Son yıllarda Suriye kaynaklı gelişmeler günlük hayatın ayrılmaz parçası haline geldi. Sınır ötesindeki olaylar yakından izlenirken, mülteci hareketleri ve güvenlik tehditleri ön plana çıkıyor. Bu durum, bölgesel istikrarsızlığın derin etkilerini ortaya koyuyor.

Mülteci akını birkaç yıl önce toplu halde sınırları aşarak başladı. Milyonlarca kişi kentlere ve kasabalara yerleşti. Aralarında cahiller, zavallılar, casuslar, iş arayanlar ve sahtekârlar çoğunluktaydı; okumuş kesim ise oldukça azdı. Bu kişiler yaygın şekilde yerleşim bölgelerine dağıldı, bazıları asgari ücretin altında koşullara razı oldu. İktidar, başlangıçta çocuklara bedava eğitim ve herkese bedava sağlık hizmetleri sağladı. Okullar ve sağlık kuruluşları bu kişilerle dolup taştı; kendi insanlardan esirgenen olanaklar onlara sunuldu.

Ancak bu süreç olumsuz sonuçlar doğurdu. Bazıları suça bulaştı, mahalle kavgaları ve linç girişimleri yaşandı. Toplumun huzuru kaçtı. Bazı illerde mülteci sayısı yerli nüfusu geçti; inanılmaz bir durum ortaya çıktı. Bu gerçek önlenmezse, önümüzdeki seçimlerde çok sayıda mülteci milletvekili olacak, pek çok belediye onların eline geçecek. Toplum balık hafızalı bir yapı sergiliyor; yaşanan acıları kısa sürede unutuyor.

Şimdi mülteci meselesi unutulmak üzereyken, Suriye'deki iç savaş yeni bir aşama getirdi. Bu, başa açılan belanın devamı niteliğinde. Arada 930 kilometre sınır bulunuyor. Öte yanda gerçek bir devlet yok; varmış gibi görünse de yok. Bu yapay devleti ve halkını uzun süredir kendi kaynaklarla besliyoruz. Kendi millete aktarılması gereken paralar oraya pompalanıyor.

Suriye'de para yok, gelir yok, eğitimli kadro yok. Ancak silahlanmış binlerce militanıyla PKK'nın yan kolu olan çeşitli terör örgütleri mevcut. Ordusu hava kuvvetleri ve uçakları olmayan, deniz kuvvetleri ve gemileri bulunmayan bir yapı. Silahlı gücü sadece başıbozuk militanlardan oluşuyor. Bu militanların ordusunu yönetiyoruz, paralar bizden gidiyor. Karşımızda ciddiye alınacak bir muhatap olmadığı için bu sorunlar yaşanıyor.

İran'da Protestolar Büyüyor: Sokaklar Dolup Taştı
İran'da Protestolar Büyüyor: Sokaklar Dolup Taştı
İçeriği Görüntüle

Diplomatik alanda rezaletler devam ediyor. Şam'a büyükelçi atandığı halde, karşılık olarak Ankara'ya büyükelçi bulunamıyor. Bu durum diplomatik bir utanç kaynağı olsa da dikkate alınmıyor. PKK'nın yan örgütü birkaç gün önce Halep'e saldırdı ve kentin belli bölümlerini ele geçirdi. Halep sınır komşusu; uzaklığı sadece 40 kilometre.

İş ciddiye binince, talep edilirse asker göndermeye hazır olunduğu açıklandı. Sonra saldırganlar Halep'i terk etti; neden korktukları mı yoksa başka bir oyun mu döndüğü bilinmiyor. Milyonlarca sığınmacı hala ülkede yaşıyor. İktidar değişikliği sonrası küçük bir bölüm geri döndü, ağırlıklı kesim burada kaldı.

İşin çözümü için Meclis'te görkemli bir komisyon kuruldu ancak işe yaramadı. Örgüt güya silah bırakacaktı ama tam tersi oldu; daha beter silahlandı. Şimdi sesleri çıkmasa da yakında eylemler başlayacak. İlk silahlı gösteri Halep'te sergilendi; devamı gelecek, silahlar çeşitli yerlerde konuşacak. Ordunun günün birinde Suriye'ye girmek zorunda kalacağı öngörülüyor.

Bu büyük bela kendi ellerle açılmış bir sorun olarak görülüyor. Mülteci politikalarından terör desteklerine, kaynak israfından diplomatik başarısızlıklara kadar zincirleme etkiler yaşanıyor. Halep olayları gibi gelişmeler, sınır güvenliğini doğrudan tehdit ediyor. Terör örgütlerinin güçlenmesi, mülteci nüfusunun artışı ve toplumsal gerilimler birleşince tablo karmaşıklaşıyor.

Gelecekte seçimlerde mülteci kökenli vekillerin Meclis'e girmesi, belediyelerin el değiştirmesi gibi senaryolar gerçekçi görünüyor. Toplumun kısa hafızası bu riskleri artırıyor. Yapay bir devletin ayakta tutulması için harcanan kaynaklar, kendi ihtiyaçları karşılamakta zorlanıyor. Militanların başıbozuk yapısı, düzenli bir ordu eksikliği ve terör bağlantıları, kalıcı istikrarsızlık yaratıyor.

Diplomatik dengesizlikler de cabası; büyükelçi karşılık verememe gibi durumlar prestij kaybına yol açıyor. Halep'in 40 kilometre uzaklıkta olması, her gelişmenin doğrudan güvenlik meselesi haline gelmesini sağlıyor. Saldırı ve ani çekilme gibi olaylar, perde arkasında başka hesapların döndüğü şüphelerini doğuruyor.

Meclis komisyonunun başarısızlığı, silah bırakma vaatlerinin tersine dönmesi, yeniden silahlanma gibi adımlar güveni sarsıyor. Yakında yeni eylemlerin başlaması, silahlı gösterilerin yaygınlaşması kaçınılmaz görünüyor. Bu zincirleme reaksiyon, askeri müdahale zorunluluğunu gündeme getiriyor.

Sonuç olarak, Suriye kaynaklı bu büyük bela nereye varacak sorusu cevapsız kalıyor. Mülteci akınından iç savaşa, terör tehditlerinden diplomatik rezaletlere uzanan süreç, köklü çözümler gerektiriyor. Aksi takdirde sınır ötesi riskler iç güvenlik sorunlarına dönüşecek, toplumsal huzur daha da bozulacak. Gelişmeler yakından izlenmeli; çünkü her yeni aşama daha büyük sınamalar getiriyor.