Son dönemde ekonomik politikaların odak noktasında yer alan uygulamalar, birçok kesimin yakından izlediği bir süreç haline geldi. Özellikle yeni yılın başlangıcıyla devreye giren düzenlemeler, hem bireysel hem de kurumsal düzeyde etkilerini göstermeye başlıyor. Bu gelişmeler, gelecekteki beklentileri şekillendirirken, başarı şansını belirleyen faktörler de giderek daha fazla tartışılıyor.
Bu köşe yazısı, Türkiye ekonomisinin 2026 yılı enflasyon hedefleri doğrultusunda uygulanan yeni vergi ve zam stratejilerini analiz etmektedir. Yazar, hükümetin kamu zamlarını düşük tutarak enflasyonda düşüş beklentisi yaratmaya çalıştığını ancak bu başarının kalıcılığının şüpheli olduğunu vurgulamaktadır. Metne göre, yaklaşan seçim ekonomisi süreci, olası siyasi krizler ve küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ekonomik istikrarın önündeki temel engelleri oluşturmaktadır. Ayrıca, faiz indirimleriyle birlikte Türk lirasından dövize yönelme riskinin artabileceği ve toplumsal güven tesis edilmeden sadece rakamsal düzenlemelerin yeterli olmayacağı savunulmaktadır. Sonuç olarak kaynak, ekonomi yönetiminin manevra alanını ve enflasyonla mücadelede karşılaşılan iç ve dış risk faktörlerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir.
Ekonomi yönetimi, 2026 yılını enflasyonla mücadelede son fırsat olarak değerlendiriyor. 2027'den itibaren seçim ekonomisi nedeniyle enflasyonun yükselmesi öngörülürken, bu yılki adımlar kritik önem taşıyor. Vergi artışları ve zamlar, enflasyona minimum etki yapacak şekilde tasarlandı. Bazı vergiler yeniden değerleme oranı kadar artırılırken, enflasyona doğrudan etki eden kalemlerde artış oranı yüzde 20'nin altında tutuldu.
Bu yaklaşım, Ocak ayı enflasyonunu geçen yılın yüzde 5 civarındaki seviyesinden yüzde 3'lere indirmeyi hedefliyor. Piyasa beklentilerine göre Ocak enflasyonu yüzde 3,44 olarak gerçekleşebilir. Daha düşük bir seviye çıkması halinde ise yıllık enflasyon Ocak sonunda yüzde 28'lere gerileyebilir. Genel beklenti ise yüzde 29 civarında bir düşüş yönünde.
Merkez Bankası'nın Şubat ayında yayımlayacağı Enflasyon Raporu'nda, 2026 hedefinin yüzde 16'dan yüzde 19'a yükseltilmesi bekleniyor. Hazine ve Maliye Bakanı'nın inisiyatifiyle uygulanan enflasyon ayarlı vergi artışları ve zamlar, bu yeni hedefe ulaşmada belirleyici rol oynayacak. Aralık ayı enflasyonunun yüzde 1 civarında çıkması öngörülürken, bu durum Ocak faiz indirimi için zemin hazırlayabilir.
Ocak ve Şubat aylarında aylık enflasyonun düşük seyretmesi halinde, Mart ayında faiz indirimi neredeyse garanti hale gelecek. Geçen yıl Ocak enflasyonu yüzde 5,03, Şubat ise yüzde 2,27 olarak gerçekleşmişti. Bu yılın ilk iki ayında daha düşük rakamlar görülürse, yıllık düşüş trendi güç kazanacak.
Yılbaşı zamlarının TÜİK endeksindeki önemli mallarda sınırlı tutulması, yıllık enflasyon trendini aşağı çekmeyi amaçlıyor. Bu strateji, beklentilerin olumlu yöne evrilmesini sağlayabilir. Ancak uzman yorumlara göre, bu tedbirler tek başına yeterli olmayabilir.
Siyasi krizler, gıda fiyatlarındaki olası yükselişler ve küresel gelişmeler gibi faktörler hesaba katılmadı. Özellikle sert kış koşullarında tarım ve gıda fiyatlarında beklenmedik artışlar yaşanabiliyor. Petrol fiyatlarının düşük seyri şu an avantaj sağlasa da, bu durum kalıcı olmayabilir.
Küresel riskler de göz ardı edilemez. İran'daki gelişmeler, Suriye'deki aksamalar ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi unsurlar, petrol ve iç piyasa fiyatlarını yukarı yönlü etkileyebilir. Bu tür dış şoklar, enflasyon hedeflerini zorlayacak nitelikte.
İç politikada muhalefet baskısı ve siyasi tansiyonun yükselmesi riski de mevcut. Aylık enflasyon düşüşü sağlansa bile, yıllık bazda istenen seviyelere inmek için daha kapsamlı bir güven ortamı gerekiyor. Faizlerin yüzde 35'in altına inmesiyle sıcak para girişi artsa da, TL tasarruf getirilerinin gerilemesi dövize talebi canlandırabilir.
Kur baskısının artması halinde enflasyon hedeflerinden sapma kaçınılmaz olabilir. Zamların düşük tutulması olumlu bir adım olarak görülse de, siyasi iklimin yumuşamaması durumunda ekonomi güveni tam olarak sağlanamayabilir. Bu da olumlu beklentilerin bozulmasına yol açabilir.
Enflasyon ayarlı yeniden değerleme oranı, bazı vergilerde artış kriteri olarak kullanıldı. Bu yöntem, hedeflerle uyumlu bir çerçeve çizmeyi amaçlıyor. Ancak yazarın değerlendirmesine göre, bu ayarlamalar tek başına başarı için yeterli görünmüyor.
Gıda fiyatlarındaki kış etkisi belirsizliğini korurken, tarım sektöründeki olası sorunlar dikkat çekiyor. Geçmiş yıllarda sert kışlar, beklenmedik fiyat sıçramalarına neden olmuştu. Bu yılki hava koşulları da kritik rol oynayacak.
Küresel enerji piyasalarındaki dalgalanmalar, ithalat bağımlılığı yüksek ekonomilerde doğrudan yansımalar yaratıyor. Petrol fiyatlarının mevcut düşük seviyesi avantaj olsa da, jeopolitik riskler bu dengeleri hızla değiştirebilir.
Siyasi tansiyonun yönetilmesi, enflasyon mücadelesinde anahtar unsur olarak öne çıkıyor. Muhalefet dinamikleri ve olası krizler, güven ortamını etkileyebilir. Bu faktörlerin kontrol altında tutulması, hedeflere ulaşmada belirleyici olacak.
Faiz indirimlerinin zamanlaması da önemli. Aralık verilerinin olumlu gelmesi, Ocak toplantısında 1,5-2 puanlık indirim için yeterli görülürken, Şubat ve Mart adımları trendin devamına bağlı. Bu süreç, piyasa beklentilerini doğrudan şekillendirecek.
Sonuç olarak, enflasyon ayarlı vergi ve zam uygulamaları olumlu bir başlangıç sağlasa da, başarı için daha geniş bir perspektif gerekiyor. Siyasi, küresel ve mevsimsel risklerin yönetilmesi, 2026 hedeflerine ulaşmada kritik önem taşıyor. Gelişmeler, önümüzdeki aylarda daha net ortaya çıkacak ve ekonomi yönetiminin stratejilerini test edecek nitelikte. Bu süreç, yakın takip edilmeye değer bir önem arz ediyor.




