Dünya

Yeni Dünya Düzeni Eskisiyle Aynı Görünüyor

Küresel güç dengeleri tarihsel döngüleri tekrarlıyor. ABD'nin Venezuela müdahalesi eski imparatorluk işgallerine benziyor. Petrol zenginliği, sosyalist politikalar ve kültürel tuzaklar dikkat çekici. Müdahale gerekçeleri ve başarı kriterleri merak uyandırıyor.

Küresel arenada güç mücadelesi her dönem yeni söylemlerle sunulsa da özünde benzer dinamikler hakim olmayı sürdürüyor. Tarihsel olaylar, bugünkü gelişmelerin aynası gibi işlev görerek dikkat çekiyor. Bu bağlamda son dönemde yaşanan müdahaleler, geçmişteki yayılmacı politikaları hatırlatıyor.

ABD'nin Venezuela'ya yönelik operasyonu bu tartışmaları yeniden alevlendirdi. Trump yönetimi döneminde Maduro ve eşi gece vakti yatağından alınarak New York'a getirildi ve adi suçlu gibi yargılanmaya başlandı. Bu eylem, geleneksel darbe yöntemlerinden farklı bir yaklaşım sergiledi. Müdahale, uyuşturucu kaçakçılığına iş birliği yapmama gerekçesiyle meşrulaştırıldı. Petrol kaynaklarına erişim ve istikrar sağlama amacı ön plana çıktı.

Maduro'nun profili de bu sürecin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. Komünist Küba'da sendikacılık eğitimi almış bir politikacı olan Maduro, Hugo Chavez'in yardımcısı olarak yükselmişti. Chavez'in Küba'da kanserden ölümünün ardından başkanlık koltuğuna oturdu. İktidarını düzmece veya hileli seçimlerle sürdürdüğü belirtiliyor. Bu antidemokratik yöntemler, müdahalenin haklılık iddiasını destekleyen unsurlar arasında yer aldı.

Venezuela'nın doğal zenginlikleri ise ironik bir tablo çiziyor. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan ülke, yeraltı ve yerüstü kaynaklarla dolu bir coğrafya. Yüzölçümü 912 bin kilometrekare, nüfusu göçler nedeniyle azalmış durumda. Petrol fiyatları yüksekken çok zengin görünen ülke, sonrasında orta halli ve düşük orta gelir ligine düştü. Bu durum, orta kültür tuzağı olarak nitelendiriliyor.

Ekonomi politikasının üretim yerine petrol gelirlerini paylaşım üzerine kurulması temel sorun olarak görülüyor. Kök sebep ise kapitalizmle gelişmenin gereği olan ahlak normlarını içselleştirmemiş, parçalı bir millet yapısı. Hugo Chavez, Fidel Castro hayranı olarak sosyalizme geçiş denemesi yaptı. Komünal konseyler, işçilerce yönetilen kooperatifler kurdu, topraksız köylüye toprak dağıttı, petrol ve sanayiyi devletleştirdi. Ancak ABD ambargoları ve kültür değişimini gerçekleştirememesi nedeniyle başarısızlık yaşandı.

Trump'ın istikrarlı hükümet kuruluncaya kadar Venezuela'yı yöneteceğini söylemesi dikkat çekti. Bu söz düşüncesizce sarf edilmiş olsa da Dışişleri Bakanı tarafından yönlendirme şeklinde açıklanarak yumuşatıldı. Yani ülke, ABD kuklası bir hükümet tarafından Venezuelalılarca yönetilecekti. Muhalefet lideri ise hükümet kurmaya hazır olduklarını ifade etti.

Bu müdahale, tarihsel işgallerle karşılaştırılarak haklılık tartışması açıyor. Moğol İmparatoru Cengiz Han'ın Çin ve Doğu Avrupa'yı işgali, Kartacalı Hannibal'ın filleriyle Roma'ya girişi, Makedonyalı Büyük İskender'in Anadolu ve İran'ı zapt etmesi örnekleri veriliyor. Romalı Sezar'ın Mısır'dan İngiltere'ye hükmetmesi, Osmanlı Padişahı Mehmet'in İstanbul'u fethi, Emevi komutan Tarık Bin Ziyad'ın İspanya ve Portekiz'i ele geçirmesi de listede.

Abbasilerin Hindistan'a ilerlemesi, Birinci Selim'in Mısır seferi, İngilizlerin Hindistan'ı sömürgeleştirmesi, Hollandalıların Endonezya'yı, Belçikalıların Kongo'yu ele geçirmesi benzer şekilde anılıyor. Napolyon'un Rusya'ya Moskova yönelimi, Japonların Çin'e gidişi, Hitler'in Avrupa'ya yıldırım orduları gibi saldırıları da bu zincire ekleniyor.

Tüm bu tarihsel örnekler, ABD'nin eylemini normalleştiren bir çerçeve çiziyor. Haklılık veya haksızlık başarıyı belirlemiyor vurgusu yapılıyor. ABD'nin Vietnam ve Afganistan hezimetleri ise karşı örnek olarak hatırlatılıyor. Güneşin altında yeni bir şey yok denilerek kıssadan hisse çıkarılıyor.

Venezuela'nın sosyalist denemesi kültürel yetersizlik ve dış baskılarla başarısız bulundu. Petrol zenginliğine rağmen paylaşım odaklı politika sürdürülemez hale geldi. Bu durum, yeni dünya düzeninin yenilik içermediğini ortaya koyuyor.

Dış siyasetin iç siyasete göre belirlenmediği tezi makalenin temel mesajı olarak öne çıkıyor. Müdahaleler iç dinamiklerden bağımsız olarak kaynak erişimi ve güç dengesi amacıyla yapılıyor. Trump'ın Venezuela hamlesi bu bağlamda eski imparatorlukların devamı gibi görülüyor.

Tarihsel döngüler tekrar ederken başarı kriteri değişmiyor. Müdahalelerin meşruiyeti değil sonuçları belirleyici oluyor. Venezuela örneği bu döngünün güncel bir yansıması niteliğinde.

Sonuç olarak yeni dünya düzeni eskisidir görüşü güç kazanıyor. Dış siyaset iç siyasete tabi değil vurgusuyla makale kapanıyor. Tarihsel örnekler ve Venezuela analizi bu tezi destekliyor. Küresel güç mücadelesi benzer kalıplarla devam ediyor. Bu gerçekler geleceğe dair önemli ipuçları veriyor.