Türkiye'nin siyasi arenası, son haftalarda adeta bir fırtınanın ortasında savruluyor. Ana muhalefet partisi CHP'nin lideri, partisinin genel merkezinde toplanan kalabalık bir ekibin karşısında, günlerdir konuşulan davalar ve soruşturmalarla ilgili nefes kesen bir performans sergiledi. Bu açıklamalar, sadece parti içini değil, tüm ülkeyi ayağa kaldıracak cinsten. Peki, bu sözler nasıl bir dönüm noktası yaratacak? Merakla okumanızı öneririz, çünkü her satır yeni bir sürpriz barındırıyor.

Özel'in konuşması, öncelikle partisinin en kritik kurultay iptali davasının mahkeme tarafından reddedilmesiyle ilgiliydi. Bu karar, CHP'nin iç dinamiklerini hedef alan bir girişimin sonunu getirdi. Lider, bu durumu "Otokrasinin ve otokratın tarafında olanlar kaybetmiştir" diye nitelendirerek, zaferi demokrasi cephesine bağladı. Davanın açılışından itibaren, amaçlananın CHP'de yapay bir ikilik yaratmak olduğunu vurguladı. Davayı başlatan kişinin partiden atılmış bir üye olduğunu, dolayısıyla taraf olamayacağını hatırlatarak, mahkemenin "davanın konusuz" olduğuna hükmettiğini belirtti. Bu süreç, CHP'nin birinci parti konumunu sarsmak için tasarlanmış bir tuzak gibiydi; ancak Özel'e göre, parti ne hastalandı ne güç kaybetti. Mikrop arayanlar boşuna uğraştı, çünkü CHP bu tür saldırılara karşı bağışıklık geliştirmişti.

Konuşmanın en çarpıcı bölümlerinden biri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "faşizan zihniyet" ithamına verilen yanıt oldu. Özel, Erdoğan'ı uçak yolculuklarında "uçtuğu" için eleştirerek, simit fiyatlarındaki astronomik artışı hatırlattı: 25 kuruştan 20 liraya çıkan bu tabloyu, iktidarın kendi eseri olarak masaya yatırdı. Erdoğan'ın iddianameleri beklediklerini, ancak yargılanmak değil yargılamak istediklerini 4 aydır söylediklerini dile getirdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik yolsuzluk soruşturmasının iddianamesinin "bomboş" çıktığını ima ederek, asıl faşizan zihniyetin İstanbul'un üç kez üst üste seçtiği başkana mazbata iptali, zulüm ve Silivri'ye gönderme girişimlerinde yattığını savundu. Yassıada ve eski Başbakan Adnan Menderes'in mağduriyetinden siyasi rant çıkarmaya çalışanlara, "Başka kapıya!" diye seslendi. Bu kısımlar, dinleyenleri ayağa kaldıracak kadar ateşliydi; Erdoğan'ın Ömer Çelik gibi isimleri duymazdan geldiğini, hazmedemediği yenilgileri unuttuğunu ima etti.

İmamoğlu'na yönelik casusluk operasyonları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne kayyım atanacağı iddiaları da Özel'in hedef tahtasındaydı. Bu soruşturmaların toplumun yüzde 65'i tarafından siyasi görüldüğünü belirterek, yolsuzluktan hırsızlığa, oradan casusluğa uzanan itham zincirini eleştirdi. "Biz bu filmleri çok gördük," diyerek FETÖ dönemindeki casusluk davalarına atıf yaptı: İzmir ve İstanbul davalarında casuslukla suçlanan kahraman Türk askerlerinin hepsinin beraat ettiğini, Osman Kavala'nın ise Erdoğan'ın aklındaki beraati engellemek için başka suçlamalarla tutulduğunu anlattı. Casusluk iddiasının, hiçbir şey beceremeyenlerin son çaresi olduğunu vurguladı; kime casus dediklerini bir ispat edemediklerini, hepsinin beraat ettiğini haykırdı. "Ayıptır, yazıktır, günahtır," sözleriyle vicdanlara seslendi.

Kayyım tartışmalarını ise ekonomik ve siyasi bir intihar olarak nitelendirdi. Ekrem İmamoğlu'nun terör suçlamasıyla tutuksuz yargılandığını, iddianame beklendiğini belirterek, kayyım atama imkanının teoride var olduğunu ama pratikte milletin vicdanının buna izin vermeyeceğini söyledi. CHP kongresinin yok sayma girişimi başarısız olunca borsanın fırladığını, İstanbul gibi bir metropolün 1 milyon farkla kaybedilen seçiminde kayyım bahanesinin Türkiye'ye ne utanç vereceğinin farkında olmadıklarını ima etti. Saraçhane'deki milyonluk gece fotoğraflarını hatırlatarak, "Bu millet buna izin vermez," diye noktaladı. Bu bölüm, dinleyicileri umutla doldururken, iktidarın cesaret edemeyeceği bir senaryoyu gözler önüne serdi.

TBMM Heyeti İmralı Ziyaretiyle Öcalan Sürecini Hızlandırdı
TBMM Heyeti İmralı Ziyaretiyle Öcalan Sürecini Hızlandırdı
İçeriği Görüntüle

Özel'in eleştirileri, casusluk ithamlarının arkasındaki veri çalma skandallarına da uzandı. İstanbul'un verilerinin yurt dışına sızdırıldığı iddialarını yalanlayarak, asıl büyük veri hırsızlığının MİT Müsteşarı Hakan Fidan döneminde yaşandığını iddia etti. Sağlık Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, İçişleri Bakanlığı Vatandaşlık Hizmetleri ve Gelir İdaresi'nin tüm bilgilerinin çalındığını, hatta Erdoğan'ın TC numarasının bile hackerların eline geçtiğini belirtti. 23., 28., 33. Ankara Ağır Ceza ve 27. Ankara İdare Mahkemesi'ndeki davaları işaret ederek, MİT'in taraf olduğu bu dosyaların incelenmesini önerdi. Fidan'ın bu skandala üstüne gitmekten korktuğunu, yerine gelen İbrahim Kalın'ın ise hassasiyet gösterdiğini, aralarının bu yüzden bozulduğunu ima etti. Hala erişilebilir yerlerde satılan bu verilerin, hepimizin kişisel bilgilerini tehlikeye attığını vurguladı. 2019 seçimleri öncesi İstanbul seçmen analizlerinin tüm partilerin yaptığı standart canvassing (kapı kapı çalışma) olduğunu, AK Parti'nin bundan övündüğünü hatırlatarak, yabancı sunucular üzerinden 50 takla attırılan bir senaryonun ne kadar saçma olduğunu eleştirdi.

Bu casusluk oyununun, hırsızlık ve yolsuzluk ithamlarının tutmaması üzerine son çare olduğunu belirterek, milletin inanmadığını, terör suçlamasında ayaklandığını, şimdi de casuslukla ikna etmeye çalıştıklarını söyledi. "Bu kadar olmaz, tenezzül meselesi," diyerek, İmamoğlu'na casus diyenin Trabzon'dan İstanbul'a kadar anlını karıştıracağını, milletin buna izin vermeyeceğini haykırdı. Konuşma, muhalefetin kararlılığını pekiştirirken, iktidarın son kale olarak gördüğü bu hamlelerin de çökeceğini ima etti.

Özel'in açıklamaları, sadece siyasi arenayla sınırlı kalmadı; basın özgürlüğüne de güçlü bir vurgu yaptı. TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ'ın gözaltına alınmasını, namuslu bir gazeteciye atılan iftiraların son halkası olarak değerlendirdi. Yanardağ ve ekibinin, sanayi sitesindeki küçücük stüdyoda imkansızlıklara rağmen onurlu bir gazetecilik mücadelesi verdiğini övdü. Her rahatsız edici haberde Yanardağ'ı hedef aldıklarını, FETÖ döneminden beri bu taktiğin devam ettiğini belirtti. "Sürmedikleri leke kalmadı ama birini ispatlayamadılar," diyerek, TELE1 ailesine geçmiş olsun dileklerini iletti ve dayanışmalarını sürdüreceklerini söz verdi. Bu destek, basın camiasında yankı uyandırırken, Özel'in gazetecilere kalkan olmasını, demokrasinin vazgeçilmezi olarak konumlandırdı.

Bu açıklamalar, CHP'nin sadece bir parti olmadığını, demokrasi mücadelesinin öncüsü olduğunu bir kez daha kanıtladı. Kurultay zaferi, İmamoğlu'na sahip çıkma, Erdoğan'a meydan okuma ve veri skandallarını ifşa etme gibi adımlar, muhalefeti daha da güçlendirdi. Peki, bu fırtına nereye varacak? İktidarın sonraki hamleleri ne olacak? Türkiye'nin siyasi geleceği, bu tür cesur çıkışlarla şekilleniyor. Okuyucularımız, bu gelişmeleri takip etmeye devam edin; çünkü her yeni gün, yeni bir zafer veya meydan okuma getiriyor. Demokrasinin tarafında olanlar, her zaman kazanır – ve bu hikaye, henüz bitmedi.