Türkiye'nin yargı sistemi, son yıllarda sessiz sedasız ilerleyen atamalarla sık sık gündeme geliyor. Bu atamalar, sadece birer personel değişikliği olmanın ötesinde, eski hesapların ve unutulmaz anıların izlerini taşıyor. Özellikle, yüksek yargı organlarının kadrolarındaki hareketlilik, kamuoyunda "acaba kim kiminle?" sorusunu sordururken, adaletin temellerini sorgulatıyor. Peki, bu son gelişme ne anlama geliyor? Yargıdaki güç dengeleri, beklenmedik bir şekilde nasıl değişiyor? Detaylara inmeden önce, bu tür olayların Türk siyasetindeki yerini düşünmek bile tüyler ürpertici.
İşte o çarpıcı haber: Bursa'nın deneyimli Cumhuriyet Başsavcısı, uzun bir kariyerin ardından Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı'na terfi etti. Bu atama, sadece bir yükseliş hikayesi değil; zira atanmış isim, daha önce kamuoyunu ayağa kaldıran bir sofrada, tartışmalı figürlerle yan yana oturmuş biri. O yemek, Uludağ'ın serin havasında gerçekleşmişti ve katılımcıları arasında, yargı mensuplarından iş insanlarına kadar geniş bir yelpaze vardı. Fotoğraflar ortaya çıktığında, sosyal medya ve siyasi kulislerde fırtına kopmuştu. Atama ise tam da bu fotoğrafların yankıları sürerken duyuruldu – tesadüf mü, yoksa ince bir planın parçası mı? Bu soru, yargıdaki güç oyunlarını yeniden masaya yatırıyor.
Daha derine inelim: Atanan savcı, Ramazan Solmaz. Kariyerine Düzce'de Cumhuriyet Başsavcılığı yaparak başlayan Solmaz, ardından Diyarbakır gibi kritik bir ilde aynı görevi üstlendi. Bu görevler, terörle mücadele ve hassas davaların gölgesinde geçtiği için, Solmaz'ın adı zaten ulusal çapta biliniyordu. Bursa'ya atanmasıyla birlikte, şehrin adalet mekanizmalarını yönetirken, yerel sorunlardan ulusal davalara kadar geniş bir yelpazede etkili oldu. Ancak, asıl dikkat çeken, o meşhur Uludağ yemeği. Bu etkinlik, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve İYİ Parti Milletvekili Lütfullah Kayalar tarafından organize edilmişti. Ağar, "Derin Devlet" kavramıyla özdeşleşmiş bir isim; 1990'larda ANAP hükümetinde Ankara Emniyet Müdürü olarak görev yapmış, Turgut Özal döneminin en tartışmalı figürlerinden biri. Kayalar ise o dönemin Tarım ve Köyişleri Bakanı'ydı – ikilinin bu yemeği düzenlemesi, nostaljik bir buluşma mı yoksa stratejik bir hamle miydi?
Yemeğin detayları, olayın ciddiyetini artırıyor. Katılımcılar arasında, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyesi ile Yargıtay Üyesi Ömür Topaç da yer alıyordu. Topaç, 2021'de TBMM tarafından seçilen bir isim; Tunceli kökenli, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği gibi kritik rollerden geliyordu. Solmaz'ın yanı sıra, oğlu avukat Ali Faruk Solmaz da sofradaydı – baba-oğul birlikte, iş insanları ve diğer yargı mensuplarıyla aynı masada. Bu fotoğraflar, ilk olarak 2024 sonlarında sızmış ve "yargıdaki lobi faaliyetleri" tartışmalarını tetiklemişti. Solmaz'ın Yargıtay'a atanması, bu görüntülerin üzerinden aylar geçmesine rağmen, tam da yargı reformu konuşulurken gerçekleşti. Acaba, bu atama bir ödül mü, yoksa sessiz bir uyarı mı? Siyasi analistler, Ağar'ın etki alanının hala ne kadar geniş olduğunu sorguluyor.
Bu gelişmenin siyasi yansımaları da cabası. Mehmet Ağar, Susurluk Skandalı'ndan beri "gölge güç" olarak anılıyor; onunla aynı sofrada oturmak, herhangi bir yargı mensubu için riskli bir adım. Hatırlanacağı üzere, Ağar'ın adı, faili meçhul cinayetlerden organize suçlara kadar pek çok dosyada geçmişti. Lütfullah Kayalar ise, İYİ Parti saflarında aktif bir milletvekili olarak, tarım politikalarından yargı reformuna uzanan bir köprü kuruyor. Ömür Topaç'ın HSK üyeliği ise, atamaların kaderini belirleyen bir konumda. Solmaz'ın oğlu Ali Faruk'un avukatlık mesleği de eklenince, ailevi bağların yargıdaki rolü tartışma yaratıyor. Bu yemek, sadece bir sosyal etkinlik miydi, yoksa karar mekanizmalarını etkileyecek bir networking mi? Kamuoyu, özellikle son dönemde artan yargı bağımsızlığı tartışmalarında, bu tür bağlantıların adaleti nasıl gölgelediğini merak ediyor.
Yargıdaki atamalar, Türkiye'nin demokrasi nabzını tutan bir ayna gibi. Ramazan Solmaz'ın Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı'na geçişi, sadece bireysel bir başarı değil; zira Yargıtay, temyiz davalarının nihai durağı olarak, ülkenin en kritik kararlarını veriyor. Solmaz'ın Diyarbakır ve Bursa'daki tecrübesi, burada terör davalarından yolsuzluk dosyalarına kadar geniş bir alanda faydalı olabilir – ama o sofradaki görüntüler, tarafsızlığını sorgulatıyor. Siyasi kulislerde, bu atamanın HSK'nın gündeminde nasıl yer aldığı konuşuluyor; Topaç'ın rolü ise ayrı bir muamma. Ağar ve Kayalar'ın bu etkinlikteki motivasyonu neydi? Belki de, eski dostlukların yeni güç dengelerini şekillendirdiği bir dönemden geçiyoruz. Bu atama, yargıdaki "eski-yeni" çatışmasını mı simgeliyor, yoksa bir uzlaşma mı?
Dahası var: Uludağ yemeğinin tarihi, 2024 kışına dayanıyor ve o dönem, Türkiye yargı camiasında sessiz bir fırtına esiyordu. Fotoğrafların yayınlanmasıyla, muhalefet partileri "yargıdaki derin bağlantılar" iddiasını dile getirmişti. Solmaz'ın ataması ise, 28 Kasım 2025'te resmiyet kazandı – tam da yıl sonu HSK toplantılarının gölgesinde. Bu zamanlama, tesadüf olamayacak kadar manidar. Ömür Topaç'ın TBMM kökenli seçimi, siyasi etkiyi pekiştirirken, Solmaz'ın kariyer grafiği yükselişte. Ancak, eleştirmenler, bu tür atamaların "liyakat mi, sadakat mi?" sorusunu sordurduğunu belirtiyor. Ağar'ın "Derin Devlet" mirası, hala yargı koridorlarında yankılanıyor; Kayalar'ın milletvekilliği ise, bu yankıyı meclise taşıyor. Peki, bu zincir nereye uzanıyor?
Tarihsel bir bakışla, benzer olaylar Türkiye'nin yakın geçmişinde defalarca tekrarlandı. 1990'lar ANAP dönemi, Ağar ve Kayalar gibi isimlerin yükseldiği bir çağdı – Susurluk'la patlak veren skandallar, yargıyı derinden sarsmıştı. Bugün, Solmaz'ın ataması o dönemin izlerini taşıyor gibi. Yargıtay'ın yeni savcısı olarak, Solmaz'ın eline geçecek dosyalar, sadece hukuki değil, siyasi ağırlıkta. Diyarbakır'daki tecrübesi, Kürt meselesi davalarını; Bursa'daki rolü, yerel yolsuzlukları çağrıştırıyor. Ailevi bağlar ise, nepotizm tartışmalarını alevlendiriyor – Ali Faruk Solmaz'ın avukatlığı, baba mesleğinin gölgesinde mi büyüyor? Bu sorular, yargı reformu gündeminde kritik öneme sahip.
Sonuçta, bu atama Türkiye'nin adalet arayışını bir kez daha test ediyor. Ramazan Solmaz'ın Yargıtay yolculuğu, Mehmet Ağar'ın sofrasından başlayıp zirveye uzanan bir hikaye – ama bu hikaye, mutlu sonla mı bitecek? Siyasi aktörler arasındaki bağlar, yargının tarafsızlığını ne kadar zedeliyor? Kamuoyunun tepkisi, önümüzdeki günlerde netleşecek; zira her atama, geleceğin kararlarını şekillendiriyor. Bu gelişmeyi takip etmek, sadece merak değil, vatandaşlık görevi – paylaşın, tartışın, çünkü sessizlik, en büyük tehlike. Yargıdaki bu satranç oyunu, hepimizi ilgilendiriyor; bir sonraki hamle ne olacak?