ne yapacaklarını söylemiyorlar" eleştirilerine maruz kalan CHP, iktidar vizyonunu somutlaştırdı. Ancak bu programın kamuoyuna yeterince duyurulmadığı, medya baskısı veya diğer engellerden kaynaklandığı düşünülüyor. Yaycıoğlu, partinin cumhuriyetçiliği yeniden keşfettiğini vurguluyor; eşit vatandaşlık, dayanışma ruhu ve özgürlük anlayışıyla yoğrulmuş bir cumhuriyet vizyonu. Altı Ok'un halkçılık ilkesini demokrasiye bağlayan 1930'lar metinleri, bugünün tartışmalarında yankılanıyor. Kemalizmle ilişki ise karmaşık: Parti, Atatürk'ün mirasını evinde taşısa da, 1920-1940'lardaki Kemalizm'i doğrudan yansıtmadığına dikkat çekiliyor. Anakronistik bir yaklaşım olurdu bu; zira günümüz CHP'si, neo-Kemalist değil, tarihsel bir bağla Cumhuriyet'i demokrasiyle buluşturma iddiasında. Toplumdaki Atatürk sevgisi ise "sivilleştirme" olarak tanımlanıyor; devlet odaklı değil, halkın sahiplendiği bir miras.

Bu dönüşümün sokaklardaki yansıması, CHP'yi entelektüel bir tartışmadan kitlesel bir harekete eviriyor. 19 Mart sonrası toplumsal seferberlik, partiyi dönüştüren ana motor; heyecan azalsa da, her an yeniden alevlenebilecek bir potansiyel taşıyor. İmamoğlu ve Özel'in öncülüğündeki bu ivme, 2019 yerel seçimlerindeki temeller üzerine oturuyor. Ancak iktidarın saldırıları – belediye operasyonları ve yargı baskıları – bu hareketi daha da güçlendirdi. CHP, artık sadece bir parti değil; demokrasinin ve Cumhuriyet'in bekçisi konumunda. Bu, 1990'lardaki devletçi imajın tam tersi: Toplumun vicdanıyla şekillenen bir muhalefet.

Geniş perspektiften bakıldığında, CHP'nin bu değişimi Türkiye'nin siyasi dengelerini sarsma potansiyeli taşıyor. AKP'nin antitetik konumu, iki partiyi birbirine bağımlı kılıyor; ancak CHP'nin sokak gücü, bu dengeyi bozabilir. Tarihsel olarak, partinin dönüşümleri – 1950'lerdeki tek muhalefet rolü veya 1980 sonrası yeniden yapılanma – hep kriz anlarında gerçekleşti. Bugünkü süreç, ekonomik ve siyasi krizlerin ortasında, benzer bir kırılma noktası. Uzmanlar, bu seferberliğin kalıcılığı için programın etkin yayılımı ve ittifak stratejilerinin şart olduğunu belirtiyor. CHP'nin "yeni cumhuriyetçilik" iddiası, eşitlik ve özgürlük temelli bir vizyonla, küresel tartışmalara da katkı sunabilir.

Sonuçta, CHP'nin yaşadığı bu dönüşüm, sadece bir parti kongresinin ötesinde, Türkiye demokrasisinin geleceğini şekillendiren bir dönemeç. Sokaklardaki enerji, Silivri'deki vicdan yarası ve kurultaydaki sloganlar, partiyi iktidar hedefine yaklaştırıyor. Ancak bu yol, iktidar baskıları ve iç dinamiklerle dolu. Yaycıoğlu'nun deyimiyle, CHP'nin kaderi artık toplumun kaderiyle kilitli; bu kilit, açılırsa Türkiye'yi dönüştürebilir. Gelecek kongreler ve sokak hareketleri, bu hikayenin nasıl devam edeceğini belirleyecek. Siyasi arenada, "Güç Zamanı" gerçekten gelmiş mi? Cevap, önümüzdeki aylarda netleşecek.